Tarih: 20.11.2020 16:58

Kazım Karabekir'in kitaplarla imtihanı

Facebook Twitter Linked-in

Kazım Karabekir, resmi tarih anlatısında kıyıda köşede bırakılmış isimlerden biridir. Milli Mücadele yıllarında önemli rollerin üstesinden başarıyla gelmiş kendisi gibi pek çok asker ve siyasetçi ile benzer bir kaderi paylaşmıştır. Bir farkla ki asker olarak büyük fedakarlıkların yanı sıra kalemiyle de ciddi bir mücadele ortaya koymuştur.

Küçük yaşlardan itibaren günü gününe tuttuğu notlardan devşirdikleriyle geride, çok sayıda kıymetli eser bırakmıştır. Tarihe şahitliği, yaşadığı olayları ve dönemin ruhunu sağlıklı biçimde anlamak isteyenler için gümrah bir veri sağlıyor.

Karabekir, “Hayatım” adlı kitabında ilk 25 yılını, 1882 ila 1907 arasını, ayrıntıya girmekten kaçınmadan anlatıyor. Kronik Kitap etiketiyle yayınlanan nüshada Erhan Çifci'nin bir sunuş yazısı da var.

Türk harp tarihinin en önemli komutanlarından biri olarak gördüğü Kazım Karabekir, “Pek çok kişiye göre Osmanlı/Türk toplumunun ateşle imtihan edildiği 20. yüzyılın ilk çeyreğinde cephe cephe, bölge bölge dolaşarak cansiperane biçimde mücadele etmiş ve zorluklarla geçen on yıllık harp sürecinin ardından Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu kadrosu içerisinde yer almıştır.”

Kitabı okuduğunuzda rahatlıkla şu sonuca varıyorsunuz: Okumak ve yazmak onun hayatında her daim sağlam bir yer tutmuş.

“İttihat ve Terakki Cemiyeti'nden Nasıl Haberim Oldu!” başlıklı bölümde, bugün ortaokula denk gelen yıllarında yaşadığı ilginç karşılaşmayı şöyle anlatıyor: “Bir gün ağabeyimin kütüphanesinin arkasında saklı bir yer gördüm. Karıştırdım. Paris'ten gelme Türkçe gazeteler... Merakla okudum. Müthiş.”

Gazetelerin hepsini okur ve akşam eve gelen Hamdi Ağabeyi'ne bu durumdan bahseder. Soru üstüne soru sorar, merakla. Ağabeyi işin iç yüzünü anlatır, durumdan kimseye bahsetmemesi için yemin ettirir.

Kazım Karabekir daha o yaşta Cemiyet'e girer. Okuma merakı, kitap sevdası insanın hayatına hatırı sayılır dokunuşlar yapacak kudreti, kaderi içinde barındırır. Kapılar açar insana, olgunluk bahşeder.

Kitap yakmaktan dert yanmak

Osmanlı'nın son dönemi, İstanbul'da dahi yeteri kadar kitapçı olmadığından, okumaya ilgimizin azlığından yakınır. İstediği kitapları Rum ve Alman kitapçılardan getirterek dünyada neler olup bittiğini takip etmeye çalışır.

“Üzerimde Evrak-ı Muzırra Varmış” başlıklı bölümde, Beyoğlu'nda, İstiklal Caddesi'nin sonunda yer alan Tünel'e gelirken yaşadığı bir hadiseyi naklediyor:

“Bir sınıf zabiti yetişerek 'Üzerinizi arayacağım, sizde evrak-ı muzırra/zararlı yayınlar var' dedi.” Askeri okul üniforması üzerinde olan Kazım Karabekir üzerini aratmak istemeyince sınıf zabiti üsteler: “Yasak edilen bir kütüphaneye girdiğinizi ve oradan birçok şeyler aldığınızı gözümle gördüm. Kati emir vardır, üzerinizi arayacağım.”

O çalkantılı yıllar ve yoğun baskı döneminde kitap okumak, hele de yabancı yayınları takip etmek insanın başını fena halde belaya sokabilirken, Kazım Karabekir, parmakla gösterilen bir öğrenci olması ve okul birincilikleri sayesinde her defasında ucuz kurtulmayı başarır. Yine de dolapları aranır, evindeki bazı kitaplar saklanmıştır, yakalattıkları birkaç kitap dolayısıyla ifadeleri alınır.

“Kütüphanelerimiz, Kıraathanelerimiz” başlıklı bölümde, Beyazıt Kütüphanesi'nin “bahçemsi yerinde” büyük bir ocak bulunduğunu, bunun ne işe yaradığını merak edip sorduğunu anlatıyor.

“Fazla kitapları yakmak içinmiş. İnsanlar gibi kitaplar da jurnal bulunuyor ve insanlar gibi onlar da mahvediliyormuş... Kitap yakmak...”

Bu hâl ve zihniyet karşısında öfkelenmeden edemiyor. Ne acıdır ki Karabekir Paşa, içinde bulunduğu o günlerin, nisbeten “iyi günler” olduğunu aklından bile geçirmiyor. “Kitap” ve “Yakmak” kelimelerinin yan yana geldiği o bölüme şu dipnotu düşüyor yıllar sonra:

“Cumhuriyet devrinde bu felaketin benim eserimin başına geleceğini, o zaman bilmiş olsaydım bilmem ne hislerle başım dönerdi. Oh! 1933 senesinde İstiklal Harbimiz’in Esasları namındaki eserimi hükümet yaktı. 3 bin nüshaydı.”




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —