ABD Başkanı Donald Trump’ın, birkaç gün tehditten sonra, rahat bir operasyonla Venezuela’dan Nicolas Maduro’yu derdest edip yerine kendi seçtiği birini cumhurbaşkanı atamasıyla birlikte, herkesin ağzında artık aynı soru var: Yeni hedef hangi ülke?
Cevabı kolay bir soru bu: İran…
Başkent Tahran’da, ön planda Bazarilerin bulunduğu protesto gösterileri, Z kuşağı diye tanımlanabilecek gençler ve örtülü-örtüsüz kadınların da katılmasıyla, İran’ın öteki 30 kentine de sıçradı…
Protestolar günlerdir devam ediyor; çok sayıda can kayıplarına, binlerce tutuklamaya ve -haberler doğruysa- 25 protestocunun idam edilmesine rağmen duracağa da benzemiyor…
Toplanmalarda başvurulan sosyal medya kullanımını engellemek için ülkenin internet irtibatı kesilmişti; bunun işe yaramadığı, yasaktan vazgeçildiğinin duyurulmasından anlaşılıyor.
Duyuruyu yapan İran dışişleri bakanı Abbas Irakçi’nin ülkesindeki yabancı diplomatlar önünde yaptığı dünkü toplantıyı ekrandan izledim. Bakan, gösterilerin barışçı protesto hareketi olarak başlasa da son üç gündür dış mihraklar eliyle terör eylemine dönüştüğü iddiasına sığındı.
ABD ve İsrail’i suçlayarak…
İddiasını desteklemek üzere ekrana verdiği görüntülerde ‘yabancı eller’ iddiasını doğrulayacak bir ayrıntı göremedim ama, o iki ülkenin gelişmeleri yakından izlediklerine ben de eminim.
Hareketlenme rejim değişikliğine yol açarsa da memnun olurlar, ülkenin istikrarsızlaşmasına sebep olursa da…
ABD, özellikle Trump’ın Beyaz Saray’a yeniden taşınmasından sonra, İran’da mevcut rejimin değişmesini istiyor; İsrail de, müdahaleyi kolaylaştıran müdahalelerinden sonra nihai vuruşu ABD’nin yapmasını arzuluyor…
İsrail bir yandan Gazze’de Filistinlilerin üzerine ölüm yağdırırken, bir yandan da İran’ın askeri gücünü yok edecek girişimlerde bulundu.
Geçen yıl 12-13 Haziran tarihlerinde, İran’ın nükleer altyapısına, füze ve gaz depolarına saldırılar düzenlendi; Genelkurmay başkanı Gen. Muhammed Bakıri ile İslam Devrim Muhafızları Ordusu’nun (IRGC) başkomutanı Gen. Hüseyin Selami ve hava kuvvetleri komutanı Gen. Amir Ali Hacızade aynı saldırılarda öldürüldü.
Hiç kuşkusuz rejimin askeri gücü açısından önemli kayıplar bunlar..
Saldırılarda hayatını kaybetmesinden kısa süre önce, Gen. Bakıri, “Milletimizin saldırgan güçlere karşı direnebilmesi mucizevi bir durum (..) Bir millet esir alınamamışsa, bir millet direniş bayrağını yükseltmiş ve dini liderinin eylem ve söylemlerine uygun davranıyorsa, o millet asla mağlup edilemeyecektir” güvencesini vermişti.
Bu arada, İsrail, başta Hamas’ın öndegelen liderleri olmak üzere yakın tehditleri birer birer ortadan kaldırırken, Lübnan’daki Hizbullah örgütünün üst düzeyine de çağrı cihazlarıyla saldırılar düzenledi.
Ayrıca, İran’ın Yemen’de destek verdiği Husileri zora sokacak girişimlerde bulundu.
İran’ı dış ilişkilerinde yalnızlaştırma ve gücünü gösterememe durumunda bırakarak zayıflatma yöntemini uyguladı İsrail ve büyük çapta bunda da başarılı oldu.
Ne yönden bakarsanız bakın, böyle bir duruma düşürülmüş bir rejimin ayakta kalması zordur.
Ancak rejim yine de direniyor ve bu defa da ayakta kalma ihtimali yüksek.
Nedenleri açık: Yakın sayılabilecek bir tarihte (1952), İngiltere ve ABD tarafından planlanarak CIA eliyle hayata geçirilmiş bir rejim değişikliği operasyonuna muhatap olduğu biliniyor İran’ın…
[CIA’deki kod adıyla TP-AJAX operasyonu…]
Tahran’daki yönetim, 1979’da Ayetullah Humeyni önderliğinde gerçekleşmiş ‘İslam devrimi’ diye bilinen hareketlenmenin devamı. Devrimin üzerinden geçen yarım asra yakın süre içerisinde defalarca denendi çeşitli protesto gösterilerileriyle rejimi değiştirme girişimleri; toplumdan genel destek bulamadıkları için hiçbiri başarılı olamadı.
Kapalı Çarşı esnafının, tıpkı 1979’da olduğu gibi, kepenk kapatarak gösterileri başlatmaları elbette önemli; ancak Trump’ın elinde ‘İran’ı yeniden büyük yapalım’ (MİGA) yazan bir şapkayla verdiği pozlar ve sıkça askeri müdahale tehditlerine ek olarak, Gazze’de soykırım yapan İsrail’in de gelişmeye ilgi duyduğunu fazlaca belli etmesi zihinleri karıştırıyor olmalı.
İranlılar da, bölgedeki diğer ülke vatandaşları gibi, hemen her gelişmenin İsrail’in güvenliğiyle ilgili olduğunun farkında ve bölgede yakın zamanda gerçekleşmiş örneklere bakarak, doğrudan müdahale edilmese bile ülkelerini istikrarsızlığa mahkum etmenin arzulandığını düşünüyor olabilirler.
Daha öncekilerin başarısız kalmalarına güvenerek şimdiki hareketlenmeyi de, sertlikle, kan dökerek geçiştirmek yerine, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın tavsiye ettiği gibi, tepkilere yol açan sorunların kabul edilmesiyle işe başlansa doğru olur.
Şah’ı ekonomik sorunlar devirmişti; şimdiki sorunların Şah’ın oğlunu geri getirmesini istemiyorlarsa…

