Tarih: 16.02.2020 00:43

Kentin imhası inşası ve ihyası algoritmasında Yerel Yönetimler

Facebook Twitter Linked-in

Kentlerin başta deprem riski olmak üzere, sosyal, kültürel boyutlarda yaşanabilir kılınabilmesi yanı sıra eskimiş kent dokusunun yenilenmesi için uygulamaya alınan kentsel dönüşüm projelerinin, toplumun çeşitli kesimlerinde farklı tepkiler aldığı aşikârdır. Kentsel dönüşüm projeleri ile ilgili uygulamalar, özellikle kentin yoksul ve ötekileştirilmiş kesimleri için mağduriyetlerin yaşanmasını beraberinde getirdi.

GİRİŞ
İnsan mekân ilişkisi ontolojik koordinatlarda üçüncül temel eksen olarak tanımlanabilir. İnsanın mekânla imtihanı onun varoluşsal sürecini şekillendiren ana boyutlardan birini oluşturur. Toplumsal varoluş boyutunun temel niteliklerinin coğrafya ile ilişkisi yaşamın her alanına derin etki ve yansımalar oluşturduğu ve günümüzde sosyolojinin alt disiplinlerinden biri haline geldiğini altını çizmek gerekir.

İslam sosyolojisinin son dönem en önemli temsilcilerinden biri olan Ali Şeriati, ‘İnsanın Dört Zindanı’ adlı eserinde coğrafyayı insanın özgürleşmesi sürecinde aşılması gereken dört zindanda biri olarak tanımlar. İnsan ve toplum yaşamında tarihin rehberliğinde geçmiş uygarlıkların izleri incelendiğinde mekân ve coğrafyanın belirleyici temel fonksiyonlarının olduğu açıkça görülür. Güç ve iktidarın, zenginlik ve ihtişamın, özgürlük ve adaletin her bir millet, kavim veya din ve medeniyet için ölçülebilecek düzeyde verilerini, inşa, imha veya ihya ettikleri yapılarda, saray ve mabetlerde, kale ve surlarla çevrili şehirlerin mimarisinde gözlemlemek mümkün.

Kitab-ı Kerim insanın mekânla imtihanını yeryüzünde fitne ve bozgunculuk çıkarmama (2/11-12), adalet, özgürlük ve barış değerlerinin yaşamlaştırılması misyonunu inanmış insan ve toplumların üstüne bir sorumluluk olarak yükler(3/104..4/135).

Kişinin iman etmesi iki boyutta yaşama yansır. Bireysel boyutta kişinin özgür akıl ve vicdanı ile tevhidi tasdik eden ve bu doğrultuda yaşamı anlamlandıran enfüsi tercih ki bu kişiye bireysel alanda namaz, oruç gibi kimi ibadi sorumluluklar yükler ve helal ve haramlara sınırları çizilmiş bir yaşam tarzı önerir. Bu bağlamda içki içmez, faize bulaşmaz, zina etmez, yalan söylemez, hırsızlık yapmaz, kumar oynamaz, helal yoldan kazanç peşine düşer, nikâha dayalı aile kurar, anneye, babaya, eş ve çocuklarına, akrabaya, komşuya karşı sorumluluklarını yerine getirmeye çalışır. Elindeki yetki, güç ve imkânları Allah’ın rızasını kazanabileceği bir duyarlılığı merkeze alarak kullanmaya çalışır.

Bu tür iman etmiş, muvahhid bireylerden oluşmuş bir topluluğun, kavmin, millettin tevhidi bir toplumsal kimlik kazanması ise her zaman mümkün olmuyor. Yani bir toplumun iman etmiş bir toplum olması için tek tek bireylerin iman etmiş kimseler olması yeterli değildir. Ayrıca toplumsal tevhidi kimliği kazanmak için ortak sosyal duruş, pratik ve sorumlulukların üstlenilmesi, üretilmesi gerekir. Ontolojik temelde tevhidi bir toplumun üç düzlemde ilişki koordinatlarının vahiy terbiyesi ile şekillenmiş olması gerekir. Birinci düzlem tek rab ve ilah olan Allah’a şirk koşulmadan iman edilmesinin toplumsal boyutta, siyasi, ekonomik ve sosyal hayatta belirleyici olması şartı vardır. Siyasi otoritenin formu ve teknik algoritması farklı olabilir, ancak istişare, seçim/biat, liyakat(bireysel olarak her yöneticinin takva öncüsü, ilmi ve ameli olarak güzel örneklik sahibi olması) gibi temel değerlerin üzerine kurulması şarttır. Benzer değer ve ilkeleri ekonomik ve sosyal hayatın işleyişi açısından da ortaya koyabiliriz.

İkinci düzlemde ise insanın insanla ilişkileri yer alır. Bu ilişkilerin temelimde ise temel hak ve özgürlükler vardır. Her alanda ve zeminde adalet merkezli bir toplumsal ilişki düzlemi üretilmesi hedeflenir. Vahiy kültürünün belirlediği gelenekte, insan yaşamının dokunulmazlığı, akıl ve inanç özgürlüğünün teminat altına alınması, mülkiyet terbiyesi, kadın, çocuk, yaşlı ve engelli gibi kesimlerin sosyal adalet ikliminde hak ve özgürlüklerinin korunması hassasiyeti sosyal yaşamı belirleyen tüm ilişkilere yön vermesi tavsiye edilir. Bu bağlamda takvanın sosyal boyutu bu ölçülerin yaşamsallaştırılması derinliği ile doğru orantılıdır. Tüm bu ilişkilerin koordinasyonunu, ırk, din, kavim değil, insan merkezli ele alınır.

Üçüncü düzlemde ise insanın eşya ile ilişkisi vardır. İnsanın kendi dışında var olan kâinatla ilişkisi ontolojik temelde diğer iki düzlemdeki ilişkiyi doğrudan etkiler ve belirler. Kevni ayetler birinci düzlemi derinleştirmeyi hedefleyen vurgular taşırken, iyi-kötü, helal-haram, güzel-çirkin, hak-batıl, adl-zulm olana dair şekillenişler ve her türlü eşya üzerinden üretilen kültür ve birikim, insanın varoluş serüveninin genetik örüntülerini oluşturur.

Birinci ve ikinci düzlemsel alanlar soyut bir nitelik taşırken, üçüncü düzlem somuttur. Bu bağlamda varoluşsal bütünlük içerisinde ilişkileri ruh ve beden gibi birbirini tamamlar.

Kent sosyolojisi üzerine önemli çalışmaları olan sosyolog Alev Erkilet insan mekân ilişkisinde dışsallaşma-nesnelleşme-içselleşme kavramsal çerçeveleri üzerinden farklı bir açılım sağlar: “Biyolojik yapısının özgül niteliği nedeniyle insan kendisini dışsallaştırmaya zorlanır. İnsanlar, toplu olarak ortak davranış yoluyla kendilerini dışsallaştırır ve böylece bir beşeri dünya üretirler. Bir kısmını toplumsal yapı diye isimlendirdiğimiz bu dünya onlara nesnel gerçeklik statüsü kazandırır. Nesnel bir gerçeklik olarak aynı dünya, toplumsallaşan bireyin sübjektif bilincini oluşturan diğer bir parça olmak üzere sosyalleşme esnasında içselleştirilir. Bireysel bilinçlerin dışsallaşması olarak ortaya çıkan gerçeklik, bir kez nesnelleştiğinde karşıt/farklı değerleri dışsallaştırmak isteyenler için bile bilinçlerinde öylece yer eden belirleyici bir varlık kazanmaktadır. Böyle durumlarda toplumsal kimlik öznel kimliğe karşı toplumu temsil etmeye başlar, onu toplum adına denetleme eğilimine girer.”

Erkilet’in bu çözümlemesi, insan-Eşya-Mekân ilişkisinde yine bizzat insanın ürettiği ve temelde onun özgürlüğünü kısıtlayan vahiy merkezli olmayan toplumsallaşmanın ördüğü toplum ve mekân kuşatılmışlığının birbirini derinlikli olarak beslediğini gösterir. Her bir insan tekinin yine kendi tarafından üretilen ve eş zamanlı olarak kendisini kuşatan dışsal değerlerin öznel sancı ve sarsıntılarının kaçınılmaz yenilgisiyle oluşan bir çatışmanın sonucudur onu en değerli kılan özgürlük madunuiyeti.

Bu makalenin temel konusu ontolojik bağlamda analiz etmeye çalıştığımız bozulmanın, imha ve bunun sonucunda gelen çatışma ve sapmaların, çözülen, tahrip olan fıtri kodların ve son yarım asırda artan bir ivme ile moderinitenin ürettiği küreselleşme ile gittikçe daha radikal polarizasyonlara dönüşen insan özündeki yarılma ve çatışmaların günümüz İslam coğrafyalarını da bekleyen kaderine Türkiye’deki yerel yönetim deneyimleri üzerinden dikkat çekmektir.

Türkiye’de Kentleşme Süreci Sancıları: Göç ve Kentsel Dönüşüm
Deprem kuşağı coğrafyası üzerinde bulunan Türkiye, cumhuriyet dönemi ile başlayan ve sürekli artan oranda köyden kente göçün yaşandığı bir yakın tarih sürecinden geçmiştir. Modern kentleşme süreci ile paralel gelişen göç olgusu, düşük ivmeli olsa da hâlâ devam etmektedir. Kentlere göçün getirdiği en önemli sorunların başında kuşkusuz çarpık kentleşme gelmektedir. Uzun yıllar izlenen olumsuz politikaların, son otuz yıla damgasını vurmuş Kürt sorunun ve son dönem Suriye iç savaşı ile beraber ortaya çıkan yoğun mülteci sirkülasyonun beraberinde getirdiği kitlesel göçlerle ile iyice müzminleşen çarpık kentleşme problemi, başta İstanbul olmak üzere birçok kent için yaşamı tehdit eden risklerin artmasını beraberinde getirmiştir. Özellikle İstanbul, yeni strateji ve projeler geliştirilmezse hızla etrafı gettolaşma ile çevrili Paris gibi derin sosyopolitik, soyokültürel polarizasyonların yaşandığı bir metropole dönüşecek.

Kentlerin başta deprem riski olmak üzere, sosyal, kültürel boyutlarda yaşanabilir kılınabilmesi yanı sıra eskimiş kent dokusunun yenilenmesi için uygulamaya alınan kentsel dönüşüm projelerinin, toplumun çeşitli kesimlerinde farklı tepkiler aldığı aşikârdır. Kentsel dönüşüm projeleri ile ilgili uygulamalar, özellikle kentin yoksul ve ötekileştirilmiş kesimleri için mağduriyetlerin yaşanmasını beraberinde getirdi. Özellikle Romanlar ve Kürtlerin yoğunlukla yaşadığı bölgelerde ortaya çıkan sorunlar, insan hak ve özgürlüklerinin ihlalleri bağlamında Türkiye’nin sicilini olumsuz etkiledi ve etkilemeye devam edecek gibi görülüyor. Bu durum aynı zamanda metropollerde merkezden kenara bir içgöç diye tanımlanabilecek yeni bir olguyu da ürettiğinin altını çizmek gerekiyor.

Temelde kentsel dönüşüm uygulamalarında ortaya çıkan itirazları birkaç başlık altında toplayabiliriz. Bu bağlamda dönüşüm uygulanan semtlerde yaşayan toplumsal kesimlerin yaşadığı yerlerden uzaklaştırılması, yerleşim yeri seçme özgürlüğünün ihlali, konut hakkının ihlali, uygulamalarda ortaya çıkan rantın, sahiplerine yansıtılmaması ve bu bağlamda önemli bir yolsuzluk alanının önünün açılması, uygulamalarda kentin kültürel dokusunun, tarihsel mirasının, kimliğinin tahrip edilmesi, ekolojik kaygı ve hassasiyetlerin olmaması, mimari ve estetiksel değerlerin uygulamalara yansımaması gibi önemli eleştiriler gelmektedir.

Modern paradigmanın beraberinde getirdiği kapitalist yaşam tarzının baskın küresel kuşatması, tüm kültür ve medeniyet iklimlerini çözen tektipleştirici metropollerin tüm yeryüzüne yayılması sonucunu doğuruyor. Sermayenin kar hırsı ile şekillenen bu neoliberal yayılmacılığın kaçınılmaz sonucu olarak artık insan mekanı şekillendirmiyor, mekanın insanı dönüştürmesi gibi trajik çözülmeler yaşanıyor. medeniyet değerlerimizin mimarimize yön vermesi gerektiğini savunan ve islami mimarinin günümüz dünyasında çıkışlarını üretmek için mücadele vere Turgut Cansever, bu mimari duyarlılığın en başat ilkesi olarak ‘tevhid’ i koyar. Bu bağlamda dünya –ahiret ikliminde bir yaşam tarzının şehirlere ruhunu vermesi gerektiğini savunurken, varsıl ile yoksulun yaşam mekanlarındaki radikal kopmaları da islam mimarisi açısından bir sapma olarak görür.

Bu bağlamda kentlerin yenilenmesinde ve dönüşmesinde, özellikle Ak Parti dönemi ile ortaya çıkan sapma ve bozulmaların farkında olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ifadesiyle en başarısız olduğumuz alanların Kültür ve Eğitim olduğuna dikkat çekmesi önemlidir. Bu alanlardaki zayıflıklar yaşamı inşa eden diğer tüm alanlarda niceliksel şişkinlikler, rakamsal artışlar üretilse bile niteliksel çözülme ve yırtılmaların oluşmasının da kaçınılmazlığını gösterir. Yerel yönetimlerde ki başarıları üzerinden rüştünü kanıtlamış ve son on beş yıllık iktidarını yerel yönetimlerdeki niceliksel başarılarına borçlu olan ve İslam medeniyeti iklimindeki ilkeleri ile siyasi söylemini oluşturan bu deneyimin mimaride ve buna yönelik yerel yönetim uygulamalarında ortaya çıkan sonuçları metropoller ve özellikle İstanbul merkezli analiz etmek, niteliksel yetersizliği gözlemlemek için yeterlidir.

Dünyadaki uygulamalarla beraber artık kentsel dönüşümün birçok yönden tartışıldığı ve bu uygulamalara yönelik temel ilke ve kavramların oluştuğu da gözlemleniyor. Siyasal, ekonomik, sosyal, kültürel, tarihsel ve ekolojik boyutlar başta olmak üzere bir çok konuda akademik tartışmalar ve analizlerle beraber kentsel dönüşüme yönelik bir yandan bilimsel tanımlar ve kavramsal çerçeveler şekillenirken diğer yandan temel ilke ve değerlerde evrensel ortak kabuller her geçen gün netleşmekte ve ortak paydalara dönüşmektedir.

Kentsel Dönüşüm Uygulamalarında Oluşan Hak İhlalleri ve Hukuksal Çerçeve
Genel olarak barınma ve ikamet yeri seçme özgürlüğü ile beraber konut edinme hakkı anayasal güvence altına alınması gereken haklardandır. Sosyal haklar kapsamına giren bu tür haklar, evrensel insan hak ve özgürlükleri bağlamında ikinci kuşak haklar olarak tanımlanmıştır. Sosyal haklar temelde toplumsal eşitlik amacına yönelmiş haklardır. Bu bağlamda sosyal haklar, devletin katkısı olmadan kişilerin kendi başlarına yararlanması mümkün olmayan haklardandır.

Sosyal haklar, toplumsal düzen içinde onurluca yaşama hakkının ilke ve şartlarını oluşturmayı hedefler. Bu bağlamda ikamet, barınma ve konut hakkı sağlıklı toplumsallaşmanın oluşması için vazgeçilmez en temel hak ve özgürlükler içinde yer almaktadır. Bununla birlikte kişilerin konut değiştirme, diledikleri yerde konut seçme ve yerleşme hakları da bu kapsama girer.

Konut hakkı uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmıştır. Bu alandaki ilk güvence 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Bildiri ‘sinde yer almaktadır. Türkiye’nin de imza koyduğu bu belgenin 25/1. Maddesinde şu ifadelere yer verilmiştir; “Herkesin kendisi ve ailesinin sağlık ve gönenci için; beslenme, giyim, konut ve tıbbi bakım hakkı vardır.” 25. Madde ise, devlete bu hakların sağlanmasını bir görev olarak yüklemektedir.

Konut hakkı, 1966 tarihli Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesinin 11/1 maddesinde; “… Herkese kendisi ve ailesi için beslenme, giyim ve konut dahil yeterli bir yaşam düzeyi ve yaşam koşullarını sürekli olarak geliştirme hakkı vardır” denilerek güvence altına alınmıştır.

Yine konu ile ilgili olarak, Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartının 31. Maddesinde; “Devletler, barınmaktan yoksun kalma durumunu tedricen ortadan kaldırmaya yönelik önlemler almalıdır. Devlet halkın kabul edilebilir düzeyde kentlerden yararlanabilmesini sağlamakla ve maddi olanağı dar olanlar için konut giderlerini ulaşılabilir bir düzeyde tutmakla yükümlüdür.” Denilmektedir.

Ayrıca Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı’nın 34. Maddesi, Avrupa Sosyal Şartı’nın 16. Maddesi aynı konuyu güvence altına almıştır. Uluslararası belge ve sözleşmelerde görüleceği üzere barınma ihtiyacını karşılayamama durumunda olmak, temel bir insan hakkı ihlali olarak görülmüş ve tanımlanmıştır.

Ülkemiz açısından bakıldığında, 1982 Anayasa’sının 17, 56 ve 57. Maddeleri kişilerin sağlıklı bir çevrede yaşama ve barınma haklarını güvence altına almıştır. Anayasanın 17. Maddesi; “herkes yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.” Hükmüne yer vermiştir. 57. Madde ise devletin konut ihtiyacını karşılayacak tedbirler almasına değinir. 1982 anayasasının 56. Maddesindeki düzenleme ise çevre ve konut hakkını birlikte alır. 56. Maddede; “ Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevrenin kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir.” Şeklinde bir düzenlemeyle ortaya koyarak devlete sağlıklı bir kent ve kent çevresinin korunması sorumluluğunu yüklemektedir.

Bu bağlamda 1961 Anayasa’sının daha doyurucu düzenlemeler içerdiğini ayrıca vurgulamakta yarar var. 1961 Anayasa’sının 49. Maddesi; “Devlet yoksul ve dar gelirli ailelerin sağlık şartlarına uygun konut ihtiyaçlarını karşılayacak tedbirler alır.” İfadesine yer vererek devlete daha ileri düzeyde bir sorumluluk yükler.

Bu alandaki hakların tanımlanması ile ilgili konut hakkı ve yerleşme hakkı arasındaki farkı ortaya koymak gerekir. Yerleşme özgürlüğü hakkını herkes kullanabilirken, konut edinme hakkı bir sosyal adalet sorunu olarak toplumun güçsüz, yoksul kesimlerine yönelik bir duyarlılığa vurgu yapmaktadır. Konut edinme güçlüğü bulunan kesimlerin bu haktan yararlanmalarını sağlayacak koşulları oluşturmak devletin öncelikli görevleri arasında yer almasına dönük bir yükümlülüğü sosyal devlete getirmektedir. Bu bağlamda 1961 Anayasa’sının 49. Maddesi yoksul ve dar gelirli ailelerin konut ihtiyacını karşılamakla devleti yükümlü tutarken, 1982 Anayasa’sı sadece konut edinme için tedbirler alma düzeyinde düzenlemelere yer verilmiştir.

Kentsel dönüşümle ilgili olarak kanun düzeyinde çeşitli düzenlemeler de ayrıca yapılmıştır. Bunların en önemlisi 6306 Sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunudur.

1999 Depreminden sonra afet amaçlı kentsel dönüşüm için başlayan çalışmalar; 2005 yılındaki Belediye Kanunu 73. maddesindeki değişiklik ve 5366 sayılı Yıpranan ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanunun çıkarılması ile devam etmiştir. 2005 yılında başlayan deprem amaçlı kentsel dönüşüm çalışmaları bu iki kanun ile yeteri oranda başarı sağlanamadığından, özel ve farklı bir kanun ihtiyacı ortaya çıkmış ve 6306 sayılı Kanun çıkarılmıştır. Kanun kapsamında bazı tanımlamalar yapılmıştır.

Rezerv yapı alanı: Bu Kanun uyarınca gerçekleştirilecek uygulamalarda yeni yerleşim alanı olarak kullanılmak üzere, TOKİ’nin veya İdarenin talebine bağlı olarak veya resen, Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınarak Bakanlıkça belirlenen alanları.

Riskli alan: Zemin yapısı veya üzerindeki yapılaşma sebebiyle can ve mal kaybına yol açma riski taşıyan, Bakanlık veya İdare tarafından Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının görüşü de alınarak belirlenen ve Bakanlığın teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca kararlaştırılan alanı.

Riskli yapı: Riskli alan içinde veya dışında olup ekonomik ömrünü tamamlamış olan ya da yıkılma veya ağır hasar görme riski taşıdığı ilmî ve teknik verilere dayanılarak tespit edilen yapı.

Bu kanunla Devletin ilgili Bakanlık, kurum ve kuruluşlarına önemli yetkiler verilmiştir. Kamulaştırmadan, riskli alanların belirlenmesi ve tahliyesine kadar, imar düzenlemelerinden yapılacak proje uygulamalarına kadar birçok yetkiyi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve TOKİ’nin kullanmasının önünü açmıştır.

Örneğin 6306 Sayılı Kanunun 9. maddesine göre; Bakanlığın veya TOKİ nin yapacağı planlar, 3194 sayılı İmar Kanunundaki kısıtlamalara tabi olmayacaktır.

Ayrıca, Bu Kanun kapsamındaki alanlarda ve Kanunun öngördüğü uygulamaların gerektirdiği iş ve işlemler hakkında;
– Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması hakkında Kanunun,
– Orman Kanununun,
– Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanunun,
– Millî Savunma Bakanlığı İskân İhtiyaçları İçin Sarfiyat İcrası ve Bu Bakanlıkça Kullanılan Gayrimenkullerden Lüzumu Kalmayanların Satılmasına Salâhiyet Verilmesi Hakkında Kanunun,
– Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanununun,
– Turizmi Teşvik Kanununun,
– Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun,
– Kıyı Kanununun,
– Mera Kanununun,
– Yıpranan Tarihi ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanunun,
– Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununun,
– Boğaziçi Kanununun,

Bu Kanunun uygulanmasını engelleyici hükümleri ve diğer kanunların bu Kanuna aykırı hükümleri uygulanmayacaktır.
Kentsel dönüşüm süreçlerini belirleyen kanunlardan biri de 5393 Sayılı Belediye Kanununa getirilen yeni düzenlemelerdir. 73. Maddeye getiriline önemli düzenlemelerin bazıları şöyledir:
Belediye, belediye meclisi kararıyla; konut alanları, sanayi alanları, ticaret alanları, teknoloji parkları, kamu hizmeti alanları, rekreasyon alanları ve her türlü sosyal donatı alanları oluşturmak, eskiyen kent kısımlarını yeniden inşa ve restore etmek, kentin tarihi ve kültürel dokusunu korumak veya deprem riskine karşı tedbirler almak amacıyla kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilir. Bir alanın kentsel dönüşüm ve gelişim alanı olarak ilan edilebilmesi için yukarıda sayılan hususlardan birinin veya bir kaçının gerçekleşmesi ve bu alanın belediye veya mücavir alan sınırları içerisinde bulunması şarttır. Ancak, kamunun mülkiyetinde veya kullanımında olan yerlerde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı ilan edilebilmesi ve uygulama yapılabilmesi için ilgili belediyenin talebi ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca bu yönde karar alınması şarttır.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı olarak ilan edilecek alanın; üzerinde yapı olan veya olmayan imarlı veya imarsız alanlar olması, yapı yükseklik ve yoğunluğunun belirlenmesi, alanın büyüklüğünün en az 5 en çok 500 hektar arasında olması, etaplar halinde yapılabilmesi hususlarının takdiri münhasıran belediye meclisinin yetkisindedir. Toplamı 5 hektardan az olmamak kaydı ile proje alanı ile ilişkili birden fazla yer tek bir dönüşüm alanı olarak belirlenebilir.

Büyükşehir belediye ve mücavir alan sınırları içinde kentsel dönüşüm ve gelişim projesi alanı ilan etmeye büyükşehir belediyeleri yetkilidir. Büyükşehir belediye meclisince uygun görülmesi halinde ilçe belediyeleri kendi sınırları içinde kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilir.

Büyükşehir belediyeleri tarafından yapılacak kentsel dönüşüm ve gelişim projelerine ilişkin her ölçekteki imar planı, parselasyon planı, bina inşaat ruhsatı, yapı kullanma izni ve benzeri tüm imar işlemleri ve 3.5.1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda belediyelere verilen yetkileri kullanmaya büyükşehir belediyeleri yetkilidir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında bulunan yapıların boşaltılması, yıkımı ve kamulaştırılmasında anlaşma yolu esastır. Kentsel dönüşüm ve gelişim projesi kapsamında bulunan gayrimenkul sahipleri ve belediye tarafından açılacak davalar, mahkemelerde öncelikle görüşülür ve karara bağlanır.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanları içinde yer alan eğitim ve sağlık alanları hariç kamuya ait gayrimenkuller harca esas değer üzerinden belediyelere devredilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında yıkılarak yeniden yapılacak münferit yapılarda ilgili vergi, resim ve harçların dörtte biri alınır.
Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarındaki gayrimenkul sahipleri ve 24/2/1984 tarihli ve 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanuna istinaden, hak sahibi olmuş kimselerle anlaşmaları halinde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanında hakları verilir. 2981 sayılı Kanun kapsamına girmeyen gecekondu sahiplerine enkaz ve ağaç bedelleri verilir veya belediye imkânları ölçüsünde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı dışında arsa veya konut satışı yapılabilir. Bu kapsamda bulunanlara Toplu Konut İdaresi Başkanlığı ile işbirliği yapılmak suretiyle konut satışı da yapılabilir. Enkaz ve ağaç bedelleri arsa veya konut bedellerinden mahsup edilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen yerlerde belediyelere ait gayrimenkuller ile belediyelerin anlaşma sağladığı veya kamulaştırdıkları gayrimenkuller üzerindeki inşaatların tamamı belediyeler tarafından yapılır veya yaptırılır. Belediye ile anlaşma yapmayan veya belediyece kamulaştırılmasına gerek duyulmayan gayrimenkul sahiplerinden proje alanında kendilerine 3194 sayılı Kanunun 18 inci maddesine göre ayrı ada ve parselde imar hakkı verilmemiş olanlar kamulaştırmasız el atma davası açabilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında yapılacak alt yapı ve rekreasyon harcamaları, proje ortak gideri sayılır. Belediyelere ait inşaatların proje ortak giderleri belediyeler tarafından karşılanır. Kendilerine ayrı ada veya parsel tahsis edilen gayrimenkul sahipleri ile kamulaştırma dışı kalan gayrimenkul sahipleri, sahip oldukları inşaatın toplam metrekaresi oranında proje ortak giderlerine katılmak zorundadır. Proje ortak gideri ödenmeden inşaat ruhsatı, yapılan binalara yapı kullanma izni verilemez; su, doğalgaz ve elektrik bağlanamaz.

Dönüşüm alanı sınırı kesinleştiği tarihte, bu sınırlar içindeki gayrimenkullerin tapu kütüğünün beyanlar hanesine kaydedilmek üzere tapu sicil müdürlüğüne, paftasında gösterilmek üzere kadastro müdürlüğüne bildirilir. Söz konusu gayrimenkullerin kaydında meydana gelen değişiklikler belediyeye bildirilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen yerlerde; ifraz, tevhit, sınırlı ayni hak tesisi ve terkini, cins değişikliği ve yapı ruhsatı verilmesine ilişkin işlemler belediyenin izni ile yapılır. Bu yerlerde devam eden inşaatlardan projeye uygunluğu belediye tarafından kabul edilenler dışındaki diğer inşaatlar beş yıl süreyle durdurulur. Bu sürenin sonunda durdurma kararının devam edip etmeyeceğine belediye tarafından karar verilir. Toplam durdurma süresi on yılı geçemez. İptal edildi. ikinci , üçüncü, dördüncü cümleler: Anayasa Mahkemesi’nin 18/10/2012 tarihli ve E.: 2010/82, K.:2012/159 sayılı Kararı ile) (Söz konusu İptal Kararı 23/7/2013 tarihli ve 28716 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.)

Belediye, kentsel dönüşüm ve gelişim projelerini gerçekleştirmek amacıyla; imar uygulaması yapmaya, imar uygulaması yapılan alanlardaki taşınmazların değerlerini tespit etmeye ve bu değer üzerinden hak sahiplerine dağıtım yapmaya veya hasılat paylaşımını esas alan uygulamalar yapmaya yetkilidir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim projelerinin uygulanması sırasında, tapu kayıtlarında mülkiyet hanesi açık olan veya ayni hakları davalı olan taşınmazlar doğrudan kamulaştırılarak bedelleri mahkemece tayin edilen bankaya belli olacak hak sahipleri adına bloke edilir. Belediye kentsel dönüşüm ve gelişim projelerinin uygulama alanında bulunan taşınmazların kamulaştırılması sırasında veraset ilamı çıkarmaya veya tapudaki kayıt malikine göre işlem yapmaya yetkilidir.

(Ek fıkra: 16.5.2012-6306/17 md.) Büyükşehirlerde büyükşehir belediye meclisinin, il ve ilçelerde belediye meclislerinin salt çoğunluk ile alacağı karar ile masrafların tamamı veya bir kısmı belediye bütçesinden karşılanmak kaydıyla kentin uygun görülen alanlarında bina cephelerinde değişiklik ve yenileme ile özel aydınlatma ve çevre tanzimi çalışmaları yapılabilir.

Cephe değişikliği yapılacak binalarda telif hakkı sahibi proje müelliflerine talep etmeleri hâlinde, değiştirilecek cephe veya cephelerin beher metrekaresi için bir günlük net asgari ücret tutarını geçmemek üzere telif hakkı ödenir.

Büyükşehir belediye meclisince uygun görülmesi hâlinde, büyükşehir belediyesi içindeki ilçe belediyeleri kendi sınırları içinde bu fıkrada belirtilen iş ve işlemleri yapabilir.

(Ek fıkra: 16.5.2012-6306/17 md.) Bina cephelerinde değişiklik ve yenileme ile özel aydınlatma ve çevre tanzimi çalışmaları için yapılması gereken iş, işlem ve yetkilendirmeler, kat maliklerinin arsa payı çoğunluğu ile verecekleri karara göre yapılır.
 

(Ek fıkra: 16.5.2012-6306/17 md.) Büyükşehir belediyelerince, kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen alanlar ile 5366 sayılı Kanuna göre yenileme alanı ilan edilen alanlarda veya bu Kanunun 75 inci maddesine göre kamu kurum ve kuruluşları ile protokol yapmaları hâlinde, büyükşehir belediye meclisi kararı ile yıkılan ibadethane ve yurtların yerine veya ihtiyaç duyulan yerlerde ibadethane ve yurt inşa edilebilir. Kentsel dönüşüm ve gelişim projesi kapsamındaki işler, kamu idareleriyle 75 inci madde çerçevesinde ortak hizmet projeleri aracılığıyla gerçekleştirilebilir.

Bu Kanunun konusu ile ilgili hususlarda Başbakanlık Toplu Konut İdaresine 2985 sayılı Kanun ve diğer kanunlarla verilen yetkiler saklıdır.
Görüldüğü üzere kentsel dönüşüm ile ilgili yapılan yeni düzenlemeler tüm işleyişi devletin kimi kurum ve kuruluşlarına vermiştir. Bu yetki ve güç uygulamalarda çoğu zaman kişilerin mağdur olmasını da beraberinde getirmiştir. Oluşan açık mülkiyet ihlalleri ve devlet gücü üzerinden oluşturulan mecburiyetler açılan iptal davaları ile çok azda olsa yeni mağduriyetlerin oluşmasını kısmen önlemesine rağmen kentsel dönüşüm uygulamalarında tüm gücün devlet elinde toplanması durumunun devam etmesi gerçeğini değiştirmemiştir.

6306 sayılı yasanın uygulanmasından kaynaklanan insan hak ve özgürlüğüne dair ihlallerin detaylı incelemesi ve raporlanması ayrı bir çalışma konusu olarak belirtmekle beraber, genel olarak uygulamalarda, barınma hakkı, mülkiyet hakkı, yerleşme ve seyahat etme özgürlüğü alanlarında müdahale edilen sonuçlar doğurduğunu vurgulamak gerekir.

Kentsel dönüşüm süreçlerinde şimdiye kadar yaşanan deneyimler, bu tür uygulamaların mutlaka belirli ilke ve değerlerle sınırlarının belirlenmesi ve bir kentsel dönüşüm etiğinin oluşturulması zorunluluğunu kendini her geçen gün daha derinden hissettirmesidir. Bu bağlamda öne çıkarılacak bazı tespitleri şöyle sıralayabiliriz:
– Yerinden Kentsel Dönüşüm: kentsel dönüşüm ihtiyacı duyulan bölgelerde, tarihsel, kültürel, mimari ve estetiksel tüm dokuların korunması esas olmalıdır. Her semt ve mahalle tüm ikamet edenleri ile beraber canlı bir organizma gibi görülmelidir. Yapılacak her türlü düzenleme yıpranmış dokuların kendi kimliğinden koparılmadan yenilenmesini amaçlamalıdır.
– Katılımcı ve Konsensüse Dayalı Olmak: kentsel dönüşüm projeleri devletin tek karar mekanizması ile şekillenmemelidir. Öncelikle yaşamları etkilenecek kesimlerin rıza, tercih ve istişaresine dayalı katılımcı karar mekanizmaları üzerinden süreçler planlanmalıdır.
– Adil Paylaşım Esas Alınmalıdır: kentin en değerli yerlerine dönük dönüşüm projelerinde ortaya çıkan rantın, semt ve mahallenin ve diğer tüm yoksul kesimlerin bu alandaki yaşamsal ihtiyaçlarını karşılamaya tahsis edilmesi sağlanmalıdır.
– Mimari Yoğunluk Dengesi Gözetilmelidir. Kentsel dönüşüm uygulanan yerlerin imar uygulamalarında bina ve konut yoğunluğu dengeli bir şekilde planlanmalı. Talebin yoğun olacağı merkezi yerlerde düşey yaşam alanlarına, dev gökdelenlere, devasa avmlere geçit verilmemelidir.
– Ekolojik ve Çevresel Bütünselliğin Korunması: kentsel dönüşüm uygulamalarında ekolojik kaygı ve hassasiyetler merkeze alınmalıdır. Orman alanlarının korunması başta olmak üzere kente dönük her devasa proje beraberinde doğa tahribatı, yeşil alan kıyımı getirmemelidir.

 

SONUÇ
Türkiye 2001 ekonomik krizi sonrasında çok hızlı ve radikal bir ekonomik-politik dönüşüm sürecine girdi. Kriz sonrası ezici bir çoğunlukla iktidar olan AK Parti, geçirdiği birçok hukuki ve idari reform ile ülke ekonomisinin 1980’de başlayan yapısal dönüşümünü tamamlamıştır. Bu süreçte, Türkiye’nin şehir yönetimi ve konut ekonomisi de yeniden yapılandırılmış ve küresel kapitalist değerlere dayalı ekonomik sistemle çok daha uyumlu bir hale getirilmiştir. Geçmiş dönemleri karakterize eden popülist politikaların ve kaynak dağıtma mekanizmalarının tasfiye edilmesi, kamunun elinde bulunan taşınmazların müthiş bir hızla özelleştirilmesi ve şehir yönetiminin eskiye göre daha da sermaye yanlısı hale getirilmesi ile neoliberal dinamiklerle çok daha uyumlu bir kent rejimi yaratılmıştır. İstanbul’da ve diğer tüm metropollerde son 10 yıldır yaşanan mekânsal dönüşümler ve gelişmeler, bu bahsettiğimiz yapısal dönüşümlerin etkilerini bize somut olarak göstermektedir. Şehrin her yerinde büyük konut projeleri inşa ediliyor, alışveriş merkezlerinin sayıları hızla artıyor, orman alanları eskiye göre daha da kaygı verici hızda imara açılıyor, birçok yoksul mahallesi tasfiye edilip varsıllara pazarlanıyor ve şehrin büyümesini tamamen kontrolden çıkaracak üçüncü köprü ve kanal projesine başlamanın planları yapılıyor. Altyapısal, sosyo-ekonomik ve çevresel etkileri etraflıca düşünülmeyen bu büyüme süreci, son derece de otoriter şekilde sürdürülmekte. Şehrin ekonomik ve sosyal coğrafyasına ve ekolojik dengelerine yapılan bu büyük müdahaleler, çoğunlukla şehirde yaşayanların rızası alınmadan, hatta haberleri bile olmadan, kapalı kapılar arkasında, anti-demokratik yöntemlerle gerçekleştiriliyor.

Neoliberal kent rejiminin yaratılmasında ve uygulamaya konulmasında devlet, merkezi bir rol oynamakta. Bu rol gerekli yasaları geçirmekle ve rejimin hukuki altyapısını hazırlamakla da sınırlı değil. Özellikle TOKİ ve yerel yönetimler eliyle, devlet baş döndürücü bir mülkiyet transferini hayata geçirmekte. Bu mülkiyetin yeniden tanımlanması ve el değiştirmesi süreci, TOKİ’nin kamu arazilerini özelleştirmesi ve belediyelerin uyguladıkları kentsel dönüşüm projeleri ile mümkün olabilmektedir. Bu satışlar ve projeler sonucunda gerçekleşen ise, gerek kamunun gerekse düşük gelirli ve korunmasız hanelerin mülklerinin daha varlıklı ve güçlü kesimlerin eline geçmesidir. Bu süreçte yaratılan rant, adil bir şekilde, süreçten zarar görenlerin kayıplarını tazmin için ise maalesef kullanılmamaktadır. Unutmamak gerekir ki, şehir yönetiminde kamu otoritesinin başlıca görevi, özel sektöre kaynak yaratmaktan önce vatandaşlarına yaşanılabilir ve ulaşılabilir yaşam alanları yaratmak olmalıdır.

Müslümanların, modernleşme sürecinde dışsallaşmış ve artık içselleştirilmiş olan kapitalist değerler üzerinden şekillenmiş bulunan toplumsal kimliği, dışlaşmak isteyen öznel İslami kimliğiyle mücadele ediyor. Mevcudu kaçınılmaz ve gerekli, İslami yaklaşım ve önerileri ise imkânsız gösteriyor. Bugünün İstanbul´u bir yandan geçmişi, hatırayı ve hafızayı sıfırlarken, diğer yandan da tam bir modernleşmenin formatı çekiliyor. Kendi medeniyet değerlerimiz mekânda tecessüm edemez ve modern paradigmanın belirlediği kapitalist değerlerin taşıyıcısı olan mekânların, kentlerin ve diğer tüm yaşam anaları Müslümanların veya kendi öz sosyolojimizin yeni ve kaçınılmaz kabı olarak kendine benzeterek dönüştürecektir.

Kaynak: Özgün İrade Dergisi 2020 Mart 190. Sayı




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —