İktidarda kalmak için şimdilik son taktiğimiz: Yunanistan düşmanlığı

Baskın Oran, artigercek.com’da “İktidarda kalmak için şimdilik son taktiğimiz: Yunanistan düşmanlığı” başlıklı bir yazı kaleme aldı.

İktidarda kalmak için şimdilik son taktiğimiz: Yunanistan düşmanlığı

AKP-MHP sona yaklaşıyor. Bunun 3 net işareti var: 1) Ezan hoparlörlerini insanı dinden soğutacak kadar bağırtması; 2) İç politikada kullanmak için dış politikada tehditler yağdırması; 3) İç politikada yasakları artırması.

Birincisini yazmıştım. İkincisi geçen ay iyice hızlandı; bu sefer Suriye’yi değil, Yunanistan’ı işgal tehdidi devrede. AKP Gn. Bşk. ve CB Erdoğan’ın daha önce Suriye için söylediği “Bir gece ansızın gelebiliriz”i vardı, Esad’ın hamisi Putin izin vermediği için aylardır gidemedik, ikinci el araba gibi modifiye edip Yunanistan için kullanıyoruz: “Eğer bir gece ansızın gelebiliriz diyorsak, ne dedim; vakti saati geldiğinde dedim”.

Ege’deki Yunan adalarının bazılarını, “Yunanistan tarafından işgal edilmiştir” diye talep ediyoruz. 1974 Kıbrıs çıkartmasında bile komşuyu böyle tehdit etmemiştik. Üstelik Dışişleri Bakanlığı (demek ki o tarihte henüz fiilen ilga edilmemişti) 03.10.2016’da yazılı açıklama yapmıştı:

İşgal altında olduğu söylenen adalar uluslararası anlaşmayla tespit edilmiş deniz sınırı içinde değildir. Türkiye’nin, 2003’ten itibaren Ege Denizi’ndeki bazı ada ve veya adacıkların egemenliğini başka bir ülkeye devrettiğine ilişkin iddia ve haberler tamamen gerçekdışıdır”.

Şimdi gerçeikçi olmuş ki, tehdit de ediyoruz başka şey de yaparız. Mesela ABD Kıbrıs Cumhuriyeti’nden (pardon, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nden) silah ambargosunu kaldırınca, KKTC’deki yaklaşık 40.000 askerimize ilaveten asker göndereceğimizi ilan ettik. Herhalde, “KKTC’yi tanımazsan çekil!” dediğimiz BM Barış Gücünün yerine koymak niyetindeyiz?

***

Son gerekçemiz: Tahrik ediliyoruz, Yunanlılar uçaklarımıza radar kilidi attılar.

Attılar, doğru, ama kardeşim “Buradan çek git, hedefimdesin” anlamına gelen bu radar kilidini Türk ve Yunan uçakları fî tarihinden beri birbirine atarlar, onunla da yetinmez, bi tür “milli spor” haline getirdikleri it dalaşına (dog fight) girerler.

James Dean’in 1955’te çevirdiği efsanevi bir Asi Gençlik filmi vardır, hatta oradaki bir sahne 1962 Küba füze krizini açıklamak için Oyun Teorisi (game theory) uzmanları tarafından kullanılmıştır, iki genç uçuruma araba sürerler, hangisi direksiyonu önce kırarsa “chicken” (ödlek) ilan edilecek ve alay konusu olacaktır. Bu genç jet pilotları da it dalaşı sırasında uçakların kanatlarını neredeyse birbirine sürterler. Hatta Mayıs 2006’da bu yüzden iki uçak çarpışmış, bizimki paraşütle atlamış, Yunan pilot ölmüştü.

***

İktidarın milliyetçi politikasına en sıkı destek emekli askerlerden.

Örneğin, “Mavi Vatan” teorisinin Em. Tüma. Cem Gürdeniz’le birlikte mimarı olarak bilinen, “Mavi Vatan Denizlerdeki Misak-i Milli’mizdir” sloganının sahibi Em. Tüma. Cihat Yaycı’dan. 08.09.2022’de yüklenmiş bir videosu var, “1821’den beri Yunanistan’ın Türkiye’ye dostluk gösterdiği bir ânı gösterebilecek hiç kimse yoktur” diyor.

İyi de amiralim, biz bu insanları 1458’den 1828’e kadar tam 370 yıl işgal altında tutmuşuz, rahmet mi okumaları lazımdı?

Devam ediyor, yorumsuz vereyim de orijinalliği bozulmasın: “ABD ve Yunanistan bizi NATO’dan çıkarmayı hedefliyor. O zaman G. Kıbrıs Rum Yönetimi’ni NATO’ya alacaklar, ardından da bir NATO ülkesini işgal etti diye 5. Maddeyi [saldırıya uğrayan NATO üyesine örgütün silahlı yardım maddesi] çalıştırıp Türkiye’ye müdahale edecekler”.

C. Yaycı TSK’deki FETÖ yapılanmasını tespit için geliştirdiği, Deniz Kuvvetlerinden yaklaşık 4.000 kişinin ihracına yol açan 350 küsur kriterlik FETÖMETRE’yle biliniyor. 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin hemen ardından tümamiral oluyor, ama ne olmuşsa, CB kararnamesiyle Mayıs 2020’de görevden alınıyor ve istifa ediyor. En tanınan eseri, Girit’in doğu ucundan başlayarak Ege’yi K-G istikametinde tam ortadan bölerek yarısını Türkiye karasuları gösteren Mavi Vatan haritası.

Fakat abartı demeyin, razı olun, çünkü Ülkü Ocakları’ndan A. Y. Yıldırım’ın, bir ucunu da D. Bahçeli’ye tutturarak poz verdiği kocaman “Denizlerdeki Misakı Millimiz” haritasında Girit de Türkiye’ye dahil gösterilmişti.

***

Bütün bunların üzerine, toplam nüfusu (11 milyon) bizdeki ilk ve orta eğitim öğrencilerinden (18,5 milyon) az olan Yunanistan kendisine askerîleştirmemek şartıyla Lozan’da verilmiş adalara zırhlı araç çıkarınca, bu sefer de eski Milli Savunma Bakanlığı Gn. Sekr. Em. Kur. Alb. Ümit Yalım Lozan’ı yeniden yazıyor:

“Dokuz parçadan oluşan K. Ege adalarının sadece kullanma hakkı Yunanistan’a verilmiştir. Bu adaların mülkiyeti, egemenliği, deniz yetki alanları ve hava sahası Türkiye’de kalmıştır”. Orijinalliğini bozmamak için bu olağanüstü demeci de yorumsuz vermek isterdim ama dayanamıyorum: Bu adalar aynen devre mülk gibi yani? Zilyetlik (kullanım) Yunanlılarda, mülkiyet ise turizm şirketinde, pardon, Türkiye’de?

Ha, çok yazdım ama yine yazayım: Yunanistan, Lozan’ın ihlali olarak Boğazönü adalarını 1930’larda askerîleştirmeye başladı ve bunu Türkiye, iki devlet için de İtalyan tehlikesinin zirveye çıktığı sırada (1936) Dışişleri Bakanı T. R. Aras’ın ağzından bir TBMM konuşmasında destekledi.

***

Bu arada başka alanlarda da boş durmuyoruz. Suriye’ye ikame olarak MİT’imiz komşularda sürekli “operasyon” yapıyor, hatta adam kaçırıp getiriyor. Adam kaçırmayı tamamen bir kenara bırakalım, Mülkiye’de hocalarımız öğretmişlerdi: MİT (adı üstünde) sadece istihbarat yapar, operasyonu o istihbarata dayanarak polis veya asker yapar. Demek ki yanlış öğretmişler. Veya doğruymuş da şimdi burası başka Türkiye.

NATO’dan çıkmadan, NATO’nun karşıtı Şanghay’a girmek istiyoruz. Burada da kalmıyoruz, Türkiye’nin Kıbrıs için iki devlet söylemini resmen defalarca reddetmiş hatta kınamış olan BM’nin bu yılki açılışına gidip davette bulunuyoruz“Bir an önce KKTC’yi tanıyın”.

***

Dış politikadan gık dedinizse, içteki baskılarda durum:

Mahsa Amini’ye destek eylemlerinde insanlar, sanki burası İran imiş gibi sürekli içeri atılıyor.

OHAL’in Toplumsal Maliyetleri Raporu yayınlandı. Bugünkü durumun 12 Eylül’ü aratmadığını sayılarla gösteriyor. Depresyona eğilimliyseniz, okumayın:

12 Eylül darbesinden sonra bütün kamu kurumlarından 30.000 kişi ihraç edilmişken, 15 Temmuz 2016 sonrasında 300.000 kişi ihraç edildi. 12 Eylül 1980 sonrasında 30.000 kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına çıkmışken 2016 sonrasında Türkiye’de “terörist veya terör destekçisi” olarak suçlanıp tutuklanma tehdidi altında yurt dışında iltica talebinde bulunan Türk vatandaşlarının sayıları 90.000’i aştı. 12 Eylül döneminde 388.000 kişiye pasaport verilmemişken, OHAL rejiminde bu sayının 1 milyon civarında olduğu tahmin ediliyor.”

Yine rapordan: “… dünyadaki tüm terör örgütü üyelerinin toplam sayıları en zorlama istihbari sayımlara göre bile 750.000’i bulabilirken Türkiye’deki OHAL/KHK rejimince, tek bir kişiyi bile öldürmemiş olan OHAL/KHK mağdurları ve yakınları arasından 1.576.566 kişiye 6 yıldır ‘silahlı terör örgütü üyesi’ muamelesi yapıldı.”

Ya, KHK’lerle atılanlara bakan OHAL Komisyonu? Onun kararları Yargı’nın üstünde. Korg. Erdal Öztürk, yargı sürecinin bütün aşamalarında aklandıktan sonra geri dönmek için OHAL Komisyonu’na başvurdu, Komisyon oybirliğiyle reddetti.

Defalarca yazdım bir daha yazayım, Ocak 2017’de kurulan bu Komisyonun 27.05.2022 itibarıyla verileri: Toplam başvuru: 127.000. Reddedilen başvuru: 106.970. İncelemesi devam edenler: 2.895.

“Milli müdafaa” durumlarında yargımız?

Ekim 2014’te IŞİD’e katılmak için Suriye’ye giden, “giderken kolluk kuvvetleri bana baklava verdi ve git PKK’yla savaş dediler” diyen, IŞİD’den maaş aldığını ve PKK ile çıkan çatışmada yaralandığını söyleyen kişiye Türk yargısı itirafçı olduğu gerekçesiyle ceza vermedi; mahkeme başkanı karara muhalefet şerhi yazdı.

Ama enseyi karartmayın. Sansür kanunu geliyormuş diyorlar, külliyen yalan, külliyen iftira, sakın inanmayın. AKP yeni demokratik anayasa hazırlığı içinde. Parti sözcüsü Ö. Çelik’in sözleriyle, “hak ve özgürlükler mücadelemiz tarihine atılmış çok güçlü bir imza” olacak, inşallah…

 

Kaynak: Farklı Bakış