Tarih: 12.10.2020 12:37

İstanbul kazılarından Vikingler çıktı!

Facebook Twitter Linked-in

Küçükçekmece Gölü'nün Avcılar ve Küçükçekmece kıyılarında İstanbul'un en eski ve en büyük antik limanlarından olabilecek liman ve kent kalıntıları ile fener yapısına rastlanılmasının ardından İngiltere'nin saygın gazetelerinden Sunday Times ilginç bir iddia ortaya attı.

Sö zkonusu yayımlanan makalede İstanbul'da Vikingler dönemine ait olan bir alanda yapılan kazı çalışmalarına yer verdi.

İstanbul'un Küçükçekmece ilçesinde yapılan arkeolojik kazılarda Vikinglere ait araç gereçlerin bulunduğu kaydedilirken  Vikinglerin yağma ve saldırgan bir toplum olduğu algısının son yapılan arkeolojik çalışmalarla sarsıldığı belirtildi.

Bölgede yaşamlarını sürdüren Vikingler, yetersiz beslenen ve güçsüz bir topluluk olduğu savaşlar nedeniyle değil doğal sebeplerle hayatlarını kaybetti aktarıldı

 

20 YAŞINDA BİR VİKİNG GENCİNİN İSKELETİ BULUNDU

İstanbul'un Küçükçekmece gölünün Bathonea antik kentinde yapılan kazılarda 10'uncu yüzyılda hayatını kaybeden 20 yaşındaki, 1,60 boyundaki bir Viking kalıntısı bulundu.

 Viking olmasına rağmen kaslı bir yapısının bulunmadığı görülen iskeletin üzerinde Baltık Denizi bölgesine ait göğsünde sarı bir haç taşıdığı ve Viking olduğu belirtildi.

BBC Türkçe’nin aktardığına göre; gazeteye konuşan İstanbul Medeniyet Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı öğretim üyesi ve kazı alanında sekiz yıldır çalışan Dr. Ömer Turan, "Açlık çektiğine, dişlerinin kötü bir durumda olduğuna ve çok sert şeyler yediğine dair işaretler var. Bu alanda daha çok fazla iskelet var. Yapacağımız araştırmalarla bu insanların gerçekte nerede doğduğunu bulmak istiyoruz" dedi.

BİZANS KÜLTÜRÜNÜ BENİMSEDİLER

Vikinglerin savaşçı, paralı asker, tüccar ve zanaatkar olarak çalıştığı kaydedilen makalede kimi Vikinglerin İstanbul'daki hayatlarında zenginleştiği kimilerinin açlık çektiği Bizans İmparatorluğu döneminde bölgeye göçtüğü aktarıldı.

İstanbul'a ilk göçen Vikinglerin Rus olarak adlandırıldığı ve Slav topluluklarını etkisi altına girdiği belirtiliyor.

Kazı alanında çalışan Polonyalı uzman Blazej Stanislawski, Vikinglerin "Bizans kültürünü ve dinini kabul ettiğini yazları İstanbul'da kışları ise kuzeye gittiklerine vurgu yaptı.

İstanbullu kimi veterinerlere göre de Vikinglerin Norveç'teki orman kedilerini beraberinde getirdiği, şehrin bugünkü kedilerin ataları olduğu iddia edildi.

İsveç mutfağının İstanbul'dan gelen malzemeleri

Geri dönerken de beraberlerinde kakule, safran ve köfte taşıdılar; bütün bu yiyecekler bugün İsveç mutfağının önemli malzemeleri.

10. yüzyılda Bizans İmparatorluğu tarafından verilen kararlar gereği belli sayıdan fazla Viking'in şehre girmesi ve şehir duvarları içinde silah taşımaları yasaklandı.
Kimi İskandinavyalı göçmenlerin ipek alıp sattığı, bir statü simgesi olarak ipek giydiği ve İpek Yolu üzerinde yolculuk ile ticaret yaptıkları ifade ediliyor.
Kimilerinin sofistike zevkine rağmen bir Viking'in Ayasofya'nın bir duvarına, "Halfdan buradaydı" yazdığı görülebiliyor.

Beşiktaş mı Küçükçekmece mi?

Vikinglerin İstanbul'da tam olarak nerede yaşadığı ise uzun yıllardır tartışılan bir konu.
Kimileri tarihi belgelerde Vikingler'in yaşadığı bölge olarak göresterilen Aya Mamas adlı yerleşim yerlerinin bugünün Beşiktaş'ı olduğunu söylüyor.

Ancak Bathonea kazı alanında çalışan arkeologlar, Aya Mamas'ın Küçükçekmece gölü etrafında olabileceği görüşünde.

Polonyalı uzman Stanislawski, "Denizci oldukları için ancak gemilerle gelebilirlerdi. Burada da yaklaşık 5 km. uzunluğunda bir liman var" diyor.

Vikinglerin şiddetle özdeşleştirilmesine rağmen en azından Bathonea'dakilerin barış içinde yaşadığı görülüyor.

Yapılan kazılarda hiçbirinin travmatik yaralar yüzünden hayatını kaybetmediği bulundu.

Kazı alanın başında bulunan Kocaeli Üniversitesi'nden Doç. Dr. Şengül Aydıngün, "Bu kazı alanı bir kütüphane gibi. Her sayfayı çevirdiğinizde kendinizi yeni bir zaman diliminde buluyorsunuz" diyor.

 

 

AYASOFYA'DA VİKİNG İMZASI

Büyük göçleri esnasında Dünyanın dört bir yanına dağılan Vikingler, dünya­nın diğer bölgelerine kalabalık ordular halin­de ve ganimet bulmak amacıyla gitmişlerdi, Ancak Bizans’a ise azar azar ve barışçıl amaçlarla gelmişlerdi. Aynı zamanda Bizans o dönemde en güçlü dönemindeydi ve Vikinglerin bile başa çıkamayacağı kadar güçlü, kalabalık ve sistemli bir orduya sahipti. Vikingler buraya ticaret yapmak için, gezip dolaşmak için veya kendilerine uygun bir iş bulabilmek için gelmişlerdi.

Ayasofya’daki sayısız gizem ve ilginç olaylara sıradan bir örnekte IX. yüzyıldan kalma.

Ayasofya’yı ziyaret eden ve çok etkilenen bir Vareg Muhafızı olan Halvdan, bu çiziklerle kalıcı bir hatıra bırakmıştı. Yazıda ”Halvdan buradaydı” yazılıydı.  

”Vareg Muhafızları ve Halvdan" kimdir?

Vareg muhafızları, Bizans İmparatorlarının kişisel korumalığını üstlenmiş, İskandinav kökenli muhafızlar, İlk defa IX. yüzyılda oluşturulan muhafız birliğinin sayısı zamanla binlerle ifade edilir olmuş. XIV. yüzyıla kadar İmparatorların savaşlarda ve sarayda yanlarından ayırmadıkları Vareg muhafızları pek çok seferde sadakat ve cesaretleriyle ön plana çıkmışlar.

Fakat bu sadakat sadece İmparatorluk makamına olan bir sadakattir zira binbir türlü entrikanın döndüğü Bizans sarayında bir suikast sonucu öldürülen imparatorun yerine geçen yeni imparatora önünde diz çökerek sadakatlerini göstermişlerdir.

Vikingler Miklagard derler bildikleri en büyük şehre ve bildikleri en büyük şehirde malumunuz İstanbul’dur. Bu şehre ilk olarak VII. Yüzyılda ticari amaçlarla geldikleri biliniyor. Fakat Vikinglerin Bizans’taki asıl önemli icraatları Bizans ordusunda paralı askerler olarak oldu. Kaynaklara göre Vikingleri orduda istihdam eden ilk imparatorun Teofilos (829-842) olduğu sanılmaktadır. Bizans ordusu bünyesindeki Viking birlikleri Vara- eg ya da Varangian adıyla tarihe geçti.

Halvdan ise; Kuzey Kutup Dairesi’nin yaklaşık 200 kilometre yukarısında bulunan, Lotofen Takımadası’nda yaşayan Viking kabilesinin komutanıydı. Halvdan korkusuz bir komutandı ve Varangian’lara katılabilmek amacıyla 1200 günlük bir yolculuk sonrasında Miklagard’a ulaşır. Vareg Muhafızı Halvdan İstanbul’un çarşılarından, milyona varan insan kalabalığından çok etkilenir. Şehrin o dillere destan mabedi olan Ayasofya’yı ziyaret etmek ister. Ayasofya’yı başka bir şekilde ziyaret etmesi mümkün olmadığından bir ayine katılır. Hristiyan olmadığı için ayin sırasında muhtemelen canı sıkılmış olacak ki kesici bir aletle, gizlice bir şeyler kazır.

Bizans bu yazılardan hiçbir şey anlamadığı ve yazıyı basit çiziklere benzettiğinden, çiziklere dokunmaz. Gün gelir Ayasofya Osmanlı’nın olur. Osmanlı da bu çizikleri bir yazıya değilde doğal koşullarda oluşmuş çiziklere benzettiğinden, o da dokunmaz. Böylece yazı günümüze kadar gelir.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —