Katılımcı Medine Sözleşmesi’nden Hâkimiyetçi Hilafete

Kenan Çamurcu Yazdı;

Katılımcı Medine Sözleşmesi’nden Hâkimiyetçi Hilafete

Radikal sekülarizmin İslam’ı kamusal hayattan çıkarma teşebbüsü, din düşmanlığından ziyade ülkeyi tarihsizleştirmek, geleneksizleştirmek ve kültürel kodlarından arındırmak içindi. Ancak böyle yapılırsa yeni ve doğru bir başlangıca imkân bulunabileceğine inanmış olmalılar. Reformcu Kur’an fundamentalizmi ve onun “zıtların birliği”nden kardeşi gelenekçi selefi radikalizmin varsayımı da öyle. “Arı duru din” tasarımı, mesela Türkçe’yi yabancı (Arapça ve Farsça) kelimelerden tasfiye edip yalınlaştırma tezinin kopyası.

Selefiliğin, Emevî hanedanının resmî politikası olan kavmiyetçiliğin ideolojik varisi olduğuna kuşku yok. Hicaz’dan çıkan İslam’ın yeni dünyası Sünnî-Şiî İran’da kurduğu medeniyet vesilesiyle Müslüman olmuş milletlerin kendine özgü dindarlığına “bidat ve hurafelerle mücadele” adı altında savaş açmasının amacı, şoven muarreb dindarlığı diriltmekten başkası değildir. İhmal edilen şey şu ki, ağır ağır ve üstüste birikerek oluşan tarih dinin de taşıyıcı kolonu. Tarihsiz din, toplum, kültür, entelektüel faaliyet olmaz. Süregelen tarihsel yürüyüşün dışına çıkarak başarılabilecek yenilenme, değişim, ihya ve tedvin de mümkün değil. İster İslam’ın yeniden tedvini ve ihya için olsun, ister toplumsal değişim için olsun başvuracağımız ana kaynak, kültürel kimliğin bedenlendiği tarih. Teknik tanımıyla siyer.

Genel tarih içinden Müslümanların yaşadıklarını dekupe eden tarihçilik tanımıyla “siyer”in tarihsel bütünlüğü bozan yönteminde tabii ki metodolojik hata var. Bu metodolojik kusura bir de tarih romantizmi eklendiğinde elde sadece gerçeklikle bağı koparılmış kusursuz hayalî öyküler kalabiliyor.

Kur’an’da tarih anlatımında ibret öğeleri üzerinde durulduğundan sürekli ihanete ve başarısızlığı uğramış peygamber örnekleri anlatıldığı halde, müesses Müslümanlık bize İslam’ın mutlu mesut tarihinden bahsediyor. Hiçbir olumsuzluk görülmeyen dikensiz gül bahçeli mutlu son romanı.

İddiaya göre diğer bütün peygamberlerin ashabı şahsiyet zaaflarıyla malul insanlardı ve dinlerini koruyamadılar, ama Allah Rasülü’nün (s) ashabı tarihte ilk ve tek örnek olarak mükemmeller topluluğuydu. En erken siyer kaynakları ve hadis külliyatı, heyecanlı vaazlarla varedilen dinî kültürün elindeki bu hayalî fotoğrafın gerçek dışı olduğunu kanıtlıyor. Bu nedenle erken Müslümanlığın tarihinin yeni bir yöntemle yazılması gerek.

Müesses Müslümanlığın elitleri İslam’ın tarihindeki dehşet verici vakalardan haberdar ama müminlerin inancı sarsılır kaygısıyla o malumatı sansürlüyor. O bilgiler oryantalistler tarafından gündeme getirildiğinde ilim dışı mahfillerde onların yalan olduğuna ilişkin propaganda yürütülüyor. Müslüman araştırmacılar tarafından yazılıp çizildiğinde de onları ihanetle suçlayıp linç ediyorlar. Bu işleri yaparken Allah’ın rızasını gözettiklerine kuşku yok. Yani hakikati dile getireni linç etmeyi, yalanı, kara ve kirli propagandayı Allah’ın memnuniyetle karşıladığına ve ödüllendireceğine dair tuhaf bir itikat var.

Siyerin kurucu babaları tedvin asrında şifahî olan herşeyi kayda geçme yönteminde mazurdur. Sorun, halef ulemanın kaydedilen malzemeyi tahkikte eleştirel ve analitik değerlendirme geleneğini başlatmamasında. Sahabe arasındaki siyasî kutuplaşmada tarafını tuttukları grubu doğrulamak için argüman üretmeye mesai ayırdılar. Siyer denilen ilim sahası, Ebu Bekir-Ömer grubuna taraf olanlar ile Ali b. Ebi Talib grubuna taraf olanların sonu gelmez polemiğinden ibaret. Ama bu kusur telafi edilebilir. Mukayeseli tarih yöntemiyle ve genel tarihin bakışaçısı içinde olayları aktarmanın başarı ve doğruluk oranını yükselteceği kesindir..

Devamı >>>