Tarih: 09.09.2019 15:04

İSRAİL SAĞININ KRONİK TÜRKİYE SANCISI

Facebook Twitter Linked-in

Şanghay Üniversitesi öğretim görevlisi Selimhan Acun'un "konu ile ilgili" analizi...

İsrail iç siyaseti yaklaşık altı aydır yeni bir hükümetin kurulamamış olmasından ve bunun sonucunda gidilen yenileme seçimlerinden dolayı her geçen gün farklı farklı tartışmalara sahne olmaktadır. Mevcut Başbakan Bünyamin Netanyahu ile sağ bloğun etkin isimlerinden İsrail Adimiz Partisi lideri Avigdor Liberman’ın anlaşmazlığı sonucu İsrail 2019 Nisan’ında seçimde gitmiş, bu seçim sonucunda yapılan koalisyon görüşmeleri de sonuçsuz kalınca yine iki liderin anlaşmazlığı çerçevesinde yeniden seçim kararı alınmıştır.

Bu yıl gerçekleştirilen ilk seçimlerde zaten yolsuzluk ve görevi kötüye kullanma gibi iddialardan muzdarip olan Netanyahu, Gantz-Lapid ittifakına karşı kıl payı kazanabilse de ülkedeki dindar Yahudilerin zorunlu askerlikten muaf olmasına ilişkin yumuşak tutumu sebebiyle seküler sağın ve Rus Yahudi göçmenlerinin oyuna talip olan Liberman’ın tepkisiyle karşılaşmıştır. Bu minvalde gerçekleşen tartışmalar ve yeni seçim öncesi rekabet İsrail’deki seçim yarışını alışılageldiği üzere “güvenlik politikaları” tabanında tutmuştur. Nisan ve Eylül seçimleri öncesinde güvenlik eksenli tartışmalar ise reklam kampanyalarına kadar uzanmış bir hal aldı. Klasik bir Netanyahu taktiği olarak seçim öncesi Batı Şeria’da yasa dışı yerleşim birimleri onaylanması ve Gazze’deki çatışmaların artmasına ilişkin pek çok gelişme de yine İsrail seçimlerinin adeta bir rutini halini almıştı. Dahası, bir süredir devam eden İsrail’in Suriye saldırılarından, Irak ve Lübnan da bu seçim süresince nasiplerini aldılar. Yani anlayacağınız, Netanyahu liderliğindeki Likud’un işi bu seçim dönemi ne kadar zorlaştıysa o kadar saldırgan bir tutum takınıldı.

HEDEF: TÜRKİYE

İşte tam da tansiyonun seçime bir ay kala en yüksek seviyeye ulaştığı bu dönemde uzun süredir Netanyahu tarafından yürütülen dışişleri bakanlığı görevine atanalı iki ay olan eski ulaştırma bakanı Yisrael Katz’ın attığı bir tweet gündeme bomba gibi düştü. Bakanın 26 Ağustos tarihinde İbranice ve Arapça olarak paylaşmış olduğu “Türkiye’nin Doğu Kudüs’te yürüttüğü kışkırtıcı fitne faaliyetlerinin durdurulması için bir dizi önlem paketi hazırlanması için dışişleri bakanlığına talimat verdim” ifadeleri öncelikle twitter kullanıcısı İsrailli bir çok seçmenin tepkisine yol açarken aynı zamanda da Türk kamuoyundan da tepkileri beraberinde getirdi. Katz’ın yapmış olduğu bu açıklama seçim dönemi öncesinde pek çok çevre tarafından sağ blok içerisinde Likud’un zeminini güçlendirmek için yapmış olduğu bir hamle olarak yorumlansa da aslında İsrail hükümetinin son bir kaç yıldır. Bölgedeki hem Arap hem de Yahudi nüfus üzerindeki kültürel etkisinden hoşnut olmadığı görülebiliyor. İsrailli dışişleri bakanının Türkiye’yi Doğu Kudüs’te gizli bir ajandası olmakla suçlaması ve adeta yasa dışı bir iş yürütüyormuşçasına haksız ithamı bir kenara, Türk dizilerinin Tel Aviv başta olmak üzere pek çok İsrailli tarafından beğenilerek izlenmesi bile; yakın zamanda Likud’a yakın basın-yayın organlarınca bir kültürel hegemonya olarak ele alınmıştı.

Türkiye’nin Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te gerçekleştirdiği atılımları insani yardım, tarihi restorasyon, eğitim ve kültür faaliyetleri şeklinde genel başlıklarla sıralayabiliriz. Konu ile ilgili son yıllarda yayınlanmış haber ve makalelerin ötesinde söylenmesi gereken en önemli şeyler ise bölgede sadece Türkiye’nin olmadığı, yapılan faaliyetlerin İsrail yönetimi tarafından da biliniyor olması ve bölgede maddi olarak kaynak aktarımını Türkiye’de çok daha fazla yapan ülkelerin olduğudur. Fakat burada Türkiye’yi seçim öncesi tartışmaların odağına oturtmanın iki temel sebebi bulunmakta. Birincisi son iki yıldır çeşitli sebeplerle yıpranan Likud kadrolarının her defasında başvurduğu güvenlik politikalarını ön plana çıkartma kapsamı çerçevesinde bir günah keçisi bulmuş olmaları, ikincisi de ABD’ye yakın çevrelerce ve hatta bizatihi ABD’li dış politika kurmaylarınca eleştirileri üzerinde toplayan Yisrael Katz’ın şahsi politik manevra kabiliyetini arttırma ihtiyacıdır.

LİKUD’DA PERDELEME OPERASYONU

Netanyahu’nun yıllar sonra koalisyon kuramayarak seçimlerin yenilenmesine gitmesi, Temmuz ayında ise yeni seçimlerin kendisi için çok da parlak olmayacağı sebebiyle seçimlerin iptali ve mevcut partilerle tekrar görüşme yollarını araması, Likud’un Eylül’ün 17’sinde yapılacak olan seçimler öncesinde her yola çekinmeden başvuracağının bir kanıtı niteliğindeydi. Gazze saldırıları, Batı Şeria’da yasa dışı yerleşim faaliyetlerine verilen izinlerin artmasının yanı sıra Suriye’de yapılan bombardımana ek olarak Lübnan da hedef tahtasına eklenmiş durumda. Lübnan Hizbullahı ve İran hedefli yapılan açıklamalar özellikle son günlerde Lübnan’dan İsrail’e doğru yapılacak saldırıları gündeme getirdi. Bununla birlikte Netanyahu’nun muhtemelen yargılama ile sonuçlanacak olan yolsuzluk ve rüşvet soruşturması, yine Likudlu Sosyal Yardımlaşma Bakanı Haim Katz’ın dolandırıcılık ve görevi kötüye kullanma suçlarından dolayı yargılanacağı kararı neticesinde istifası ve Türkiye tweeti ile gündeme gelen yeni dışişleri bakanı Yisrael Katz’ın ulaştırma bakanlığı döneminde kritik ihaleleri ABD’nin çekincesine rağmen Çinli firmalara vermesi ise Netanyahu’yu sıkıştıran iç dinamiklerin başlıcaları durumunda. Türkiye’nin Doğu Kudüs’te insani, kültürel ve yardım faaliyetlerinden dolayı asılsız bir şekilde dışişleri bakanı tarafından suçlanması, hem ticari hem de kültürel ilişkileri olumsuz şekilde etkileyeceğinin ötesinde pek çok İsrailli tarafından da sert bir şekilde eleştirilmiş durumda.

Katz’ın profiline baktığımız zaman Netanyahu ile uzun süren siyasi yoldaşlıklarının ötesinde gerek askerlik gerekse eğitim hayatı boyunca Filistinlilere karşı agresif tutumuyla toplum önünde kritiğe edilen bir profil çizmekte. Bunun da ötesinde senelerdir sürdürmüş olduğu Ulaştırma ve İstihbarat bakanlıkları sırasında ABD’nin 6. Filosu’nun askeri kısmında demirlediği Hayfa Limanı’nı ve pek çok raylı sistemi Çinli firmalara vermesinden dolayı eleştirilmiş bir isim. Netanyahu’nun kolay kolay devre dışı bırakamayacağı bir Likudlu olsa da dışişleri bakanı olarak tüm şüpheli gözleri üstüne çekmiş durumda. Şahsi siyasi manevraları için seçim öncesi kronikleşen Türkiye düşmanlığı üzerinden perdeleme hamlelerinden çekinmediği de ortada. Ulaştırma bakanlığı yapmış ve İsrail’in en önemli lojistik rotalarına hakim olan Katz’ın, yıllık 2 milyar doların üzerinde ithalat yapılan ve neredeyse dünyaya İstanbul üzerinden açılınmasına rağmen, Türkiye’nin meşru faaliyetlerini nasıl sınırlayacağı ise merak konusu.

Son olarak bu gelişmenin İsrail’in uluslararası prestijinde oluşabilecek zedelenmelerin öncesinde alınmış bir öncül şaşırtma söylemi olabileceği de muhtemeldir. İstihbarat ve ulaştırma bakanlığı zamanında ve şimdiki dışişleri bakanlığı döneminde İsrail güvenlik kabinesinde bulunan Yisrael Katz, geçtiğimiz günlerde sonuçlanan G-7 zirvesinden ABD ve İran’ın nükleer müzakere masasına oturma ihtimalinin güçlenmesi üzerine ABD’nin İsrail hassasiyetlerini göz ardı etmesini perdelemek için bu açıklamaya başvurmuş olabilir. Dışişleri bakanının bu tweeti ve zirve sonucunun aynı ana denk gelmesi kafalarda soru işaretleri oluşturmuştur.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —