Tarih: 22.04.2022 01:26

İktidarda vicdanın sesi?

Facebook Twitter Linked-in

İktidarda pahalılıktan yakınanlar, bir vicdan tepkisi yerine oy endişesiyle konuşuyorlar. “Üç kilo et yerine yarım kilo et yeriz” lafı bu duyarsızlığın simgesi olacak bir laftır. “Mini mini zam geldi” lafı da böyle.

Bülent Arınç’ın sözleri yakınmanın ötesinde bir vicdan isyanıdır. “Enflasyon resmi rakamlarla yüzde 60’ı bulmuşsa milleti hitabet ile coşturamaz, konuşmayla aldatamazsınız” sözü bunun bir örneği.

Fakat AK Parti’nin geleneğinde, sorunlar üzerine grupta genel görüşme açma, yanlışları dile getirerek çözümler üretme geleneği yoktur. Lidere itaat esastır. Bu bakımdan parti içinde politika değişikliği yönünde bir hareket olması hiçbir şekilde beklenemez.

Serbest müzakere olmayınca da iktisadi krizin sebepleri ortaya konulamıyor, “dış güçler” gibi komplo teorileriyle rasyonellikten büsbütün uzaklaşılıyor.

GEZİ, DARBE, PAPAZ

AK Parti Kayseri Milletvekili İsmail Tamer de vicdanlı konuştu. “Dürüstlükle her şeyi ortaya koymaya çalışıyorum” diyerek üreticinin de tüketicinin de vahim sorunlarını açıkça dile getirdi. Ancak, Tamer’in şu sözlerini mutlaka tahlil etmek gerekir:

“2013 Mayıs ayında yükselme devrine girmiş bir Türkiye vardı. Sonrasında Gezi olayları, FETÖ darbe girişimi ve papaz olayı ile Türkiye’nin önü kesilmek istendi.”

Sanki iktidarın yanlış ekonomi politikaları değil de bu olaylar Türkiye’yi krize sokmuş gibi!..

Gezi olayları Haziran 2013’te başladı birkaç ay devam etti. İktidara göre, olayların ekonomideki tahribatı çok büyüktü. Fakat Başbakan Erdoğan’ın 17 Eylül 2014 günlü açıklamasında Türkiye’nin ekonomik büyümesinin devam ettiğini, 2014’ün ilk çeyreğinde büyüme rakamlarının yüzde 4’ü geçtiğini belirttiğini unutmamak gerekir.

Başbakan Binali Yıldırım da 15 Temmuz ihanetinden on gün sonra, “öyle ekonomiyi alt-üst edecek, bütün değerleri alt-üst edecek bir değişim yaşamadı, hiç panik olmadı, işler normale döndü” açıklaması yapmıştı. Yıldırım, haklı olarak, “Bizim tek problemimiz var, tasarruflarımız istediğimiz seviyede değil” diyordu, yani sermaye eksikliği. (Bloomberg, 25 Temmuz 2016)

Papaz Brunson olayı?.. “Al papazı, ver papazı” politikasının yanlışlığı bir kenara, bir ekonomi böyle bir sebepten “yolu kesilmiş” olabilir mi? Nitekim Brunson krizi yaşanırken Türkiye’nin Merkez Bankası’nda “128 milyar dolar” bulunuyordu.

MOODY’S RAPORU

Moody’s adlı derecelendirme kuruluşu, daha 2015’te Türkiye’yi “en kırılgan ülkeler” arasında açıklamıştı. Moody’s tarafından gösterilen sebep “Türkiye’nin finans piyasalarındaki türbülansa en açık ülkelerden biri” olmasıydı! Türkiye’nin “en büyük zayıflığı düşük tasarruf oranı” ve “döviz rezervlerinin, finansman ihtiyacına oranla yetersiz” bulunmasıydı! (Bloomberg HT, 4 Kasım 2015)

Moody’s ‘dış güçler’ değil mi?!

Tasarruf yetersizliği konusunda Binali Yıldırım’la aynı şeyi söylüyordu. Dış finansmana böylesine bağımlı olmayın diyor, döviz rezervlerini arttırmamızı tavsiye ediyordu!

İktidar ne yaptı? Değil tasarrufu, aksine tüketimi körükledi. Bu iktidarın Temmuz 2019’da kabul ettiği 11. Kalkınma Planında, büyümenin üretimden değil, tüketimden geldiği açıkça itiraf edilir! (Paragraf 131)

Çünkü yaratılan dopingli refah oy getiriyordu.

İktidar başka ne yaptı? Rezervleri büyütmedi, aksine “128 milyar dolar”ı harcadı. “Demir bir yumrukla doları 5 liraya indirdik” diye övündü üstelik. (3 Mart 2019)

BÜYÜYEN YANLIŞLAR

Borçlanarak yapıldı bunlar. “Küresel sermaye”ye borcumuz 450 milyar dolar!

Şimdi Merkez Bankası net negatifte ve dövizi tutmak için dört ayda 40 milyar lira ödüyoruz, mevduat faizinin üstüne!

Dün açıklandı, Türkiye’nin borç stoku 3 trilyon 109 milyar liraya çıktı. Rubil Gökdemir hatırlattı, CB sisteminin başladığı 2018 Haziran’ında 969 milyar liraydı bu!

Nasıl ödeyeceğiz? İşte risk primini yansıtan bu soru yüzünden bugün Türkiye yüzde 8 faizle dolar borçlanıyor; 19. Yüzyıldaki Düyun-u Umumiye faizidir bu!

Verimlilik ve sanayileşme içermeyen, rant ve tüketim politikası 2011’den sonra artarak Türkiye’yi bugünkü krize sürükledi.

‘Dış güçler’ deyince hem bu gerçeğin üstü örtülüyor, hem doğru ‘ortodoks’ politikalara dönmek mümkün olmuyor.

Hem ‘vicdan’ hem ‘rasyonellik’ acil ihtiyaç…




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —