Tarih: 16.02.2019 16:14

İran islam devrimi 40. Yılında Özgür Yazarlar Birliği´nde tartışıldı.

Facebook Twitter Linked-in

İran İslam Devriminin kırk yaşına ulaşması münasebetiyle ?İran İslam Devrimi: 40 Yılın Muhasebesi? başlıklı bir program 10 Şubat 2019 Pazar günü. saat 14.00 - 17.00 saatleri arasında Özgür Yazarlar Birliği´nce, adı geçen derneğin İstanbul - Fatih ilçesi Sarıgüzel Caddesi üzerinde bulunan dernek binasında, konuya ilgili ve duyarlı Müslümanların katılımıyla gerçekleştirildi.

Ümit Aktaş, İslam Özkan, Doğan Özlük, Yıldız Ramazanoğlu ve Kadrican Mendi´nin konuşmacı olarak katıldığı iki panelden sonra dinleyicilerin kanaatlerini dile getirdikleri forum bölümüyle program sona erdi.

Programdan notlar şu şekilde:

Ümit Aktaş:

-İsyan ile devrimi karıştırmamalı. Arap baharı için devrim dendi oysa isyandı yaşananlar. İsyan kısa süreli patlamayken devrimin uzun süreli etkisi vardır.

? Devrim çok da beklendik değildir. Ağırdan da olsa hazırlık yaparsın ama plan dâhilinde, ?şu tarihte devrim yapacağız? diye bir şey mümkün değil. Devrim spontane gelişir.

-Müslümanlar İran´da yaşanan devrimle başlarını havaya kaldırdı, ?biz varız? demeye başladılar.

-Her devrim eksiktir, tam değildir. Devrimin ömrü devrimcilerin ömrüyle sınırlıdır. İran´a gitsek devrimin esamisini göremeyiz.

-Devrimde Fransız İhtilali etkisi var. İran İslam Devrimi, Fransız Devrimi´nden önce olsaydı cumhuriyet vasfı olmazdı İran´ın.

-Dini siyasallaştırmak değil dinin siyasetini uygulamak gerekir.

-Humeyni´nin medreseye felsefe dersini sokması çok önemli.

-Humeyni, Mehdi beklentisini bertaraf etti. Mehdi´den beklenen rolü fakihlerin üstlenmesini sağladı.

-Şiiliği anayasal hüküm haline getirmesi Humeyni´ye yönelttiğim bir eleştiridir.

-Humeyni´nin devrime giden yolda silaha başvurmaması çok önemlidir.

-?Amacımız hükümetimiz değil marifetullaha ulaşmaktır.? der Humeyni.

-Humeyni katı bir güç metafiziği içinde olmamıştır, her şeyi güç merkezli düşünmemiştir.

-İran devrimi kuşatılıp boğulmaya çalışıldı. İran devrimine paralel olarak gelişen olayları sıralarsak Türkiye´de 12 Eylül, Arabistan´da selefilik, Pakistan´da darbe, Afganistan işgali..

Bütün bunlar İran devrimini Şii hinterlanda sıkıştırdı. İran´ın da dolaylı kabahati oldu. Şiilik vurgusuyla İran devrimi İslam dünyasında evrenselleştiremedi. Tam olarak bir İslam devrimi olarak doğmadı. Devrim antiemperyalistti ama emperyalistlerin devrimi boğmasına bu Şiilik vurgusu fırsat verdi.

İslam Özkan:

-İran İslam Devrimi müstesna bir devrimdir. Bu devrimin Fransız, Rus devrimleriyle çok da benzerliği yoktur.

-Foucault´a göre İran Devrimi liberal ve marksist bakışla anlaşılamaz. Marksizm aydınlanmadan epistemolojik olarak bir kopuş değildir. İran´daki dini önderliği,  batı/modernizm karşıtı olarak gören Foucault´a göre yaşananlar temelde bir sınıf çatışması değildir.

-Sünniliğe göre zalim yönetici meşruysa da Şia´ya, Mutezile´ye göre meşru değildir. Şiilere göre Mehdi gelene kadar bütün yönetimler gayri meşrudur.

-?Ulema her işi bilir.? görüşü nasıl yanlışsa ?Ulema hiçbir şeye karışmasın.? görüşü de yanlıştır. İran´ın bir ulema devletine dönüşmesi bir nevi eksiklik.

-İran´da devrime dair dejenerasyon, gerileme var ama İran´ın İsrail merkezli dünya sistemine karşı olması devrimin büyük ölçüde devam ettiğini gösterir.

-60´ların sonu 70´lerin başında Şah´ın modernleşme politikası hızlı işlemekteydi. Bu hızlı modernlikle köyden kente göçler oluyor, toplumsal alt üst oluşla insanlar kentlerde tutunamıyor. İçinde devrimci meydan okuyuşlar taşıyan din insanların kentte tutunmasını kolaylaştırıyor.

-Humeyni, Mehdi´ye yüklenen anlamı politikleştiriyor.

-40 yıllık süreci üç döneme ayırıyorum:

1. 1979-1989 arası dönem İslami açıdan devrimci bir süreçtir.

2. 1989-1997 arası dönem geleneksel değerlerin hakim olduğu pragmatik bir süreç.

3. 1997-2019 arası dönem rejimin kendi kurumlarını sağlamlaştırdığı bir süreç.

-Foucault, devrimden ziyade isyanı önemser. Çünkü devrim, karşıtına dönüşür.

-İngiliz Şiiliği 1997´den bu yana aktif. Yoksa bakarsak Bosna´ya yardım mezhebi bir dış politikanın ürünü değil.

Doğan Özlük:

-İran´a ve İran Devrimine beş farklı yaklaşım söz konusu:

1-İran´da ülke sınırları içerisinde olup bitenleri göz ardı eden ve sadece İran´ın antiemperyalist özelliğini merkeze alan yaklaşım.

2-İran´ın antiemperyalist özelliğini ve karşı karşıya bulunduğu kimi sorunların bu özelliğinden kaynaklı olduğunu bütünüyle göz ardı eden yaklaşım.

3- İran ile ilgili toplumsal, siyasi, ekonomik, uluslararası vb. bütün meselelere ?Mutlak İrancı? ve/veya mezhepçi perspektifinden yapılan yaklaşım.

4- İran ile ilgili meselelere ?Mutlak İran Karşıtlığı? ve/veya mezhepçi perspektifinden yapılan yaklaşım.

5- Diğer tüm ülkelere ve meselelere olduğu gibi İran devrimine ve İran ile ilişkili meselelere de bütünlüklü ve ilkesel perspektiften yapılan yaklaşım.

Ben bu beş yaklaşım içinden beşinci yaklaşımın daha adil ve isabetli olduğunu, diğer yaklaşımların her birinin ise çeşitli handikaplar, çelişkiler ve ilkesizlikler barındırdığını belirtmek istiyorum.

-Devrime giden yolda İran halkının dilinden düşürmediği sloganları ve üç temel talebi şuydu:

Azadi (özgürlük),  İstiklal (bağımsızlık), Cumhuri İslami (İslam cumhuriyeti)

-İran 40 yıldır hukuki, siyasi, askeri ve ekonomik açıdan tam bağımsız bir ülke olma özelliğe sahiptir. İran, bu bağımsız kimliğinin yanında antiemperyalist ve antisiyonist eksende yer almaktadır. Siyonizm ve Batı/Amerikan emperyalizmine karşı mücadele eden direniş ekseninin başını çekmekte ve bu yolda mücadele eden direniş yapılarına büyük destekler vermektedir. İran bu uğurda gerek siyasi gerek ekonomik açıdan çok büyük bedeller de ödemiştir ve ödemeye devam etmektedir. Şüphesiz küresel emperyalizmin İran devrimi ile ilgili en büyük sorunu da burada yatmaktadır. İran´ın enerji kaynaklarını istediği gibi sömürememek, İran´a boyun eğdirip istenilen eksene çekememek ve İran´ın dış politikasını/uluslararası siyasetini yönlendirememek.

-40 yıl önce yazılan ve referandumla kabul edilen İran anayasası, aslında bugün bile İran´ın halklarının tartıştığı ve talep ettiği adalet, siyaset, mezhep, etnik ve ekonomi temelli birçok meselenin çözümünü barındırmaktadır. İran anayasasında adalet, liyakat, ehliyet, istişare, inanç/düşünce/ifade özgürlüğü, anadilde eğitim, etnik ve mezhebi haklar gibi konularda açık hükümler yer almaktadır. Fakat anayasanın hakkıyla uygulandığını ve anayasal haklarını talep eden toplumsal kesimlerin taleplerinin karşılandığını söylemek ne yazık ki mümkün değil. Aksine anayasada açık bir biçimde yazılı olan birçok hak, maalesef 40 yıldır hak sahiplerine teslim edilmeyi bekliyor.

-Bugün İran yönetiminin ve halkının karşı kaşıya bulunduğu sorunları ve çözüm yollarını şu şekilde özetlemek mümkün:

a- Sosyal adalet, hakça bölüşüm ve adil paylaşım temelli bir iktisadi dönüşümü hayata geçirmek. Yolsuzluk, yoksulluk ve işsizlik sorununu acil ve hissedilir çözümler üretmek.   

b- Farklı politik duruşa sahip muhalif Şii siyasi yapılara ve liderlere yönelik baskıları ortadan kaldırmak, düşünce ve ifade özgürlüğünün önünü açmak.

c- Farslar dışındaki kavimlerin (Azeriler, Kürtler, Araplar vd.) anadilde eğitim, üniversitelerde dil ve edebiyat bölümlerin açılması gibi siyasal taleplerinin karşılanması.

d- Yüksek kamu görevleri başta olmak üzere kamu istihdamında mezhep ve etnik ayrımcılıklara son vermek.

e- Milliyet ve mezhep ağırlıklı bir dış politika yerine; insani ve ilkesel temelde bir dış politika icra etmek.

Yıldız Ramazanoğlu:

-İran İslam Devrimi, beklenmeyen bir olay olduğundan bütün dünya çok şaşırıyor.                  Kelim Sıddıki, 1978 yılında İran´dayken orada yaşananları algılayamadığını söyler.

-Humeyni zamanında mülkiyet konusu çok tartışıldı ama biz bu konularda hala gerideyiz.  Mülkiyeti, sermayeyi Marksistlere; kadın konusunu feministlere havale ettik.

-Fatıma yaşamak için mi yoksa yazmak için mi? Yoksa onun üzerinden parmak sallamak için midir?

-Devletler çatışabilir ama halklar asla çatışmamalı.

-Çöp gibi sürükleniyor muyuz yoksa başımızdan çok kıymetli şeyler mi geçiyor?

-İran devriminde kadınlar çok etkindi. Günümüzde İran´da olduğu kadar sinema alanında aktif kadın göremiyoruz.

-90´ların başında İran´a gidip orayla ilgili olumlu konuşan Türkiye´den alim, yazar çevresinin çoğu bugünü İran´ı kötülemekle meşgul. Ne oldu da değişti bunca şey?

Kadrican Mendi:

-İslam inkılabı ile İslam devletini ayrı konuşmalıyız.

? Devrimler kurmak değil yıkmak içindir. Statüko ilahlık taslamaya başlayınca mevcut olanın yıkılması, tasfiye edilmesi gerekir. Bu anlamda İslam inkılabı bir devrimdir.

-İran İslam Devrimi, tarih boyunca yaşanmış birçok devrimden biridir. İran devriminin sınıfsal boyutu var, toplumsal çatışmaları var dolayısıyla biricikliği söz konusu değildir. Orijinal değildir ama üzerine düşünülmesi gereken yeni bir perspektiftir.

-Türkiye müslümanlarında özcülük, biriciklik takıntısı var. Bizim kendi kavramımızın olmasına gerek yok. İnsanlığın ortak hikayesi neticede devrimler. Her peygamber devrimcidir.

-Soğuk savaş İslamcılığını bitirmiştir İran devrimi. Yani batılı sistemle işbirliği içerisinde olan yönetimi, statükoyu parçalamıştır devrim. Türkiye´de hala soğuk savaş İslamcılığı hâkimdir.

-1906 İran´da meşrutiyet, 1909 Anadolu´da meşrutiyet, 1905 Rusya derken bu yakın coğrafyalar birbirine paralel gelişmeler yaşamıştır.

-Şah´a ?1906 anayasasına sadık kal? diyen Humeyni sonradan radikalleşiyor ve 1963´te tutuklanıyor.

-Pehlevi´nin toprak aristokrasini bozan toprak reformu, kadınlara oy hakkı tanınması, öğrenci hareketleri gibi İran İslam inkılabını hazırlayan birçok faktör söz konusudur.

-Devrim sonrası ortaya çıkan bürokrasi, konjonktürel meseleler derken Humeyni devlete angaje oldu.

-İran İslam Devrimi, devletleşmesine rağmen örnek modele sahiptir.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —