Karanlığın Gözleri, Coronavirüs Salgını ve Olaganüstü Hal Rejimi

- Hüsnü Aktaş Yazdı;

Karanlığın Gözleri, Coronavirüs Salgını ve Olaganüstü Hal Rejimi

Hüsnü Aktaş Hoca'dan Ayın Değerlendirmesi..

Karanlığın Gözleri, Coronavirüs Salgını ve Olaganüstü Hal Rejimi

Birleşmiş Milletler Teşkilatı'nın üyesi olan 192 ülkede yayılan ve binlerce insanın ölü müne vesile olan salgın hastalık (Coronavirüs -Covid-19) karşısında insanlar ne yapacaklarını şaşırmışlardır. Bu salgın hastalık ülkelerin hem ekonomisini, hem demografik yapısını etkileme potansiyeline haizdir. ABD'li yazar Dean Koontz'un 1981 yılında yayınlanan "The Eyes of Darkness" (Karanlığın Gözleri) isimli kitabında bugünlerde dünyayı dehşete düşüren bir salgın hastalıktan bahsetmektedir.

Romanda savaş sırasında biyolojik silah olarak kullanılmak üzere yeni virüs üreten Çin ordusuna ait bir laboratuvarın hayali hikâyesi anlatılmaktadır. Bahsedilen laboratuvar, corona virüsünün ortaya çıktığı Wuhan kentinde bulunmaktadır. Bazı siyaset uzmanları; bu fantastik—kurmaca romanda yer alan tesbitleri dikkate alarak, Coronavirüs salgınının biyolojik silah üreticilerinin tarafından çıkarıldığını öne sürmektedirler. Buna mukabil Coronavirüs salgınının kaynağının Çin değil, Amerika ve İsrail olduğunu ileri süren komplo teorisyenleri, küresel sermayenin kurguladığı bir tuzaktan bahsetmektedirler. Hâlbuki tıp açısından dünyanın saygın uluslararası dergilerinden biri olan Nature Medicine dergisinde Covid-19'un doğal kökenlerinin olduğu, tamamen mutasyon sonucu oluştuğu belirtilmektedir. Columbia, Edinburgh ve Sydney Üniversitelerinden araştırmacıların katıldığı çalışmalarda virüsün yapay olarak veya laboratuvar ortamında üretildiğine dair hiçbir belirti tespit edilemediği, tamamen doğal seleksiyon sonucu oluştuğu ifade edilmektedir. 

Avrupa Birliği Komisyonu Sözcüsü Johannes Bahrke 'Coronavirüs' ile alakalı piyasaya sürülen yalan yanlış haberlerin Rusya ve Kremlin'e yakın kaynaklardan yayıldığını' ileri sürmüştür. AB Komisyonu'nun Dış İlişkiler Sözcüsü Peter Stano da 'Moskova'nın bütün inkâr girişimlerine rağmen yalan ve sahte bilgilerin çoğunun Rusya'dan veya Rusya merkezli ağlar üzerinden dağıtıldığını tespit ettiklerini' belirtmektedir. Ayrıca Avrupa Birliği önemli internet portallarıyla işbirliği yaparak coronavirüs salgınıyla alakalı çoğu Rusya kaynaklı yanlış bilgilerin silindiğini de ifade etmiştir. Bu noktada bir inceliği işaret etmekte fayda vardır. Coronavirüs ile ilgili meseleleri analiz ederken Avrupa ve Amerika'dan gelen yalan haberlere karşı dikkatli olduğumuz gibi, Rusya ve Çin kaynaklı siyasi analizlere de kulaklarımızı tıkamamızda fayda vardır. Bazı siyaset uzmanlarının "Bütün dünyayı yöneten, kurguladıkları karanlık planlarla insanlığı iliklerine kadar sömüren Rockefeller ve Rothschild gibi hanedanların covid-19 ile dünya nüfusunu salgın hastalıkla azaltma, ardından üretecekleri aşıyla kısırlık ve kronik hastalıkları kalan insanlara enjekte ederek küresel imparatorluklarını ilan etmeye hazırlanmaktadırlar" şeklindeki yorumlarını da itiyatla karşılamakta fayda vardır.

HAFIZAMIZI TAZELEYELİM

Aralık 2019'da Wuhan'daki hayvan pazarında balık satan 49 yaşındaki birisinin ölümü, bu salgın hastalığın ilk habercisi olmuştur. Başlangıçta yeni tip virüsün (salgın hastalığının) ne kadar büyük bir tehlike olduğunun fark edilemediği malûmdur. Coronavirüs'ün Çin-Wuhan'dan çok kısa bir süre içinde diğer ülkelere yayılması, vehim ve panik havasının yayılmasına vesile olmuştur. Değişik ülkelerden ölüm haberleri gelmeye başlayınca, siyasi iktidarlar ne yapacaklarını şaşırmışlardır.

Coronavirüs'ün bir insandan diğerine aktarımı çok kolay ve hızlı bir şekilde gerçekleştiğinden, devletler vatandaşlarını birbirinden uzak tutmak ve evde kalmalarını sağlamak için önlem üzerine önlem almaya başlamışlardır. Ülkelere giriş-çıkışlar; ya yasaklanmış, ya da aşırı derecede sınırlandırılmıştır.Birçok ülkede okullar, alış-veriş merkezleri, ibadethaneler ve değişik eğlence mekânları kapatılmıştır.

Bu arada spor müsabakalarının ve kültürel faaliyetlerin de askıya alındığı malûmdur.

Bütün dünya ülkeleri bu korkunç virüsü etkisiz hale ge tirmek için her türlü tedbiri almak için adetâ seferber olmuşlardır. İtalya ve İspanya'da sokağa çıkma yasağı ilân edilmiştir. Son aylarda herkesin herkese hasta şüphelisi olarak yaklaştığı bir iklimin oluştuğunuda gizlemek mümkün değildir. Başkalarıyla arasına mesafe koymak için insanların evlerine kapanmak zorunda kaldıkları da malûmdur. Türkiye dâhil bazı ülkelerde panik havası (evham) sebebiyle marketlerin önünde kuyruklar oluşmuş, raflar adetâ boşaltılmıştır. Son bir aydır Coronavirüs neredeyse dünyanın tek gündem maddesi haline gelmiş, evde veya işyerinde herkes onunla yatıp onunla kalkmaya başlamıştır. Elbette tarih boyunca pek çok salgın hastalık; ya belirli bir bölgeyle sınırlı kalmış, ya da küresel düzeyde yayılma özelliğini göstermiştir. On dördüncü yüzyılda Avrupa'yı kasıp kavuran 'Kara Veba' ve on beşinci yüzyılda Amerika kıtasını perişan eden 'Çiçek Hastalığı' bunlardan sadece bazılarıdır. Son yıllarda koleradan İspanyol nezlesine, AIDS'ten SARS'a kadar çok sayıda hastalık dünyanın gündemini yıllarca meşgul etmiştir. Ortaya çıktıkları andan çarelerinin bulunduğu zamana kadar bu hastalıklar, korkunç tahribata vesile olmuş binlerce, hatta yüz binlerce insanın ölümüne vesile olmuştur.

Son dört aydır bütün dünyanın bu salgın hastalıkla (Coronavirüs-Covid-19) meşgul olduğunu söylemek mümkündür. Gidişatın vahim tehlikesini teşhis ve tespit eden Dünya Sağlık Örgütü harekete geçmiş, 11 Mart 2020 tarihinde dünya genelinde KOVİD-19 'pandemik salgın' ilan etmiştir. Bu kapsamda çok sayıda ülke, sınırlarını hava ve karayolu trafiğine kapatmış, sosyal hayatı izole etmenin yanında önleyici sağlık tedbirlerini sert ve seri şekilde almaya başlamıştır. Dünya üzerinde KOVİD-19 hastalığına yakalanan insan sayısı dört yüz bine ulaşmış, ölüm vakaları da şu an için yirmi bine yaklaşmıştır.

KÜRESEL OLAĞANÜSTÜ HAL REJİMİ

Coronavirüs salgının küreselleşme üzerindeki etkisini iki yönlü olarak düşünmekte fayda vardır. Bir yandan, küreselleşmenin dünyayı gerçekten küçük bir köye çevirdiği görülmüştür. Çin'in bugüne kadar ismi bilinmeyen bir şehrinde ortaya çıkan virüs, muazzam bir hızla diğer ülkelere sıçramış ve kısa bir sürede bütün dünyayı tehdit eden bir felâket haline gelmiştir. Muhakkak ki geçmişte de bölgesel ve küresel düzeyde öldürücü salgın hastalıklara rastlanmıştır. Lâkin sürat açısından hiçbir dönemde yaşanan salgın hastalıklar, Coronavirüs felâketiyle kıyaslanamaz. Bir hastalığın bir ülke veya kıtadan bir başka ülke ve kıtaya yayılma süresi, dünden bugüne çok kısalmıştır. Yoğun iktisadi faaliyetler, büyük sosyal hareketlilik ve modern ulaşım araçlarından ötürü, bugün dünyanın bir ucunda boy veren bir hastalık yarın dünyanın diğer bir ucuna taşınabilmektedir.

Diğer yandan, sorun küresel olmakla bir likte devletler bu soruna karşı genellikle ulusal imkânlarıyla mücadele vermeye başlamışlardır. Salgının patlak vermesinin ardından, devletler sınırlarını tahkim ederek, hatta dijital duvarlar örerek kendilerini korumaya çalışmaktadırlar.

Salgının başladığı ilk gün den bu yana, Coronavirüsün uluslararası çapta ortaya çıkardığı sosyal ve siyasi değişimi tahlil etmekte fayda vardır.

Coronavirüse karşı verilen mücadelede; sosyal hayat yerine "evde oturmak", hatta gerek medikçe sokağa dahi çıkmamak ön şart haline getirilmiştir.Bu aslında pek çok ülkede insanların hayat tarzının değişmesi, eski sosyal alışkanlıklarından vazgeçmesi ve daha çok dijital bir ortamda, içe dönük bir hayat tarzına yönelmesi demektir.

Coronavirüs salgının hızla hissedilen sarsıcı etkilerinden birisi de ülkelerin iktisadi manzarasının hızla kötüleşmesidir. Virüs yayıldıkça, iktisadi alanda birçok ülkeyi vurduğu gibi, resesyon tehlikesini ön plâna çıkarmaktadır. Korona, uluslararası ticaret ve turizm başta olmak üzere borsaları sarsmış ve küresel bir kriz korkusunun yayılmasına vesile olmuştur.

Coronavirüs salgının ortaya çıkması, uluslararası ilişkilerde tahrip edici özelliğini göstermiştir. Nitekim koruma tedbirleri çerçevesinde birçok ülke, komşu ülkelerle sınırlarını kapatmak zorunda kalmıştır. Bu bağlamda en radikal adımı ABD Başkanı Doland Trump atmış, yirmi sekiz AB ülkesiyle seyahat serbestisini geçici olarak askıya almıştır. Böylece ABD'nin AB ile arası (siyasi açıdan) daha da açılmıştır. AB içinde de birçok ülke kendi ortaklarına kapılarını kapatmış, dolayısıyla Schengen anlaşmasının öngördüğü dolaşım serbestisi rafa kaldırılmıştır. Bu tedbirler, uluslararası seyahat ve turizm faaliyetine ağır bir darbe vurduğu gibi, bu durum ikili ve çok taraflı ilişkilere de yansımaktadır. Bu olayın bir boyutu da, böyle küresel bir afet karşısında, uluslararası camianın ve kurumların yetersizliği ve zaafıdır.

Birleşmiş Milletler Teşkilatı'na bağlı kurumların tamamı (Dünya Sağlık Örgütü dahil) virüs AB'ye ulaşıncaya kadar ilgisiz kalmış ve hazırlıksız yakalandıklarını itiraf etmişlerdir. Listeyi daha uzatmadan kısaca özetleyecek olursak, coronavirüs günümüz dünyasında önemli siyasi ve sosyal değişikliklere yol açacağa benzemektedir. Olayın küresel çapı karşısında hiçbir ülkenin bunun yansımalarını hissetmemesi mümkün değildir. Corona ile ilgili olup bitenler, yeni bir dünya düzeninin kurulmakta olduğu anlamına gelmektedir.

Ünlü Amerikalı yazar Thomas Friedman bu değişimin o kadar köklü olacağına inanmakta ki; "New York Times"taki makalesinde bunun bir "çağ değişimi" sayılacağını belirtiyor ve bir benzetme yaparak, "Milat tan Önce" ve "Milattan Sonra" gibi, "Corona Öncesi" ve "Corona Sonrası" diye anılacağını öne sürmektedir. Ciddi siyasi analizleriyle tanınan Friedman'ın bu görüşü ortaya atmasına yol açan husus, korona salgınının daha şimdiden kurulu dünya düzenini kökünden değiştirme trendini yakalamış olmasıdır. Corona krizi virüse karşı bir çare bulununcaya kadar, küresel olağanüstü hal yönetimi sürebilir. Ayrıca çeşitli alanlarda ön plâna çıkarılan tedbirlerin ve uygulanan sınırlamaların kalıcı olmasa dahi, bazı alanlarda bir iz bırakmayacağını kimse garanti edemez. Artık bu mesele, yeryüzündeki zengin, fakir, gelişmiş, gelişmemiş bütün ülkelerin bir numaralı derdidir. Virüsün yayılmaya başladığı ilk aşamada bu tehdidi fazla ciddiye almayan ülkeler dahi, şimdi bunu bir "beka" mücadelesi saymaya başlamıştır.

Hadisenin sosyal, ekonomik ve siyasal alanlarda ilk etkileri, artık dünya düzeni nin değişeceği veya "hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmayacağı" kanaatini güçlendirmektedir. Meselâ Fransa'da; sıkıyönetim, sokağa çıkma yasağı ve benzeri kısıtlayıcı tedbirlerin ne kadar hukuki ve demokrasiye uygun olduğu konusu tartışılmaktadır. "Le Monde" gazetesinde hukuk uzmanları konuyu tartışırken, liberal aydınlar bunun bir nevi "otoriterizm"e yol açması endişe sini dile getirmektedirler. İtalya, Fransa, İspanya gibi ülkelerdeki sert tedbirlere karşılık, İngiltere ve İskandinav ülkelerinin "yumuşak" yaklaşımları, bu sistem tartışmalarında örnek olarak gösteriliyor. Bu arada iktisadi alanda alınan tedbirler,  sistemle ilgili tartışmaları da beraberinde getirmektedir. Artık neo-liberal ekonomik düzenin çatırdadığı ve bu düzenin değişeceği görüşü yaygınlaşıyor. Küresel bir olağanüstü hal rejimi ön plâna çıkmaktadır. Sınırlar kapatılıyor, seyahatler yasaklanıyor, bütün bir toplum karantina altına alınıyor. Herkes, sürekli bir biçimde kayıt altına alınıyor. İnsanların vücut ısıları takip ediliyor, nereye gittikleri ve kimlerle görüştükleri adım adım izleniyor.

Kendilerine ait her verinin depolandığı bireyler, her yerde ve her an gözetleniyor. Mahremiyet ortadan kalkıyor, insanların bütün bilgileri devletin kullanımına açılıyor. İktidarlar, her önlemi tek başlarına ve herhangi bir muhalefetle karşılaşmadan alabiliyorlar.

Normal bir zamanda bile, dile getirilmeleri halinde büyük tartışmalar yaratacak bu tür uygulamalar kolaylıkla kabul ediliyor, daha fazla kontrol ve denetim talep ediliyor. Salgının insan ruhunda yarattığı dehşetten ötürü, insanın her halinin gözetlenmesi haklı bulunuyor. Lâkin bugün için doğru ve haklı görünen bu yönelim, gelecekte insanların başına başka türlü bir bela açabilir. Gizliliğin ortadan kalktığı, sağlık adına verilen her karara itirazsız uyulduğu ve devletin elde ettiği muazzam gücün meşruiyetle çerçevelendiği bir ortam, otoriter rejimlerin daha katılaşmasına ve hattâ totaliter rejimlerin gelişmesine neden olabilir.