İSTANBUL'A HİZMET SUİKASTİ

Ocak Medya'dan Mustafa KALABALK'IN "KONUYA DAİR" 'ÖNEMLİ' ANALİZİ...

İSTANBUL

Kişiselleşen hizmet anlayışları, zamanla beraberinde dar çevreli bir zümre menfaati haline dönüşünce, toplumun ekseriyetinin yaşam tercihlerini göz ardı etmeler başlar.

On altı milyon insanın yaşadığı bir kente hizmet etmek elbette kolay değil. Ne istekler bitecek ne de beklentiler. Ne hayaller bitecek ne de kötülükler!

Bir de geçmişin kötü örneklerini piyasaya sürdün mü, yalanlara, iftiralara da dört gözle, can kulağı ile bekleşen alıcı insanlar topluluğu da varsa, değme “yağma Hasan’ın böreği” keyfine..!

Kimileri şaşaalı hayatlarına “itibar” katarken, normal olması gereken yaşam koşullarının ucundan kıyısından bile geçemeyenlerin demokratik!(!) destekleriyle zenginleşen belirli zümreler, bu zümrelerin artanlarını bile yeterli sayanlarla el ele verip ülke nimetlerini paylaşmaya alıştılar…

“Senden”, “bizden” ayrışması gibi bölüştükleri toplum zihinlerini, halbuki “hep bana, Rabbena” diyerek havuduyla da götürmeye alıştılar… 

Ve birçokları da maalesef, hâlâ ne kullanıldıklarının farkında, ne de sömürüldüklerinin!

Bu yıllara dayalı pasta gelirlerinden pay almasa da, kendilerine lütfedilen iş ve aş imkanlarına bile razı olan bazıları, alışkın oldukları seçilmiş yöneticileri ve ait oldukları ideolojik siyasi düşüncelerine sahip çıkarak, şimdiye kadar öğretildiği gibi öteki olarak gösterilen kesimlere mesafeli duruyorlar…

Kolay değil tabii ki bu psikolojiyi atlatmak! 

Dile kolay. Çeyrek yüzyıldır iktidarda olan bir zihniyette değişim kolaylıkla atlatılması beklenemez.

Makam sahipleri zaten halen şoku atlatamadılar.

Ama özellikle de işe ilk girişlerinden itibaren başka “seçilmiş patron” görmeyen çalışan kesimin bu psikolojiyi atlatması daha da zor.

Sadece İstanbul’da çalışan milyonlarca insan var.

Bu insanların günlük yaşamlarına hizmet etmek için, yine çalışan başka on binlerce insan da var.

Basit bir örnek vereyim.

İşyerimizdeki sadece bir şef, müdür, genel müdür değiştiğinde nasıl bir ruh haline bürünüyoruz?

Rutin yapılan günlük işlerde bile bir tereddüt yaşanmıyor mu?

Yeni yönetici acaba ne diyecek? İşimi beğenecek mi? Beğenmeyecek mi? Tepki verecek mi? Vermeyecek mi? 

Tamam mı? Devam mı?   

Bir de ruhani bağı varsa o iş gören insanımızın, o bağdan kopması da zor!

Ama aralarındaki bazıları adeta “suikast timi” görevini sahipleniyorlar gibi..

Bilerek veya bilmeyerek. Kendi iradeleriyle veya aldıkları talimatla… 

Özellikle toplumun ekseriyetinin güzergahlarındaki hizmetlerden sorumlu kişiler ile bu hizmetlerin yürütülmesinden sorumlu ve yetkili kişiler, eski patronlarının yokluğunun topluma hissettirilmesi işini, görevlerini suiistimal ederek yapıyorlar adeta…

Nasıl mı?

Mesela en yoğun metro hatlarının yürüyen merdivenlerinin uzun süredir arızalarının bir türlü bitirilememesi gibi..

Ve gerektiğinde de çıkış-iniş, iniş ve çıkış yönlerinin değiştirmeden mağduriyetlerin daha da katlanılmaz duruma getirilmesi gibi..

Bulvar ve yol kenarlarındaki peyzaj alanlarının yeteri kadar bakımlarının yapılmaması gibi..

Bazı ulaşım hatlarının sefer saatlerine riayet edilmemesi gibi..

Temizlik hizmetlerinde zafiyet olduğunu gösterebilmek için adeta örgütlü şekilde çöp yığınlarını zamanlı zamansız sokak ortalarına bırakmak gibi..

Gerektiğinde sendika(!) aracılığıyla grev yaptırmak! 

Gerekmediği düşünüldüğünde de grevleri yasaklamak gibi..!

Yetki devri!

Son flaş haber ise Çevre ve Şehircilik Bakanlığının hazırladığı(!) yeni kanun tasarısı ile kurulacak olan “Boğaziçi Başkanlığı” ile Boğaziçi kıyılarının imar yetkilerinin İBB’den alınarak Cumhurbaşkanlığı’na bağlanması konusu.

Sırada İSKİ’nin de Çevre ve Şehircilik Bakanlığına bağlanması mı var?

Hatta Temizlik Hizmetlerini de bağlasınlar aynı Bakanlığa ve İstanbul İl Müdürlüğüne!

“Kültür Hizmetleri” de Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul İl Müdürlüğü aracılığıyla pekâlâ yapılabilir!

“Sağlık Hizmetleri” de Sağlık Bakanlığı, İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü aracılığıyla da pekâlâ yapılabilir!

“Spor Hizmetleri” de Gençlik ve Spor Bakanlığı İstanbul İl Müdürlüğü aracılığıyla da neden yapılamasın ki!

Hatta oldu olacak, “Ulaşım Hizmetleri” de, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından yürütülebilir.

Zaten “Marmaray” bu kurumumuz tarafından hizmet vermiyor mu!

Bu yetki devirleri de tamamlandı mıydı, yıllardır aynı düzene alışkın çalışanların da şaşkınlıkları biter hem..!

Eskisi gibi özverili çalışma olanağına da kavuşurlar!

Biz de “ne güzel şey şu demokrasi” demeye devam ederiz…

Seçimmiş, seçilmiş miş, ne gereği var!

Demokrasi dediğin “şey” de zaten; “istediğini söylersin, söyleneni yaparsın!”

Artık başka bir anlam da katıldı bu demokrasi tarifine; 

Seçim dediğin “şey” de zaten; “istediğini seçersin, seçtiğime bakarsın!”