İlim ve kulluk yolunda zorlu bir hayat: Ahmet Muhtar Büyükçınar

Ahmet Muhtar Büyükçınar, “Hayatım İbret Aynası” adıyla yayımlanan hatıratında mümine yakışır bir hayatın kodlarını veriyor bizlere.

İlim ve kulluk yolunda zorlu bir hayat: Ahmet Muhtar Büyükçınar

 Dünya Bizim yazarı Leyla Betül Eğilmez’in, büyük alim Ahmet Muhtar Büyükçınar’ın “Hayatım İbret Aynası” adlı eserini yorumluyor. 

Bir azm, eğer iman dolu bir kalbe girerse

İnsan da o imandaki son sırra ererse

En azgın ölümler ona zincir vuramazlar

Volkan gibi coşkun akıyor durduramazlar.”  

Ali Ulvi Kurucu

Mümin, namazla Rabbine yakınlaşır; oruçla, zekâtla O’nun razı olduğu kulları arasına girmeye çalışır. Kulu Allah’a yakınlaştıran, onu Allah’ın has kulları arasına alan amellerden biri de Allah için hizmettir. Son dönem âlimlerinden Ahmet Muhtar Büyükçınar hayatını dine hizmet üzerine inşa etmiş ve 93 yıllık ömrünün son demlerine kadar yılmadan dine hizmet etmek için çabalamıştır.

Fahr-i Kâinât Efendimiz; “Benden bir âyet bile olsa insanlara ulaştırınız!” buyuruyor (Buhârî, Enbiyâ, 50). Ulaşabildiği her mümine her insana durmadan yılmadan bir hadis, bir harf öğretmek için yollara düşen Büyükçınar; uzun, çileli ve ilimle geçen hayatını öğrencilerinin ısrarıyla Hayatım İbret Aynası adlı eserinde kaleme alıp ilim talebelerinin istifadesine arz ediyor.

Zalim bir üvey anne merhametsiz bir baba

1920 yılında Gaziantep’te doğan Büyükçınar küçük yaşta zalim bir üvey anne ve ilgisiz, merhametsiz bir babayla zorlu hayatına ilk adımlarını atar. Çocukluğu baba evi ile dede evi arasında çekişmeli geçer. Üvey annesinin ve babasının zulmünden kaçıp dedesinin evine sığınır ancak her defasında toplum baskısından dolayı tekrar baba evine dönmek zorunda kalır. Dedesinde kaldığı dönemlerde annesinin vasiyeti üzerine Kur’an eğitimi almaya başlar. Ancak dönemin yöntem bilmeyen hocalarından; falakadan ve dayaktan korktuğu için her gittiği hocayı yarım bırakmak zorunda kalır.

Her zaman yaşından büyük düşünür ve büyük yaşar. 5-7 yaşlarında okuma bilmeyen komşularına akrabalarına topluluklarda kitap okur öğrendiklerini anlatmaya başlar. Dayısının “Sanat koldaki bileziktir” sözünü kulağına küpe eder ve terzilikten baklavacılığa dokumacılıktan inşaat işçiliğine kadar öğrenebildiği kadar sanatı öğrenir ve üstün becerileriyle her alanda takdir toplar. Her ne kadar okurken idrakimizi zorlayan üstün yeteneklerinden bahsetse de Allah’ın yardımının hiç eksik olmadığını görebiliyoruz.

Büyükçınar gurbete 8 yaşında çıkar yakın köylerden birine kitaplarını toplayıp gider. Sonraki dönemlerde bulduğu her fırsatta uzak yerlere kaçar. Bir nevi sefere çıkmayı henüz küçük yaşlarda benimser. Küçük Ahmet Muhtar’ın ailesinden uzakta kalması doğru olmadığı için her seferinde evine gönderilir ancak her eve dönüşünde daha zalim bir muamele ile karşılaşır. Bu sebepten her defasında daha çok kaçma isteğiyle dolar taşar. Bir kere yola çıkmanın tadını alınca kalmanın esaretine ruhu dayanamaz. 

Alınan büyük kararlar…

Tarsus’ta pamuk tarlasında çalıştığı dönemde hayatının ilk aşkıyla karşılaşan Ahmet Muhtar yaşının ve olgunluğunun uygun olmadığını düşünerek oradan uzaklaşır. Gençliğinde eve döndüğü sırada annesinin vasiyetini hatırlar ve Kur’an okumaya başlar. O gün hayatının aşkını bulmanın sevinciyle durmadan Kur’an okuma arzusu ile dolup namazlarına özen göstermeye başlar. Nitekim sonsuza sevdalı yaratılmış bir kalbi fani olan bir sevdanın dolduramayacağını anlar ve baki olanda sonsuz lezzeti keşfeder. Camide hocadan ders almasıyla birlikte soğuk bir mağarada yaşamaya başlar. Az yiyip az uyuyup toprak zemin üzerinde uyuyarak nefsinin isteklerine boyun eğmeyerek hayatına devam eder.

Mehmet Ali Temuroğlu hocadan ders aldığı sırada Hafız Tevfik Efendi’nin memlekette en güzel Kur’an okuyan kişi olduğunu öğrenir ve ondan ders almak için kapısını çalar. Dönemin zor şartları hocaların ders vermesini zorlaştırmasına rağmen bir iki öğrenciyi okutabilen Hafız Tevfik Efendi, Ahmet Muhtar’ı yanında okutmaya karar verir. Ondan öğrendiği kaidelerle hayatına yön verir. Ömrünün sonuna kadar karşı cinse bakmamaya, siyasetten uzak kalmaya, dini öğrenmek için ne kadar okunması gerekiyorsa okumaya, asla evlenmemeye, hiçbir zaman okuttuğu hiçbir talebeden ücret almamaya karar vererek bu karara bağlı kalmaya söz verir. 1938 senesinde Hafız Abdullah Hoca’dan Arapça dersleri almaya başlar.

Zor yıllarda istikrar

Ahmet Muhtar hem okuyup hem de talebe yetiştirmeye çalışır. Türkiye’de İslam karşıtlığının güçlü olduğu devirde sürekli polisle başı derde girer ancak hiçbirine boyun eğmez, okutabildiği kadar talebeye yardım eli uzatır. Ülke şartları ve İslam’ın gidişatı ne parayı ne de konforu düşündürecek seviyededir. Taşın altına elini koyması gerektiğini ve bu ümmetin çocuklarının İslam’a aç yetiştiklerinin farkındadır. Bu sebeple hiçbir şeyin onu yıldırmasına müsaade etmez ve Allaha sığınır.

Türkiye de aldığı ilim yetersiz gelince kaçak yollarla Halep’e gitmeye karar verir. Arzuladığı bir talebelik geçirir. 1943 senesinde Halep’te kanun dışı işler yaptığı hakkında iftira atılır ve ülkeye dönmeye karar verir. Sınırda yakalanarak tutuklanır ve zorlu bir hapis hayatı geçirir. Hapis hayatını bile fırsat bilip tebliğe devam eder. Tekrar Halep yollarına düşer ancak bu sefer Ezher’de okuma aşkı düşer içine. Şam yollarına düşer. Şam’da Hafız Abdullah ile birlikte ilmine devam eder. Hacca gitmek için yola çıkarlar ancak bir soyguna maruz kalırlar. Daha sonra Türkiye ye dönerek Diyarbakır da askerliğini yapar. Askerde de zor ve sıkıntılı günler geçirir ancak orada da kendini sevdirerek baklavacılık sanatını kullanarak para kazanır. Askerde 40 saatte bir yemek yemeğe kendini alıştırır. 3 sene süren askerliğinden sonra eğitimine kaldığı yerden devam eder.

Ezherli yıllar…

Hocası Hafız Abdullah Efendi’nin vefatıyla derin bir hüzne kapılır. Afşinli Dursun Hocanın yönlendirmesiyle tekrar Ezher’de okumaya karar verir ve kaçak yollarla ülkeden ayrılır. Bir süre Şam’da kaldıktan sonra Mısır’a vize alarak Ezher’e giriş imtihanına girer. Böylelikle 1950 yılında Ezher’de öğrencilik hayatına başlar ve 12 yıl renkli ve yoğun bir öğrencilik hayatı geçirir. Mısır’ın siyasi ve sosyal karışıklığına şahit olur ancak Ezher siyasetten uzak bir kurum olduğu için dersleri aksamaz.

36 yaşına geldiğinde Efendimizin hadislerini okudukça evlenmesi gerektiğini düşünür. Arkadaşı Ömer Biçer’in kardeşi Dürdane Hanım’ı görür beğenir. Yozgat’a giderek Dürdane Hanım’la evlenir ve birlikte Mısır’a dönerler. Bu mutlu evlilikten 4 çocuğu olur. Evlenmeden önce niyeti davasında ona yardımcı olabilecek, bilgilerini hanımlara aktarabilecek bir eştir ve dua ettiği gibi de bir evlilik gerçekleştirir. 1962 yılında Türkiye’ye dönme kararı verirler. Çeşitli medreselerde ve camilerde ders vermeye başlar. Her kesimden her rütbeden talebelerini hiçbir ücret almadan uzun yıllar okutmaya devam eder. Sayısız gencin elinden tutarak kayıp gitmelerine müsaade etmez.

Bazı ticari faaliyetler ve devam eden ilmi çalışmalar…

Bir dönem ticarete atılarak portbebe üretimine başlar ve Büyükçınar tekstili kurar. 56 yaşında iken Haseki Yüksek Eğitim Merkezi’nde öğretim üyesi olarak göreve başlar. Hayalini kurduğu hac yolculuğu nasip olur ve kafile başkanlığı yapar. Gördüğü bir rüyaya nispeten hayatını 3 bölüme ayıran Büyükçınar hayatının son kısmı insanlardan uzak ve sükûnet içerisinde geçer. Esenköy’e yerleşerek yazmaya başlar. Son nefesine kadar berrak ve sağlam bir hafıza ile nimetlendirilir. Bu nimet sayesinde şaşkınlığa uğratacak seviyede ayrıntı ile anılarını bizlere aktarır. Hayattaki tek gayesini İslam’a hizmet olarak görür ve son nefesine kadar bu hizmet uğruna çabalar. 2013 senesinde Hakkın rahmetine kavuşur.

Hayatını kaleme aldığı eserinde Ahmet Muhtar ilim yolunda yaşadığı sıkıntıları, çilesini uzun ve ayrıntılı bir şekilde bizlerle paylaşıyor. İbret alınması gereken bir hayat yaşadığı açıktır ancak Allah’ın da feyiz ve bereketiyle ilim yolunda yılmadan çalışması her ilim talebesine motivasyon olacak cinsten. Eşi Dürdane Hanım’ın sonsuz desteği ve sabrını okurken duygulanmamak elde değil. Kitabın dikkatli okunduğunda birçok sırra vakıf olunacağına inanıyorum. “Sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabbine kulluğa devam et!” (el-Hicr, 15/99) âyet-i kerîmesi mûcibince, bu can bu bedenden gidinceye kadar Allah için koşturmalı, Allah için hizmet etmeliyiz. Zira kitapta da okuduğumuz üzere Allah hizmette koşturanların yardımcısıdır. “Hizmet eden himmet görür.” düsturuna güvenerek yılmadan Allah’a hizmet yolunda koşmamız gerektiğini her satırıyla bizlere tekrar hatırlatan bu güzel eserin okunmasını ve hayatımıza bir ibret olarak geçmesini niyaz ediyorum. Rabbim, bizleri hizmette daim eylesin!