Tarih: 02.04.2020 03:30

İçişleri Bakanı gündeme dair soruları cevapladı

Facebook Twitter Linked-in

Soylu, CNN Türk'te Ahmet Hakan'ın sunduğu "Tarafsız Bölge" programında, "Özel araçlar serbest ama fiili olarak onların çıkışlarını zorlaştırıyoruz, bekletiyoruz. Eğer burada da bir problemin büyüdüğünü görürsek özel araçların da çıkışına kısıtlama getirebiliriz mi çıkar bu söylediklerinizden?" şeklindeki soruya, "Bu söylediğimden tam da böyle çıkar." diye cevap verdi.

"Biraz önce Sağlık Bakanımız da açıkladılar. Özellikle bir politikamız var. Herkesi evde tutabilmek. Mümkün olduğunca izolasyonu sağlayabilmek ve temassızlığı oluşturabilmek. İşin başından itibaren bir kaideyi ısrarla ifade etmek istiyoruz. Bir kamu düzenini ayakta tutmalıyız. Zor bir süre içerisindeyiz. Bütün dünya zor bir süreç içerisinde. Bunun ne kadar devam edeceğini, bunun hangi süreç içerisinde bir noktaya doğru ilerleyeceğini ne dünya biliyor ne bunun ilk çıktığı Çin biliyor ne biz biliyoruz ne de Avrupa biliyor. Kamu düzenini ayakta tutmak bizim açımızdan en önemli süreçlerden bir tanesidir."

Sağlık sisteminin ayakta kalmasının önemine işaret eden Soylu, şöyle devam etti:

"Hastalığın veya salgının bulaşıcı ve onun oluşturacağı hastaların sağlık sistemini neredeyse işleyemez hale getirmemesini temin etmek. İkincisi bu. Sağlık sistemi ayakta kalmalıdır. Üçüncüsü özellikle ifade etmek istiyorum. Bu hala belirsiz bir süreçtir, ne kadar gideceği belli değil. Onun için gıda tedarik zincirinin ve birtakım üretim tedarik zincirlerinin, sağlık, temizlik ve hijyen dahil aslen hayatımızın temel unsurları olan tedarik ve üretim zincirlerinin devam etmesi esastır. Tüm bunlarla birlikte biraz önce söylemeye çalıştığım sosyal mesafe ve sosyal izolasyonun sağlanmasını bir şekilde… Bu dördünü yürütme konusunda alınabilecek tüm tedbirler alınmaya çalışılıyor. Tüm dünyada alınmaya çalışılıyor."

- Özel araçlarla şehirlerarası yoluculuk

Soylu, ülkelerin Kovid-19 ile mücadelede farklı yöntemler benimsediğini anlatarak, Türkiye'nin bunların tamamını izlediğini söyledi. 3-4 gündür 81 ilin giriş ve çıkışlarını sıkılaştırdıklarını anımsatan Soylu, şunları kaydetti:

"Aslında bizim vatandaşa mesajımız çok net. 'Şehirlerden şehirlere gitmeyin. Daha fazla zorlaştıracağız.' Burada hem sağlık kontrolü yapıyoruz hem de her aracı kontrol etmeye çalışıyoruz. Evde kalmak ve şehri terk etmemek esastır. Beni arıyorlar ‘3 saat kuyrukta bekledim.' diye. 5 saat de kuyrukta bekleyebilirsiniz. Taşınma halinin son bulması gerektiği özel bir dönemin içerisindeyiz. Bunu ısrarla anlatıyoruz. Tedbirimizi alıyoruz. Uçak yolculukları Türkiye içerisinde neredeyse durma mesabesine geldi. Bize talepler geliyor. Otobüs talebiyle beraber bize gelen sayı 100 bin. Biz bunun hepsine cevaz veremeyiz. Vermemiz de imkansız. Mümkün değil. Burada birtakım kodlar koyduk. Kişi hastadır, İstanbul’a gelmiştir, dönmek istiyordur. Bu anlaşılabilir bir şey. Acil bir hastası vardır, ısrarla gitmek istiyordur. bu gidebilir. Ölümü olmuştur gidebilir. Bir iş için, üretim için acil gitmesi gerekir. Bunu da bir vesikayla belli etmesi gerekir. Sağlık Bakanımız da söyledi. En acil işlerimizi bile evden yapmaya online yapmaya devam ediyoruz. Buna rağmen 100 bininin üzerine talep var. Bu talebi neden yaptığımızı hala anlayamıyorum." 

Soylu, talepleri "e-devlet" İçişleri Bakanlığının "e-başvuru" hizmeti üzerinden, Alo 199 hattından ve havalimanları ile otogarlardan aldıklarını anlattı.

Gelen taleplerden "Muhakkak yer değiştirmek zorundayız" gibi bir psikoloji içinde olunduğunu anladıklarını belirten Soylu,

"Oysa bu dönem özel bir dönem ve bizim bu dönemde yer değiştirmememiz, bulunduğumuz yerde kalmamız gerek." dedi.

Soylu, şehir değiştirmelerine ilişkin polis çevirmelerinde söylenen şartların taşınmaması durumunda nasıl bir yöntem izlendiğinin sorulmasının üzerine, şunları kaydetti:

"Esas itibarıyla biz fiili bir zorluk çıkarmaya çalışıyoruz. Bunu çok net ifade ediyorum. Özel araçların da İstanbul dışına ya da kendi şehirlerinin dışına çıkmasını istemiyoruz. Bunun için tüm özel araçlara yönelik bir ateş ölçümü yapıyoruz. Onlara 'Siz nereye gidiyorsunuz?' diye soruyoruz. Sadece bununla da kalmıyoruz. Bütün valilerimize bir genelge yayımladık. Orada da diyoruz ki 'Eğer bir kişi sizin ilinize veya şehrinize başka bir ilden veya şehirden gelmişse, bunu tespit ettiğiniz andan itibaren o kişinin veya ailenin evden çıkmadan 14 gün boyunca izole edilmesini sağlayacak tedbirler alacaksınız.' Gerek Umreciler, gerekse de yurt dışından gelen vatandaşlarımız, öğrencilerimiz yurtlarda kalıyor. Şu anda toplam 18 bin 700 kişi yurtlarda kalıyor. Biz Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Kredi ve Yurtlar Kurumuyla bir çalışma ortaya koyduk. Gençlik ve Spor Bakanlığı, 'Siz bu meseleye AFAD'dan dolayı, diğer kamplarınızdan dolayı alışıksınız. Burada polis de içerde olması gerekir. Bizimle beraber bunu yaparsanız, siz yönetici olursanız biz de size yardımcı olursak bu işin içerisinde oluruz.' dedi ve biz de kabul ettik. Burada Umreciler gidiyor, testi yapılıyor, negatif ise evine gönderiyoruz. Evine gönderirken Sağlık Bakanlığı ve Bilim Kurulu ile beraber hazırladığımız bir form imzalattırıyoruz. Bu formda, 'Ben evden 14 gün çıkmayacağım ve Bilim Kurulu'nun tavsiyelerine uyacağım.' diyorlar. Eğer uymazsam Umumi Hıfzıssıhha Kanunu'nun şu maddesindeki üzerime verilecek cezayı da kabul ediyorum.' diyorlar, imzalayıp çıkıyorlar. Biz bunu burada bırakmıyoruz. Kim hangi ile gidiyorsa, o ilin valisine, o ilçenin kaymakamına ve kolluğuna bunu iletiyoruz, hem fiziki olarak onun her gün takibini yapıyoruz, hem de telefonla beraber Sağlık Bakanlığımız da aynı şekilde takibini yapıyor. Yani burada muradımız şu; Otobüs yolculuğu zaten yüzde 99 azaldı. Uçak yolculuğu neredeyse günlük birkaç sefer seviyesine düştü. Kim ne derse yapsın biz bu kısıtlamayı yapmak zorundayız. Bu kısıtlamayı uygulamak zorundayız ve bunu uyguluyoruz. Bu hareketliliği engellemek zorundayız.

İstanbul'dan Gebze ve Çerkezköy'e üretim için servisle gidenlerle ilgili herhangi bir kısıtlamalarının olmadığını vurgulayan Soylu, onların servis içerisinde nasıl gideceğine dair bir kural zaten koyduklarını anımsattı.

Soylu, özel araçların il dışına çıkmalarını arzu etmediklerini yineleyerek, "Bunun için de fiili olarak her türlü zorluğu oluşturmaya çalışıyoruz. Eğer çıkacaklarsa bundan sonra -ki Sağlık Bakanımızla da bugün bir değerlendirme yaptık- buna ait farklı tedbirler de ortaya koymaktan da çekinmeyeceğimizi aslında yaptığımız uygulamalarla bir şekilde ihsas ettiriyoruz, değerlendiriyoruz." diye konuştu.

 

Bunları açık açık konuşmanın zamanı olduğunun altını çizen Soylu, "Sayın bakanımız verileri açıkladı. Biz bu veriler üzerinden mesele başladığı, vakalar tespit edilmeye ve ölümler başladığı andan itibaren sürekli önlem almaya çalışıyoruz. Şehir içinde toplu taşımada önlemleri aldıktan sonra önce yüzde 50'ler sonra yüzde 60'lar sonra yüzde 75'ler seviyesine düştü. Hafta sonları yüzde 90-92 seviyesine düştü ama hafta içi sürekli artarak, dün yüzde 83'tü, bugün rakamın biraz daha yükseldiği kanaatindeyim. Yani hem aldığımız tedbirlerle hem ortaya koyduğumuz strateji esası itibarıyla başarıya ulaştığını ifade etmek isterim." değerlendirmesinde bulundu.

Bakan Soylu, özellikle 18 büyükşehir belediyesindeki yolcu hareketliliğine dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"İstanbul dün yüzde 84'lerdeydi. Eğer elimizdeki tablolarda dramatik yükselişler olursa bu şu demektir; bir gevşeme var. Gevşeme olduğu andan itibaren biz başka bir tedbir alacağız ama sadece bu değil. Aynı zamanda yayılmada farklı bir noktada kendine ait gidiyorsa biz farklı tedbirleri alma konusunda irademizi ortaya koyarız. Bu 81 vilayetten özel araçların çıkması, bizim idari bir tasarrufumuzdur. Bu bir genelgeye talimata bağlanmamıştır. Yeri gelir şunu uygulayabiliriz. Özel araçların illerden çıkışını engelleme şansına sahibiz. Bunu hemen yapabiliriz. İllerde bazı özel araçların kısıtlanmasını gerçekleştirebiliriz. Yani bunu da yapabiliriz. Önümüzde bu tedbirleri almaya mani yada kanuni bir hal söz konusu değildir. 24 vilayetimizde karantina tedbiri uyguluyoruz. Valilerimize ön görüldüğü yerde bu tedbirlerin artırılması talimatını verdim. Sağlık Bakanlığımız da buna 'uygundur' dedi. Bu karantina tedbirleri aslında oraları sınırlayarak onun yayılımını önlemeye yönelik tedbirlerdir. Bu aşamaya gelindiği zaman karantina tedbirleri alınmakta çekinilmemektedir."
Soylu, "Karantina sokağa çıkma yasağı gibi bir şey midir?" sorusuna, "Kısmen öyle, o alanı kapatıyorsunuz, ilişki ve teması kesmeye çalışıyorsunuz. Diyelim ki 100 ve 70 hanelik bir yerde 8-10 vaka görüldü. Bu risktir. Orada temas başladığında bu alan bulaş ile karşı karşıya kalacaktır. Hemen orada il sağlık müdürlüğümüz, vali ve kaymakamlarımız karantina kararını alıyor." cevabını verdi.

- "Avrupa bu bulaşı sağlıyor"

İçişleri Bakanı Soylu, "İstanbul bu işin merkez üssü gibi duruyor. İstanbul'dan diğer illere yayılması endişesi var mı?" sorusunu şöyle yanıtladı:
"Bu işin en başından bu yana en çok dikkat ettiğimiz il, İstanbul. Sayın Cumhurbaşkanımızın da bu konuda özel tedbirler almamız gerektiğini söylediği il, İstanbul. Çin, İran ardından Avrupa ile başladı. İstanbul, Avrupa ile çok iç içe. Avrupa'nın 9 ülkesine çok önce uçakların kalkmasını ve onların sınır kapılarımızdan girmelerini yasaklamamızdaki temel sebep, bizim önümüzdeki bu rakamların yavaş yavaş yükseliyor olmasıydı. Çünkü Avrupa bu bulaşı sağlıyor. Umrenin ne kadar ve nerelere sağladığını da teker teker biliyoruz. Ancak İstanbul'u esas itibarıyla etkileyen ve bu bulaşı sağlayan Avrupa. Onun için tüm tedbirlerden önce Avrupa'ya bu yasaklamaları, uçakların durdurulması tedbirlerini aldık. Onun üzerine İstanbul'da kaymakamlar ve valimizle bir araya geldik. Pazarlarda aldığımız tedbirler dahil olmak üzere yaklaşık 218 bin esnaf kapattık Türkiye genelinde. Bunların büyük bölümü İstanbul'da. Esas itibarıyla bu bulaşın yayılmasını engellemek içindir. Birkaç vilayette bulaşın İstanbul'dan geldiğini görünce hemen İstanbul'dan giriş ve çıkışları, yurt içi uçuşları durdurduk."

Soylu, tespit edilen vakanın hikayesini de takip ettiklerini dile getirerek, "Şu an bizim elimizde bu vakaların öyküsünün nereden geldiğinin temel bilgileri söz konusu. Anadolu şehrine nereden geldiği belli ve bu öyküler üzerinden mümkün olduğunca tedbir alamaya çalışıyoruz. Sürekli bir analiz yapıyoruz, bugün yetkililerle 3,5 saat hangi tedbirleri almalıyız diye görüştük. Uygulamasında akim kaldığımız tedbirimiz yok gibi ama yüzde 70-80 başarı oranına tedbirlerimiz yok mu var onlarla ilgili de sıkılaştırma kararı alıyoruz. Bu anlamda otobüslerde iki kişinin yan yana gelmemesi için yetkililerin uyarması gerektiğini iletiyoruz." ifadelerini kullandı.

- "Sahada gördüklerimizi paylaşmak durumundayız"

"İstanbul'a özel bir karar alınacak mı?" sorusu üzerine Soylu, bu durumda söylenecek en kötü sözün "Her şey iyi durumda" demek olduğunu, bunun herkesi büyük bir gevşekliğe ve rehavete iteceğini söyledi.

Soylu, işin başından itibaren kötü senaryoların tamamına ait alabilecekleri tedbirleri ortaya koymaya çalıştıklarını ifade etti.

"İstanbul'da sokak çıkma yasağı gerekiyorsa, bu karar sizin kararınız mı olacak, Bilim Kurulu'nun kararı mı olacak?" sorusu üzerine Soylu, hiçbir kararı kendi başlarına almadıklarını, böyle bir yetkinliklerinin olmadığını belirtti.

Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu'ndan çıkan kararların Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a arz edildiğini ifade eden Soylu, "Oradan çıkacak değerlendirmeyle şu ana kadar bütün kararlar alınmış ve alınmaya devam etmektedir. Sahada gördüklerimizi elbette ki paylaşmak durumundayız. Elbette ki Bilim Kurulu bana 'Bankaların önüne polis barikatı koyup, tek tek insanların girmesini sağla' demiyor ama bu konuda kendi aldığımız inisiyatifle yapabileceğimiz işler var. Bilim Kurulu ve Sağlık Bakanlığının bize söylediği 'Siz seyrekleştirmeyi yapın. Sosyal mesafeyi arttırın. İzolasyonu sağlayın.' Biz, hayatın olağan hareketliliğine yönelik bir tabloyu gördüğümüz andan itibaren bu seyrekleştirmeyi yaparız." diye konuştu.

- "Yürümüyorsa, üst tedbirleri almak bizim temel sorumluluğumuz"

Bakan Soylu, temel görevlerinin alınan tedbirlerin yürüyüp yürümediğini kontrol etmek olduğunu vurgulayarak, "Eğer yürümüyorsa, üst tedbirleri almak da veya önermek de elbetteki bizim temel sorumluluğumuzdur. Eğer biz İstanbul'dan hareketliliği çok yoğun olarak görüyor veya bir başka şehirden hareketliliği çok yoğun olarak görüyorsak, yapmamız gereken temel şey, evet biz bu tedbiri aldık ama bu tedbirle şu anda istediğimiz sonucu elde edemiyoruz, bu konuda yapmamız gereken bir üst tedbiri almaktır. O tedbirimiz de hazırdır ve o tedbiri istediğimiz an devreye sokabiliriz." dedi.

"Bir üst tedbir gerekirse o adımı atarız dediğinize göre, sokağa çıkma yasağı da söz konusu olabilir mi?" sorusuna karşılık Bakan Soylu, "Her türlü tedbir alınır, bundan imtina etmenin bir anlamı söz konusu değil. Başta söylediğim 4 ana kuralı ne kadar sürdürebileceğiz, biz buna da bakmak durumundayız." değerlendirmesinde bulundu.

Soylu, "Bazı üretim bantlarını durdurabilir misiniz? Durduramayacaksınız. Gıda üretimini, sevkiyatını, kamyonları durdurabilir misiniz? Durduramazsınız. Diyelim ki 20-25 gün sokağa çıkma yasağı yaptınız. Sokağa çıkma yasağı yapacağınız zaman bunlara da hazır olmalıyız. Millet gıda tedarikini nereden sağlayacak?" ifadelerini kullandı.

Hayatın bir bölümünün devam etmesi lazım gelen bir süreç olduğunu aktaran Soylu, şöyle devam etti:

"Şehir içindeki hareketlilik hafta içinde yüzde 60-65, toplu taşıma yoğunluğu 84'lere düştü. Otobüs yolculuğu da yüzde 99'a düştü. Siz her halükarda şehrin içinde zorunlu olarak bir şeyin gidip gelmesini temin edeceksiniz. Temin etmek zorundasınız. Bu günden sonra yapmamız gereken, bu seyreltmeleri daha ne kadar yapabiliriz. Hangi üretimlerden vazgeçebiliriz, bunları ortaya koymaktır. Bu senaryolarımız Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı hazır. Ortaya bir kural koyacaksak, o kurala nasıl izin verebileceğimiz senaryolarına kadar hazır."

Bu kararları birçok ülkenin tamamından önce aldıklarını dile getiren Soylu, "Biz özellikle İran kapılarında, Irak kapılarında ve Kapıkule'de birtakım tedbirler alırken bizi eleştirdiler. Sağlık Bakanımızın o gün bana söylediğini çok iyi biliyorum. 'Allah'ını seversen bu kapıları kapat' dediği gün kapıları kapattık." şeklinde konuştu.

Soylu, yerel yöneticilerin toplumsal olarak kendilerine gelen bilgileri pandemi kurullarında paylaşmalarının esas olduğunu ifade ederek, "Belki de siyasal pozisyonun alınmaması lazım gelen tek yer burasıdır. Her birimiz siyasal pozisyonlarından sıyrılarak, bir taraftan hem toplumsal sorumluluğumuzla hem bireysel sorumluluğumuzla hem de elimizde bulunan kurum, kuruluşların ortaya koyduğu sorumlulukla hareket etmek durumundayız." diye konuştu.

- "İmamoğlu ile dün telefonla görüştüm"

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ile dün telefonla görüştüğünü söyleyen Soylu, şöyle devam etti:

"Dün bu yardım meselesiyle ilgili bizimle telefonla görüşmek istediğini belirtti. Ben de cevaben döndüm ve konuştum. Burada gerek yardım meselesini gerek ilerleyen süreçte her birimizin nasıl pozisyon almamız lazım geldiğini mümkün olduğu ölçüler içerisinde ifade etmeye çalıştım. Sadece Sayın İmamoğlu değil. Hem Sayın Valimiz hem Sayın İmamoğlu'nun bürokratlarına, Sayın vali yardımcılarımız, hem Ankara'da aynı şey Sayın Valimiz ve yine onların bürokratlarına, sayın vali yardımcılarımıza, Biz bir kör dövüşün içinde bulunmamalıyız. Bu yanlış bir şey. Bu birliğimizin en üst olduğu nokta olur. Aramızdan en ufak bir su sızmamalıdır. Hiç kimse burada herhangi bir şerik hadise görmemelidir. Farklı bir hadise görmemelidir. Onun için devletin bütün kurumları devletin en tepesinin koyduğu ciddiyete ayak uydurmak zorundadırlar. Biz de tüm kurumlar da yerel yönetimler de herkes."

Bilemedikleri bir olayın içinden geçtiklerini anlatan Soylu, bu sorumluluğu herkesin birbirine hatırlatmakla yükümlü olduğunu söyledi.

İçişleri Bakanı Soylu, şu ifadeleri kullandı:

"Pandemi kuruluna gelirsiniz dersiniz ki 'Ben bu işten endişeleniyorum, 3-5 tane doktor arkadaşım var, böyle bir görüşleri var, dünyada örnekleri var sokağa çıkma yasağı getirilmesi lazım.' Ama eğer bunu ifade edecek bir yer görmüyorsanız, bulmuyorsanız, bunu söylemek hakkınızdır. Vali yanı başınızda, İçişleri, Çevre ve Şehircilik ve Sağlık bakanlarına istediğiniz zaman ulaşabiliyorsunuz. Hükümet ayrı şeyler söyler, yerel yönetimler ayrı şeyler söylerse bu beni üzüyor."

- "İdari sistemde 'yerel hükümet' diye bir şey yok"

Bu yardımlar konusunda bazı televizyonlarda merkezi hükümetle yerel yönetimler ayrımı yapıldığına işaret eden Soylu, idari sistemde "yerel hükümet" diye bir şeyin söz konusu olmadığını vurguladı.

Soylu, bunu daha önce isteyenlerin olduğunu anlatarak, şöyle devam etti:

"Bunu isteyenler 6-7 Ekim olaylarını yaptı. Dediler ki ' biz özerklik ilan ediyoruz. Terör örgütünün başı Abdullah Öcalan bize böyle talimat verdi.' Ben İçişleri Bakanıyım işkillenmek benim en doğal hakkım. Acaba birileri bu karşı karşıya kaldığımız ve bütün dünyanın karşı karşıya kaldığı bu süreçten bir başka anlam mı çıkarmaya çalışıyor. Merkezi hükümetle yerel hükümet gibi daha önce terör örgütünün ülkemize sokmaya çalıştığı bir anlayışı son iki günde yardım kampanyası bahane edilerek bir şey ortaya konulmasından endişe ettiğimi, halk tabiriyle işkillendiğimi ve İçişleri Bakanı olarak da görevimin tam da bu işkillenmeler olduğunu burada paylaşmak isterim."

Ekrem İmamoğlu'na da dün aynısını söylediğini aktaran Soylu, "Dedim ki; bu işte devletin nefesi yetebilir ama yerel yönetimlerin nefesi ne kadar yetebilir bilmiyorum." ifadelerini kullandı.

Soylu, bu işin ne kadar gideceğini bilmediklerini belirterek, polisleri, bekçileri, jandarmaları, 112, 155, 156 gibi büyük iş gören ve kendilerine bağlı bütün birimlerin ne kadar gideceğini bilmedikleri için bunu optimum kullanmak zorunda olduklarını ifade etti.

Kendisini dün ziyarete gelen CHP Grup Başkanvekili Engin Altay ve CHP Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun'a da aynısını ifade ettiğini belirten Soylu, şöyle konuştu:

"Bu bizim birlik olmamız gereken bir zaman. Örnek de verdim. MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'nin belediyeleri yok mu? Onlar da kendileri bir kampanya yapmak için kanun müsaade etmese de bundan önce genel ve yaygın bir örneği olmasa da bunu yapamazlar mı? Yapabilirler ama devlet bir irade ortaya koymuş. Biz şu anda yöresel bir sorunla uğraşmıyoruz. Küresel bir problemle uğraşıyoruz. Birlik olmamız gereken, birbirimize sırtımızı dayamamız gereken bir dönem. Siyasi rekabetimizi yarın yaparız."

Vefa Sosyal Destek Grubunun çalışmalarına da değinen Soylu, "Dünyada bunun herhangi bir örneği yok. Yaklaşık 6-7 gündür 766 bin yaşlımızın evine ulaştık. Kiminin arkadaşlarımız odununu kesti, kimine ilaç, kimine su getirdiler." ifadesini kullandı.

Grubun çalışmalarından memnuniyet duyduğunu aktaran Soylu, şöyle devam etti:

"Yarın büyük bir afetle karşı karşıya kaldığımızda, büyük bir depremle karşı karşıya kaldığımızda şu anda elimizde bir mekanizma daha oldu. Bu mekanizma şu anda işleyen bir mekanizma. Sadece güvenlik unsuru düşünen bir polis değil, aynı zamanda toplumsal ödevini getiren de bir güvenlik gücünden bahsediyoruz. Sadece camide namaz kıldıran bir imam değil, aynı zamanda sokağındaki yaşlısına istediğini bir mekanizma ile yerine getiren bir imamdan, bir öğretmenden bahsediyoruz."

Soylu, destek grubuna dışarıdan kimsenin alınmadığı iddiaları üzerine, "herkesi alacaksınız" talimatı verdiğini belirterek, "Biz bunu sadece AK Parti ya da MHP'li belediyelerle ortaya koymuş değiliz, bütün yerel yönetimlerle bunu sağlamak konusunda bir iradeyi sergiliyoruz. Vatandaşımıza ulaşmak zorundayız ve bu gücü bir araya getirmek zorundayız." dedi.

- "Bu kanunun dışına çıkamayız"

Ahmet Hakan'ın, "Ankara'da, İstanbul'da belediyeler vatandaştan yardım topluyorlar. Neden buna müdahale ediyorsunuz, ülkeye nasıl zarar verebilir?" sorusunu Soylu, "Benim tepemde bir kanun var. Bu kanun bir devlet kaidesi oluşturmuş. Biz burada görev yapıyorsak bu devlet kaidesi içerisinde yapıyoruz." diye yanıtladı.

Elazığ depremi sürecinde AFAD'ın başlattığı yardım kampanyası için Cumhurbaşkanından izin aldıklarını dile getiren Soylu, "Ben bu yardım kampanyası iznini kimden aldım? Sayın Cumhurbaşkanımızdan aldım. Bize burada talimat verdi, biz de yazı yazdık, 'bize yardım kampanyası izni verir misiniz?' İzin aldık. Oysa benim çok makul bir sebebim var. AFAD, Elazığ depremi, Malatya... Orada bu yardımı sormadan toplayabilirdim. Oradaki Elazığ ve Malatya belediye başkanlarının meşru sebepleri var. Ama hepimiz kanunla bir şekilde donatılmışız. Bu kanunun dışına çıkamayız." diye konuştu.

- Türkiye'de yardım toplama yetkisine sahip 28 kuruluş var

"Yardım bir tek kabiliyetle toplanır. Kanun demiş, 2680 (sayılı kanun) diyor ki, 'dernekler, vakıflar, kurum ve kuruluşlar eğer bir yardım kampanyası yapabileceklerse valilikten izin alırlar. Bir parça kağıt. Valiliğe müracaat edecek." diyen Soylu, tasarrufun valilikte olduğunu söyledi.

Soylu, şöyle devam etti:

"Kanuna göre yapılan yardım toplamada çok basit bir usul var. Bu saydığım kurum ve kuruluşlar valilikten izin isterler. Derler ki, 'biz yardım toplamak istiyoruz'. Hay hay, başımızın üzerine. Eğer uygunsa valilikte bu yardım toplama iznini verir. Başka bir şey daha söz konusu; Cumhurbaşkanımızın da bir takım yardım toplama izni verme hakkı var. Yani der ki, 'ben ilgili yeri yardım toplamak için görevlendirdim'. Sadece bize değil, başka kurumları da yardım toplamak için görevlendirebilir. Başka bir şey daha var; Cumhurbaşkanlığının peşinen görevlendirdiği kurumlar, vakıflar ve dernekler var. Bunun sayısı Türkiye'de 28; Kızılay, Türk Hava Kurumu, Türk Silahlı Kuvvetleri, Türk Polisini Güçlendirme Vakfı, Mehmetçik Vakfı... Bunlara sadece bu dönemde değil, yani sadece Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın verdiği değil, geçmişten gelen bunların kampanya yapma, yardım toplama açık izinleri söz konusu. Bunu yapabilme kabiliyetine bunlar sahipler."

Kamu düzeninin bozulmaması için çaba verdiklerini kaydeden Soylu, stokçuluk yapanlara ve fahiş fiyat uygulayanlara müdahale ettiklerini vurguladı.

Salgının başlamasının ardından stokçular sebebiyle Sağlık Bakanlığının maske alamadığına dikkati çeken Soylu, üreticilere Sağlık Bakanlığı ile sözleşme imzalamak için çağrıda bulunduklarını, aksi takdirde ürünlere el konulacağını belirttiklerini hatırlattı.

Bakan Soylu, çağrının ardından 124'ün üzerinde üreticinin Sağlık Bakanlığı ile sözleşme imzaladığını sözlerine ekledi.

Burada bir yardım toplamanın söz konusu olduğunu aktaran Soylu, "Belediyeler kurulduğu günden itibaren kanunlarına göre bağış alabiliyorlar. Belediyeler hem 5393'e göre hem de 5216'ya göre bağış alma hakkına sahiptirler. '8 evim var. 6 tanesini yaşlıların kalması için belediyeye veriyorum.' dediğiniz andan itibaren belediyeye bağış yapabilirsiniz. Belediye bu bağışı nasıl kabul eder? Belediye meclisi toplar. Çünkü siz şartlı bağış yapıyorsunuz. Bağış özeldir, yardım geneldir. Yardım ve bağışı ayıran en önemli madde burasıdır. Belediye meclisinde o kararı alır. Böylece bu bağışı kendi üzerine alır. Bu şartlı bağış olur." diye konuştu.

Belediyenin bir bağış alma hakkı daha olduğunu belirten Soylu, şöyle devam etti:

"Ama bu genel değildir. 'Ben bunun için şartlı bağış almak istiyorum' diyemez. Neden diyemez? Çünkü burada idarenin ve kamunun bir sorumluluğu vardır. Belediye imar artırabilir, birinin arsasına el koyabilir. İmar, yol geçirebilir oradan. Belediye, bir yeri çok cazip hale getirebilecek bir takım planlamalar yapabilir. Hukuk yani kanun yapıcı öyle bir şey ortaya koymuş ki, belediyenin bunu yapmaması için bu şartlı bağışı ya da şartsız bağışı bir istismar, kamuya zarar getirebilecek bir koropsiyona, yolsuzluğa düşürmemek için bunu kamusallaştırmış. Birincisini belediye meclisine dayamış. İkincisi, şartsız bağış, bu da yapılabilir. Belediyeye gidip evinizi, arsanızı verebilme kabiliyetine de sahipsiniz. Ama idarelerin, kurum ve kuruluşların, kamunun burada bir sorumluluğu ortaya çıkıyor. Yani orada belediyenin tüzel kişiliğinin sorumluluğu vardı, şartsız bağışta da belediye başkanının kendi sorumluluğu var. Bu da genel değildir. Hiçbir belediye bunu şöyle yapamaz. 'Ben bunu kamuoyuna açıyorum, bu kadar paraya ihtiyacım var. Şunu alacağım, borcum var, yardım kampanyası başlatıyorum.' Böyle bir şey söyleyemez, bu yardım kampanyasıdır. Yardım kampanyasının nasıl düzenleneceği de bellidir. Bunun için gidip valilikten izin alması lazım. Şartsız bağıştaki temel nokta budur."

- "Bu bir siyasi kutuplaşma oluşturmaktır"

İçişleri Bakanı Soylu, belediyelerin her bağışı kabul etmek zorunda olduğunu belirterek, "Bu işlem yıllardır gerçekleşiyor. Buradan bir yardım kampanyası çıkarmak, 'Bu dönemi fırsat bilerek yardım kampanyası yapıyorum.' demek istismardır. Bunu çok net söyleyeyim. Bu bir siyasi kutuplaşma oluşturmaktır." değerlendirmesini yaptı.

Devamı >>>




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —