"Kazanmak için Kaybeden" bir Rusya ile Karşı Karşıyayız

Naman Bakaç, Independent Türkçe için “Batı ittifakı ile Rusya arasında Neo-Soğuk Savaş dönemi mi? (1) “başlıklı dosya/soruşturma için, gazeteci yazar Süleyman Arslantaş ile konuştu.

Rusya'nın Ukrayna'ya ait olan ayrılıkçı Donbas Bölgesindeki Luhansk ve Donetsk'in 21 Şubat'ta bağımsızlığını tanıması ve bunu takiben 24 Şubat'ta geniş ve kapsamlı bir harekat başlatarak Ukrayna'ya savaş açması elbette beraberinde yerel, bölgesel ve küresel birçok soru ve sorunlar getirmiştir. 

Putin'in gençliği, eğitimi, kamudaki görevleri ve Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından Yeltsin sonrası Rusya Federasyonu'nun başına geçmesi, başlı başına bir proje olarak görülüyor. Soğuk savaş sonrası Rusya'yı incelediğimizde "kazanmak için kaybeden" bir Rusya ile karşı karşıyayız.

Yani aslında II. Dünya Savaşı'nı sona erdiren Yalta Konferansı'nda her ne kadar Stalin SSCB'yi temsilen galipler safında yer aldı ise de Stalin'in galipler masasına oturması Amerika'nın atamasıydı. Hatta İngiltere'yi temsilen galipler masasında yer alan Churchill de Amerika'nın inisiyatifiyle masada yer almıştı. 
Yalta (5-11 Şubat 1945) Konferansı dünyayı iki kutuplu hale getiren bir konferans olarak bilinir.

Oysa yapay olarak imal edilen Soğuk Savaş Dönemi (1945-1990) sanılanın aksine tek kutuplu bir dünyadır. O tek kutup da Amerika'dır. Her ne kadar Amerika eski başkanı Bush, 17 Ocak 1991'de Körfez harekatını dünyaya ve kendi kamuoyuna duyururken: "Geçtiğimiz yıl çok uzun süren bir soğuk savaş dönemini geride bıraktık. Bundan sonra hedefimiz çocuklarımız ve gelecek kuşaklar için yeni bir dünya düzeni kurmaktır" dedi ise de bu yeni dünya düzeni hali hazırda şekillenmiş gözükmüyor.

Zira dün soğuk savaş döneminde dünya tek kutuplu iken, bugün çok kutuplu bir dünya ile yüz yüzeyiz. Yeni dünya düzeninde yerküre yeniden şekillenmekte, aktörler değişmekte, barış, savaş, güvenlik vs. kavramlar yeni tanımlamalarla vücut bulmakta.

Bu nedenledir ki dünün yani adına soğuk savaş denilen dönemin kavram ve paradigmalarını ele almadan ya da anlamadan, bugünü ve olanları anlamak mümkün değildir.

İkinci Dünya Savaşı'nın tek galibi Amerika idi. Zira adı geçen savaş 1 Eylül 1939'da başladı, lakin Amerika savaşa Aralık 1941'de katılmıştır. Savaşa girdikten sonra da İngiltere ve Rusya'ya ciddi yardımlar yaparak Almanya ve müttefiklerinin sonunu hazırlamıştır.

Gerek Yalta'da ve gerekse Potsdam'da (17 Temmuz-2 Ağustos 1945) varılan antlaşmalar sonrası bilhassa ABD ve Rusya gerek siyasi nüfuz alanları ve gerekse Arkabahçe Doktrini'nde mutabakat sağlamışlardır. İngiltere ise Osmanlı sonrası elde ettiği tüm siyasi nüfuz alanlarını kaybederek Amerika'ya teslim olmuştur. 

Soğuk Savaş ifadesi ve uygulaması aslında yapay-aldatmaca bir ifadedir. Zira Amerika ve Rusya her ne kadar soğuk savaş döneminin iki kutbu olarak görünseler de, bu iki ülke hiçbir zaman sıcak savaşı yaşamamışlardır ve karşı karşıya da gelmemişlerdir.

Küba Krizi nedeniyle dönemin ABD Başkanı Kennedy ve Rusya Devlet başkanı Kruşcev görüşmelerini (1962): "Barış İçerisinde Birlikte Yaşamak" ifadeleriyle noktalamışlardır. Soğuk Savaş Dönemi boyunca her iki devlet kendi arka bahçelerinde olup bitenleri birbirlerinin lehine kışkırtmışlar ve şekillendirmişlerdir. Bunun somut örneklerinden birisi de Sonnenfelt Doktrini'dir.

Bu nedenledir ki adı geçen bu iki ülke kendilerince birlikte ama "küs" görüntüsü vererek yaşarken, üçüncü dünya ülkeleri ve İslam coğrafyası hep sıcak savaşı yaşamışlardır. G. Kore-K. Kore, Vietnam, Hindistan-Pakistan, İran-Irak savaşları bunun somut örneklerindendir. 

Yeniden şekillenen yerkürenin yeni ülke ve aktörleri belli olmaya başlamışlardır. Bu cümleden olarak ilk ve en önemli ülke Çin'dir. Dünün ABD Başkanı Roosvelt'in yerini bugün Çin Başkanı Şii Cinping almıştır. 4 Şubat 2022'de Putin ile Şii Cinping arasında imzalanan "stratejik müttefiklik" antlaşması yeni bir Yalta Deklarasyonu gibi.

Çin-Rusya ikilisi Amerika'ya adeta birlikte meydan okumaktalar. Zaten İngiltere'yi gündemlerine bile almamaktadırlar. Avrupa Kıtasında sanki yegane muhatapları Almanya imiş gibi görüntü vermekteler. Dünya siyaset ve ekonomisine yeniden şekil verebilmenin gayreti içerisindeler.

Keza Amerika, NATO ve AB'de bunun farkındalar. Donbas ve Ukrayna müdahaleleri öncesinde ABD Başkanı Biden, Ukrayna'nın saldırıya uğraması halinde hiçbir Amerikan askerini Ukrayna'ya yardım için göndermeyeceğini ilan etmişti. Bu da aslında bir acziyet ifadesidir.

Hoş, Gürcistan'da, Çeçenistan'da, Kırım'ın ilhakında da kılını kıpırdatmayan bir Amerika ve müttefikleriyle yüz yüze kalınmıştı. Batı'ya, NATO'ya ve NATO üyesi ülkelere uluslararası arenada daha önce cesaret veren Amerika, bugün gerek Irak, Suriye ve Afganistan'da ortaya koyduğu başarısızlıklar ve ilkesizlikler nedeniyle ittifak içerisinde olduğu ülke ve kuruluşlar nezdinde de itibarını yitirmiştir. BAE-Türkiye, İsrail-Türkiye, Mısır-Türkiye yakınlaşmasında da bunun önemli katkılarının olduğu not edilmelidir. 

"Ukrayna harekatı, aslında Amerika'ya ve NATO'ya meydan okuma harekatıdır"

Ukrayna krizi ve savaşı nedeniyle gelinen noktada Batı'nın, NATO'nun yapacağı hiçbir şey yok. Yaptırım karar ve söylemleri de etkisiz kalmaya mahkûmdur. Bu konuda Ukrayna Devlet Başkanı adeta yalvarırcasına Batı'ya yakınarak Batı'nın ve Dünya'nın kendilerini yalnız bıraktığını söylüyor.

Bir başka önemli husus da bugün sanıldığının aksine Batı ittifakının olmayışıdır. Gerek Kıta Avrupa'sı ve gerekse Ada Avrupası neredeyse tamamen birbirlerinden kopuk halde. Bunların içerisinde en aklı başında olan ve ne yaptığını bilen bir Almanya gözüküyor.

Almanlar da geçmişte Avrupa'da çektiklerini dikkate alarak etliye-sütlüye karışmama iradesi sergiliyor. Fransa ise durumdan vazife çıkartmaya çalışıyor. Macron ergenliğine bakmadan Caarles de De Gaulle taklidi yapmaya çalışıyor. 

Ukrayna için, Rusya'nın yeni stratejileri karşısında, Batı'nın, AB'nin, BM'nin, NATO'nun yapacağı bir şey yok. Söylenenler laf-ı güzaf'dan ibarettir. Çin ve Rusya ittifakı ve yine Batı'nın önemli ölçüde Rus doğalgaz ve petrolüne olan ihtiyacı nedeniyle müdahale şansı gözükmüyor.

Aslında Putin, "Rusya'nın sınırı yoktur" derken daha önce gündeme getirdiği SSCB dönemindeki Rusya topraklarını ifade ediyor. Bunu da peyderpey gerçekleştiriyor. Gürcistan, Çeçenistan, Kırım, Donbas ve benzerleri bunun örneklerindendir. Aynı şekilde Ukrayna'yı ve devamında Baltık ülkelerini de dizayn edecek gibi. Ama adı geçen ülkeleri işgalden çok kendisine bağlı ilke ve yönetimlerle ikame edecek gibi.

Bu bağlamda fazla uzak olmayan bir gelecekte Putin, Ukrayna'da yönetim değişmesi ardından yeni bir statü ve anlaşma ile Ukrayna harekatını sonlandırabilir. Ukrayna harekatı aslında Amerika'ya ve NATO'ya meydan okuma harekatı olarak da okunabilir. 

Rusya aslında Yalta'ya isyan ediyor. Zaten bu isyanın fitilini 1988'de Malta'da Reagen-Gorbaçov görüşmelerinde Rus lider ateşlemişti. Bunu takiben de 1989'da Varşova Paktı dağılmıştı. Putin ise şimdi bu gelişmeleri ve olanları elle tutulur hale getirmeye çalışıyor.

Yani özetle Yalta revize ediliyor. Bu yeni gelişmelerden Ortadoğu, Balkanlar, Kafkaslar, Doğu Avrupa, Baltık Ülkeleri ve Uzak Asya Ülkeleri de etkilenebilir. Rusya ve Çin ikilisi bunda kararlı gözüküyorlar. Yarın da Çin'in Tayvan'a müdahalesi ile karşılaşırsak şaşırmayınız.

Şimdi unutmayalım asırlardır Doğu Akdeniz'e ve Akdeniz'e inme arzusu olan Rusya, Arap Baharı bahanesi ve Avrupa'nın, ABD'nin ya da NATO'nun ilgisiz, vurdumduymaz, çıkar amaçlı arzuları nedeniyle bugün Akdeniz'de, Humeymim'de, Lazkiye'de Kamışlı'da.

Çin ise Irak'ta, Suriye'de, Afrika'da ve Dünya'nın her yerinde. Dünün soğuk savaşında iki kutuplu dünya teranesi hakimdi. Bugünün soğuk savaşında ise Rusya ve Çin ittifakı önde. Ama bu sefer Amerika ve yandaşları, müttefikleri bu ikilinin hedefinde gözüküyor.

Sanıldığının aksine NATO yani Kuzey Atlantik İttifakı, SSCB'nin yayılmasını önlemek ve koruma sağlamak amacıyla kurulmuş olsa da bugün bu ittifakın işlevi dün olduğu gibi bugün de kuruluşu amacının oldukça uzağında gözüküyor.

 

Kaynak: hertaraf.com