Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

İran Üzerinden Yeni Bir “Kürt Mehmet Nöbete” Denklemi mi Kuruluyor

Naci Hanpolat yazdı:

İran Üzerinden Yeni Bir “Kürt Mehmet Nöbete” Denklemi mi Kuruluyor

Ortadoğu’da büyük güçler, kendi stratejik çıkarları doğrultusunda yerel aktörleri sahaya sürme eğilimini sürdürüyor. Kürtler, tarih boyunca zaman zaman başkalarının çatışma planlarında taşeron konumuna itildiler. Bugün de benzer bir senaryonun yeniden sahnelenmeye çalışıldığına dair işaretler bulunuyor. 

12 günlük savaş sırasında ABD’nin İsrail ile koordineli biçimde İran’a yönelik saldırıları sürerken, eş zamanlı olarak 2025 başlarından bu yana İran içinde bir ayaklanma zemini oluşturma planlarının da gündemde olduğu anlaşılıyor. Bu kapsamda özellikle Trump’ın Irak Kürdistanı yetkilileri ve İran Kürtlerinden bir örgüt lideri ile yaptığı telefon görüşmesine dair haberler, Kürt muhalif unsurların İran yönetimine karşı yeniden mobilize edilmesi yönünde bir organizasyon çabasını göstermektedir. 

Nitekim son saldırıların ardından İran Kürdistanı’nda faaliyet gösteren bazı örgütlerin birleşerek İran’a karşı ortak eylem kararı aldıklarını duyurmaları, bu senaryonun bir parçası olarak okunabilir. 

Tarihsel Tecrübe: Büyük Güçlerin “Kullan-At” Stratejisi 

Kürtlerin yüzyılı aşan özgürlük ve hak mücadelesinin, bunca fedakârlık ve ağır bedellere rağmen kalıcı ve bütünlüklü bir sonuca ulaşamamasının temel nedenlerinden biri, sorunun doğrudan ya da dolaylı sebebi-tarafı olan büyük güçlerden çözüm beklentisine girme eğilimidir. Bu beklenti kimi dönem Rusya’ya, kimi dönem Amerika’ya, kimi zaman İngiltere, Almanya veya Fransa’ya, kimi zaman da İsrail’e yönelmiştir. Ancak biraz da çaresizliğin girdabında bu sonuç çoğu kez değişmemiştir. 

Bu durumun en güncel ve çarpıcı örneklerinden biri Rojava pratiğinde ortaya çıktı. Türkiye’de yürütülen birinci çözüm süreci, Kürt meselesinin silahsız ve siyasal zeminde ele alınması açısından tarihsel bir fırsattı. Ancak o dönemde ABD’nin PKK’ye “Türkiye ile çözüm sürecini sonlandırın, Suriye’de size devletleşme imkânı sağlayalım” yönünde sunduğu perspektif, dış aktörlerin kendi stratejik ajandalarını yerel dinamiklere dayatma girişimlerinin sonuçlarını açıkça gösterdi. Bu müdahalelerin yarattığı yıkıcı etkiler, çözüm süreci sonrası yaşanan hendek olaylarında bir hiç uğruna üç bin üzerinde Kürt gencinin hayatını kaybetmesiyle gözler önüne serildi. 

Peki bu yönlendirmelerin sahadaki karşılığı ne oldu? 

Rojava deneyimi, söz konusu beklentinin pratikteki izdüşümünü oluşturdu. Yaklaşık on yıl boyunca bağımsızlık ve devletleşme ihtimali, Batılı medya ve diplomatik söylem aracılığıyla yüksek beklentilerle kamuoyuna sunuldu. Ancak son dönemde ABD’nin baskısı sonucu Şam yönetimiyle varılan uzlaşı neticesinde, yapının Suriye devleti içerisinde sınırlı bir statüye razı edilmesi ve silahlı unsurların entegrasyon sürecine yönlendirilmesi, bu vaadin yapısal olarak sürdürülebilir olmadığını ortaya koydu. Mazlum Abdi’nin zaman zaman dile getirdiği hayal kırıklıkları da bu dönüşümün iç gerilimlerini yansıtmaktadır. 

Bu süreç, büyük güçlerin vaatlerinin ilkesel değil; büyük ölçüde konjonktürel ve çıkar temelli olduğunu bir kez daha göstermiştir. Stratejik öncelikler değiştiğinde, dün verilen sözlerin hızla anlamını yitirebildiği görülmektedir. 

Nitekim ABD’nin bölgede dönemsel ihtiyaçlar doğrultusunda desteklediği yerel aktörleri, işlevleri azaldığında yalnız bırakmasına dair örnekler az değildir. Afganistan’dan çekilme sürecinde, ABD ile iş birliği yapmış yerel unsurların Kabil Havalimanı’nda yaşadığı dramatik sahneler — uçak tekerleklerinden düşerek hayatını kaybeden insanlar — büyük güçlere yaslanmanın ne denli kırılgan bir güvenlik zemini sunduğunu tüm dünyaya göstermiştir. 

İran Dosyası ve “Yerel Taşeronluk” Riski 

Bugün ABD ve İsrail’in, hiçbir meşru zemine dayanmadan ve büyük ölçüde İsrail merkezli bölgesel stratejik hedefler doğrultusunda İran’a yönelik yürüttüğü saldırganlığa, “kurulacak bir bölgesel Kürdistan” hayaliyle destek vermek Kürtlerin hem derin ulusal onuruna hem tarihsel tecrübeye hem de siyasal akla aykırıdır. 

ABD ve İsrail’in kendi kara güçlerini İran sahasına sürmek yerine yerel unsurları öne çıkarmayı tercih etmesi şaşırtıcı değildir. Büyük güçler açısından yerel halkın bedel ödemesi, kendi askerlerinin bedel ödemesinden her zaman daha “maliyet-etkin” görülmüştür. Bu nedenle böylesi bir çatışmada gönüllü “lejyoneri” olmak, stratejik bir hata olmanın ötesinde, ciddi bir siyasi basiretsizlik anlamına gelir. 

Irak Kürdistanı Açısından Tehlikeli Bir Denklem 

Irak Kürdistanı bugün dünya üzerinde Kürtlerin fiilî ve hukuki anlamda belli bir statüye sahip olduğu tek yapıdır. Bu statü; yılların mücadelesi, fedakârlık ve ağır bedeller sonucunda elde edilmiştir. 

ABD’nin bölgesel hesapları doğrultusunda İran içindeki bir isyana destek verilmesi yönünde telkinlerde bulunduğu yönündeki iddialar, bu statüyü doğrudan riske atabilecek mahiyettedir. Böyle bir kirli savaşın parçası olmak hem haksız bir saldırıya maruz kalan bir devlete içerden ihanet olarak ahlaken sorunlu hem de reel politik açıdan sonuç alınması baştan şüpheli bir girişim olacaktır. 

IKBY, Barzaniler ve Talabaniler- İran İlişkisi 

Irak Kürdistanı'nda hakim iki yapıdan biri olan Talabani çizgisi, son yirmi yılda hem Irak merkezi siyaseti hem de Kürdistan Bölgesel Yönetimi bağlamında İran’la görece yakın ve pragmatik ilişkiler yürüttü. Özellikle Bağdat’taki güç dengelerinde, İran’a müzahir aktörlerle koordineli hareket edildiği birçok başlıkta görüldü. 

Celal Talabani’nin Ortadoğu siyasetinde “duruma göre şeytanla bile ittifak yapılabilir” şeklinde özetlenen pragmatik yaklaşımı, Ankara-Tahran-Bağdat-Erbil arasında yürüttüğü denge siyaseti onun siyasi tarzını tanımlayan bir referans olarak hafızalardadır. Bu yaklaşımın sağladığı manevra alanı kadar, taşıdığı riskler de ortadadır. 

 

Devamı >>>



Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


YAZARLAR

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

HABERLER