İran’da bir ulusal güvenlik sorunu: Derin susuzluk

İran’daki su buhranı acilen radikal çözümler gerektiren bir bekâ meselesi haline dönüşmüş durumda ve başta göç olmak üzere derin bölgesel problemleri de beraberinde getirecek.

İran’da bir ulusal güvenlik sorunu: Derin susuzluk

Savash Porgham*

En bilindik komplo teorilerinin başında “Dünyada su savaşları çıkacak” klişesi gelir. Dünyada su savaşları çıkar mı, bilinmez ancak yükselen iklim değişikliği olgusu ve devletlerin yıllar içinde yürüttüğü yanlış su politikalarıyla birlikte tüm Ortadoğu ciddi bir susuzluk kriziyle karşı karşıya. Bölgede derinleşen ekonomik krizin artık halkların hayatta kalma mücadelesine dönüşmesiyle birlikte susuzluk ekseninde gelişen toplumsal ayaklanmalar gün geçtikçe artıyor.

SU BUHRANI

İran özelinde bakıldığında; geçtiğimiz günlerde İsfahan’daki Zayenderud Nehri’nin kurumuş olan yatağında aylardır çadır kuran ve susuzluğu protesto eden çiftçi halka güvenlik güçlerinin sert müdahalesiyle birlikte, olaylar bir anda binlerce kişinin katıldığı ve destek verdiği kitlesel bir hareketlenmeye dönüştü. Başta Huzistan ve Sistan Belucistan gibi kritik yerler olmak üzere İran’da uzun zamandır farklı bölgelerde susuzluk eksenli ayaklanmalar ve kitlesel protestolar yaşanıyor. İran devlet aygıtı çok uzun zamandır susuzluk sorununu ülkenin tamamına sıçrayabilecek, topyekûn bir halk isyanına yol açma potansiyeli olan bir ulusal güvenlik meselesi olarak görüyor. Özellikle Huzistan ve Sistan Belucistan bölgelerindeki etnik ve mezhebî yapı ve daha önce bu bölgelerde susuzluk, hava kirliliği, ekonomik kriz, hayat pahalılığı ve çeşitli nedenlerle geniş halk ayaklanmalarının yaşanmış olması İran devletinin tüm ülkede susuzluk sorununa güvenlikçi politikalarla bakma refleksini güçlendiriyor.

Ülkedeki su buhranının muktedirler tarafından neden bir siyasal ve ulusal güvenlik tehdidi olarak algılandığını anlayabilmek için İran’daki susuzluk sorununa genel hatlarıyla bakmak gerekiyor. Uluslararası pek çok muteber kurum ve kuruluşa göre İran, su kaynaklarının tükenmesinde “sona doğru” giden, dünyadaki birkaç ülkeden biri konumunda bulunuyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, İran’ın 12 ili önümüzdeki 50 yıl içinde yeraltı su kaynaklarının tamamını kaybedecek.

İran Su ve Kanalizasyon İdaresi’nin verilerine göre, ülkedeki 6 su havzasında yağışlar yüzde 55 oranında düşmüş durumda. En çok düşüş İran platosunun doğu ve merkez havzalarında, en az düşüş ise kuzeybatı ve Urumiye Gölü havzalarında meydana geldi. İran platosunun merkez bölgelerindeki yüksek hava sıcaklığı nedeniyle aşırı biçimde çalıştırılan klimalar yüzde 13 oranında su harcanmasına neden oluyor. İran’da 500 şehrin içme suyu kaynağı barajlara bağlı ve ülkedeki barajlara su girişi geçen yıla kıyasla yüzde 60 azaldı. Barajların doluluk seviyesi ise yüzde 34 oranında düşmüş durumda.

İran’da bu yıl 300 şehir su sıkıntısıyla karşı karşıya ve bu şehirlerden 101’i kırmızı alarm durumunda. Köylere bakıldığında ise, 8 bin 500’e yakın köye ancak seyyar tankerlerle su ulaştırılabiliyor. İran Enerji Bakanlığı verilerine göre, tüm ülkedeki köy nüfusunun yarısının sağlıklı suya erişimi bulunmuyor. İran topraklarının sadece yüzde 15’i tarıma açıkken, ülkedeki tüm su tüketiminin yüzde 93’ü tarım sahasında kullanılıyor. Bundan dolayı da tarımda ortaya çıkan yanlış su kullanımı ağır bir susuzluk sorununa sebep oluyor. İran Çevre Kurumu’na göre ülkedeki en büyük sorun susuzluk meselesi ve İran bir ‘Su İflası Sendromu’ yaşıyor.

İran Çevre Koruma Kurumu’na göre, kaynakların yanlış kullanılması ve kötü kurumsal yönetimden dolayı ülkede yıllık 20 milyar metreküp fazladan su tüketiliyor ve ülkenin illeri, ilçeleri ve köyleri arasında bile daha fazla su edinme mücadeleleri yaşanıyor. Tahran Valiliği’ne göre, başkentte yağışlar yüzde 70 oranında azalarak son 50 yılın en düşük seviyesine geriledi ve yağışların yükselmemesi halinde Tahran halkının yüzde 55’i içme suyuna erişim sorunuyla karşı karşıya kalacak. İran’ın neredeyse tüm illerinde ortalama yüzde 50 ile yüzde 85 oranında bir yağış azalması bulunuyor. İran’ın doğu, merkez ve Sistan Çölü bölgeleri kuraklığın en ağır yaşandığı alanlar arasında bulunuyorlar.

BİRÇOK BÖLGE SUSUZLUKLA KARŞI KARŞIYA

Susuzluk ekseninde toplumsal protestoların geniş olarak yaşandığı bölgelerden olan İran’ın Huzistan Bölgesi, tüm ülke akarsularının yüzde 30’una sahip olmasına rağmen uzun yıllardır kuraklık ve susuzlukla mücadele ediyor. İran nüfusunun yüzde 6’sını barındıran Huzistan’da su krizinin altında iklim değişikliği, yağış azalması, sanayi ve tarımda yanlış su kullanımı, arıtılmış suyun yanlış kullanımı, kontrolsüz ve izinsiz su kuyuları açılması, su aktarım mekanizmalarının yanlış projelendirilmeleri, devletin yanlış su rejimi ve nüfus yoğunluğu gibi olgular mevcut. Huzistan Bölgesi son 50 yılın en büyük su buhranıyla karşı karşıya bulunuyor. Kuraklığın sebep olduğu kum fırtınaları ve kum taneciklerinin oluşturduğu hava kirliliği de bölgenin başka bir sorunu.

Etnik ve mezhebî fay hatlarının en aktif olduğu, tüm ülkenin yüzde 11.4’lük toprak dilimine sahip olan ve her kilometrekaresine 16 kişinin düştüğü İran’ın geniş Sistan Belucistan bölgesi, tüm ülkede sağlıklı suya ve içme suyuna erişim oranının en düşük olduğu yer. Sistan Belucistan’ın bazı bölgelerinde devlet tarafından kişi başına verilen su payı 15 litre kadar ve halk yemek yapmak, içmek ve yıkanmak için sadece bu miktara sahip. Sistan Belucistan Bölgesi’nin su ihtiyacının yüzde 48’inin yeraltı su kaynaklarından karşılandığı düşünüldüğünde, yağış oranlarının düşük olması büyük bir krizi ve dolayısıyla toplumsal ayaklanmaları da beraberinde getiriyor.

Uzun vadede Türkiye’nin İran’la sınır bölgelerinin iklimine ve ekosistemine de negatif olarak etki edecek kadar büyük sorunlara yol açabilecek nitelikte olan Urumiye Gölü’nün kuruması da İran’ın başka bir susuzluk krizi. Etnik hassasiyetlerin yüksek olduğu Doğu Azerbaycan bölgesinde bulunan, yıllardır kurtarılmaya çalışılan, İran’ın en büyük gölü ve dünyanın en büyük ikinci tuz gölü olan Urumiye Gölü’nün su seviyesi geçen yıla kıyasla 63 santimetre düştü ve göl, genişliğinin dörtte birini kaybetti. Geçen yıla kıyasla 2 milyar metreküp su kaybı yaşandı. Bu durumun en büyük müsebbibi, İran devletinin uyguladığı yanlış kurtarma projeleri ve su politikaları.

Son günlerde bastırılan susuzluk eksenli protestolarla gündemde olan, tarih boyunca pek çok krallığa başkentlik ve ev sahipliği yapmış, “Dünyanın Yarısı” lakabıyla anılan ve İran’ın en önemli şehirlerinden biri olan İsfahan da büyük bir susuzluk kriziyle karşı karşıya. Özellikle şehrin içinden akan Zayenderud Nehri’nin yanlış devlet politikaları sonucunda yıllar içinde tamamen kuruması, bölgeye hem iklim hem de halkın geçimi bağlamında çok büyük darbeler vurmuş durumda. Ayrıca şehir yeraltı su kaynaklarının azalmasıyla birlikte gün geçtikçe çöküyor ve uzmanlara göre önlem alınmadığı taktirde 10 yıl sonra şehir tüm yapılarıyla birlikte çökerek yıkılacak.

İran, dünyada susuzluk krizinin çok yıkıcı etkiler yapacağı ülkelerin başında geliyor ve her bölgesinin su sorunu ayrı ayrı yazılara konu olabilecek kadar derin ve katmanlı. Özellikle 2017 yılından bu yana Huzistan, İsfahan, Kohkiluye Boyrahmad, Fars, Çahar Mahal Bahtiyari başta olmak üzere pek çok bölgede susuzluk ve iklim sorunlarından kaynaklı pek çok halk ayaklanması aralıklarla sürüyor. Susuzluk buhranı kaynaklı pek çok toplumsal protestoyla karşı karşıya olan İran devlet aygıtı, bu durumu keskin bir ulusal güvenlik tehdidi olarak algılıyor ve özellikle etnik ve mezhebi fay hatlarının yoğun olduğu bölgelerde güvenlikçi bir refleks sergileyerek sorunu çözmek yerine halkı bastırma yoluna gidiyor.

İran’daki su buhranı acilen radikal çözümler gerektiren bir bekâ meselesi haline dönüşmüş durumda ve başta göç olmak üzere derin bölgesel problemleri de beraberinde getirecek. İran, içinde bulunduğu ekonomik krizin de katlayıcı etkisiyle birlikte orta ve uzun vadede pek çok şehre sıçrama potansiyeli olan, çok daha geniş ve kitlesel halk isyanlarıyla karşı karşıya kalabilir.

 

*Gazeteci

 

Kaynak:Gazete Duvar