Tarih: 07.12.2019 16:06

İLYAS BUZGAN: DİNDAR KÜRTLER CHP’Yİ DENEMEYE DEĞER GÖRDÜ

Facebook Twitter Linked-in

Buzgan, Kürt sorununun ve dindarların sorunlarının çözümü noktasında çıtayı yükselterek önce çok yüksek beklentiler oluşturan ardından da bu beklentileri bütünüyle tahrip eden AK Parti iktidarından ümidi tamamıyla kestiklerini, dindar da olsa Kürtlerin bundan sonra AK Parti’ye ilişkin herhangi bir umut beslemesinin söz konusu olmayacağını ifade ediyor. CHP ile ilgili rezervlerine rağmen mütedeyyin Kürtlerin yine de sosyal demokratları denemeye değer bulduklarını, CHP’yi bir imkan olarak değerlendirdiklerini ifade ediyor.

Türkiye’de İslamcılar bir de Kürtler en az bilinen sosyolojiyi oluşturuyor. Ama hem dindar hem de Kürt iseniz bilinmezlik katsayısı daha da artıyor. Biraz bu perdeyi aralamak, mütedeyyin Kürtlerin geleceğe ilişkin yaklaşımlarına projeksiyon tutmak gerekiyordu. Yerel seçimler öncesinde CHP’li yetkililerin davet edildiği iftar vesilesiyle  gündeme gelen ve alt yapısını mütedeyyin Kürtlerin oluşturduğu “Hakkı Savunanlar Platformu” Başkanı Buzgan’la bu perdeyi aralamaya çalıştık. Kendisiyle dindar Kürtlerin siyasal ve toplumsal gelişmelere bakışlarını, çözüm sürecinin yeniden gündeme gelme ihtimalini, platformun faaliyet ve amaçlarını, Kürt sorununa dair Türk İslamcılarının yeterlilik ve yetersizliklerini masaya yatırmaya çalıştık.

‘AK PARTİ’NİN İKTİDARA GELMESİ DİNDAR KÜRTLERDE BİR BEKLENTİYİ AÇIĞA ÇIKARDI’

Mütedeyyin Kürtler ne düşünüyor, Türkiye’de son 10 yılda yaşananları nasıl görüyor? Dünyaya bakışları nasıl?

Dindar Kürtler ve dindar Türkler, Cumhuriyet tarihinin ilk günlerinden itibaren sistemin dışında, sürekli siyasal sistemin periferisinde tutuldu. Kürtler kendilerine özgü farklı özelliklerinden dolayı, farklı kimlik, dil ve farklı etnik ögeleri temsil ettiklerinden dolayı Türklere oranla daha fazla sistem dışına itildiler. Siyasal iletişim kanalları onlara kapalı tutuldu. Bu, esas itibarıyla baktığımızda 80’lere kadar bu şekilde devam etti. 80’lerin sonunda ilk kez bir Kürt partisi kuruldu. Kürt hareketinin yasal düzeyde temsili esas itibarıyla 1980’li yılların sonunda gerçekleşti. Baktığımız zaman 1980 askeri darbesinin inşa ettiği anayasal mimari, İslamcılık ve Kürt milliyetçiliğine kapalı bir mimariydi. Bu nedenle Kürtler kendi talep ve özlemlerini siyasal partiler üzerinden parlamentoya, bir başka ifadeyle siyasal topluma yansıtamadılar. Onlar ilk kez Türkiye’de siyasal İslamcıların 1994 yılında İstanbul, Ankara gibi büyük metropollerdeki yerel yönetimlerde iktidara gelmesiyle birlikte sistemle ve sistemin otoriter yapısıyla tanışmış oldu. Şimdi 2003 Kasım seçimlerinde AK Parti’nin tek başına iktidara gelmesi hem İslamcıların hem de muhafazakâr Kürt kesimin birikmiş sorunlarının çözüleceğine ilişkin bir beklentiyi tahrik etti. Erdoğan ve partisi, ilk iktidara geldiğinde AB, özgürlükler ve demokrasi odaklı bir programı deklare etmişti. O zamanın koşullarına baktığımızda olağanüstü hal var. Kürt illerinde yoğun güvenlik tedbirleri söz konusuydu ve sistematik insan hakları ihlalleri mevcuttu. Aslında AK Parti’nin iktidara gelmesiyle birlikte Cumhuriyetin ilk yıllarından beri var olan ama bir türlü açığa çıkamayan bir beklenti enerjisi açığa çıkardı.

‘ÇÖZÜM SÜRECİNİN MİMARİSİ DOĞRU KURGULANMADI’

Bu beklentinin bir arka planı vardı elbette değil mi?

2002’den 2011’e kadar bu dönemde yapılan seçimlerde AK Parti’nin hem dindar Kürt kesimlerden hem de seküler kesimlerden yoğun ilgi görmesi esas itibarıyla ilk iktidara geldiğinde deklare ettiği programa bağlı kalmasından kaynaklanıyordu. 2013’ten itibaren Avrupa Birliği tandanslı program dejenere edilmeye başlandı ve geri adımlar atıldı. Bu dönemden itibaren dindar, Kürt seçmen AK Parti’nin ortaya koyduğu tutumu sorgulamaya başladı. Esas itibarıyla 2013’te AB odaklı programdan bir geri dönüşün işaretlerini görmekle birlikte 2013’te yeni bir süreç başladı. Barış açılımı, demokratikleşme açılımı, ya da kardeşlik açılımı diyebileceğimiz açılım süreci başladı. İki yıl devam eden bu dönemde Kürt toplumunda, gençlikte, kadınlar arasında sosyo-psikolojik rahatlama dönemine girildi. Bu süreçte toplumun ekonomik kalkınmasına, psikolojik rehabilitasyonuna dönük adımlar atıldı ancak birçok nedenden dolayı sürecin kurumsal mimarisinin doğru bir şekilde kurgulanmaması, Rojava bölgesinde yaşananlar ve karşılıklı güvensizlik gibi bir dizi neden, sürecin çökmesiyle sonuçlandı. Dolayısıyla 2003 ile 2015 yılları arasında Kürtlerin beklentileri tam karşılanmamış olsa bile 80’li ve 90’lı yıllara oranla görece siyasal iletişim kanallarına katılma anlamında bir irade ortaya çıktı. Özellikle daha muhafazakâr Kürtleri kastediyorum- Kürt milliyetçilerini ayrı bir yere koymak gerekecektir.

Milliyetçi Kürtlerle burada seküler Kürtleri mi kastediyorsunuz?
HDP’ye oy veren Kürtleri kastediyorum.

‘MÜTEDEYYİN KÜRTLER HEM DİNİ HEM DE ETNİK SORUNLARINA ÇÖZÜM ARADI’

Kürt milliyetçileri HDP’ye oy verenlerle sınırlı değil herhalde.

Kuşkusuz. HDP’yi Kürt bilincini aşılamak, Kürt kimliğini yeniden üretmek konusunda son derece yetersiz gören hatırı sayılır bir kesim var. Bunlar daha çok kopuşu, federasyonu, özgür bir Kürdistan’ı savunan bir kesim. Kuşkusuz bunlar AK Parti’ye oy vermedi. Dolayısıyla buradan çıkan bir sonuç var, bir taraftan 2003’ten 2015 yılına kadar muhafazakâr Kürtler, AK Parti’de özlemini duyduğu şeyi gördüler. Bu konuda Türk İslamcılarıyla örtüşen bir özlem skalasından bahsediyorum. Onu orada gördüler en azından imam hatiplerin yeniden açılması, kat sayının kaldırılması, başörtüsü gibi sorunlar Kürt dindarlarla Türk dindarların ortak ilgi ve beklenti alanlarını temsil ediyordu.

Devamı >>>




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —