Tarih: 20.09.2021 12:30

İbn Haldun’dan Covid-19 için dersler

Facebook Twitter Linked-in

Yasin Aktay yazdı;

İnsanlığın başına musallat olan Covid-19 salgını daha ilk andan itibaren küresel ölçekte daha önce hiç yaşanmamış boyutlarda hayatımıza sökün etti. Giderek kanıksamaya başlamış olsak da bir gün içinde salgın dolayısıyla kaydedilen ölüm oranları en büyük savaşlarda veya felaketlerde bile kaydedilmeyen sayıları buluyor. Daha kötüsü, hiç ara vermeyen ölümler bir yakınımızı bulup canımızı yakmadığı sürece hayatın rutini olarak kanıksanmaya yüz tutuyor. Ancak bir yandan da bu ölümler zamanla çok önemli bir insan nüfusunu çekip alıyor aramızdan.

İşin ilginç tarafı tarih boyunca yaşanmış sayısız salgın olayında da benzer olaylar yaşanmış ve salgın dolayısıyla yaşanan ölümlerle toplumların nüfus profilleri değişmiş, devletler, şehirler, toplumlar batmış, yeni devletler kurulmuş ama bu değişimler veya bu değişimlerde salgınların etkisi pek kaydedilmemiş, kaydedilmişse de unutulmuş, gözardı edilmiştir.

1. Dünya Savaşı’nın bitişinde İspanyol gribinin etkisi aslında tartışılmaz. Yaşandığı esnada bir anda savaştan daha fazla gündem oluşturmuştur ama sonradan onu hatırlayan bile olmamıştır. Oysa savaşın neredeyse aniden bitmesi bile bu salgının etkisiyle olmuştur. Max Weber gibi dünya sosyolojisinin önemli ismi bir savaşta ölmüş olsaydı belki ölümü ayrıca unutulmazdı, ama İspanyol gribinden öldüğünü çok az kişi hatırlar. Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) tarafından yayınlanan “Küresel Salgının Anatomisi: İnsan ve Toplumun Geleceği” (2020) isimli kitapta yer alan makalemde bu çelişkinin muhtemel sebepleri ve anlamları üzerinde uzunca durmaya çalıştım.

Salgınların tarih boyunca toplumsal yapıların değişiminde bu sessiz sedasız etkileri üzerine tarihe daha yukarıdan bakma ve kendine göre genellemeler yapabilme kabiliyetine sahip olmuş isimlerden İbn Haldun’un 14. Yüzyıl’da bizzat kendisinin ve ailesinin yaşadığı bir veba üzerine yaptığı değerlendirmeleri kaydetmek bu açıdan ilginç olabilir. Kendi anne babasını ve aile efradının çoğunu bu vebada kaybetmiş olan İbn Haldun kendi zamanında yani 8. (miladi 14.) asrın sonunda, yaşanan olayları ve değişimleri anlamlandırmaya çalışırken, Mağrib’in hallerinin büsbütün değişmiş, 5. (11.) yüzyıldan beri gelmekte olan Arap boylarının, eski halkı olan Berberilerin kuvvetlerini yenerek bütün yurtlarını onların ellerinden çekip almış olduklarından ve ellerinde kalan kısımlarını da onlarla paylaşmış olduklarından ve bu durumun Doğu ve Batı’nın mamur yerlerinde veba yaygınlaşıncaya kadar, devam ettiğinden söz eder. Bu hızlı akımı veya değişimi belli ki salgın bir anda durdurmuştur. Sonrasında yaşananları İbn Haldun şöyle ifade eder:

“Milletlerin sayısını eksilten bu veba, o çağın halkını mahvetti, mamurluğun güzelliklerinden birçoğunu ortadan kaldırdı. İhtiyarlama ve kudretin son haddine erdiği bir çağda musallat olan bu veba, devletlerin ülkelerini küçülttü, onları kuvvetten düşürdü. Kılıçların keskin tarafları körleşti, kuvvet ve saltanatlarını zaafa uğrattı, dağılmaya doğru götürdü, hallerini altüst etti ve nüfusun eksilmesiyle, yeryüzünün mamurluğu azaldı. Şehirler ve sanat yurtları yıkıldı. Yollar ve bölgeleri eksildi, belirsiz oldu. Bölgeler ve barınaklar boş kaldı. Devletler ve boylar zayıf düştü. Üzerinde yasayanları değişti. Ben doğudaki ülkeleri dahi mamurluğu miktarında bu felaketlere katlanmış gibi görüyorum. Varlığın dili âleme: “Adın, sanın batsın, kurusun!” diye bağırmış ve âlem de bu emre boyun eğerek çarçabuk kurumuş gibi oldu. Yeryüzüne ve yeryüzünde yasayanlara Allah vâris olur, yani yeryüzü ve onda yaşayan bütün mahluklar helak olur, yalnız Allah fâni olmaz.

Bu yolda bir felaket neticesinde bütün hâller değiştikten sonra, sanki bütün dünya değişmiş gibi oldu. Sanki ortaya yeni bir yaratılış, yeni bir gelişme ve yeni bir dünya çıkmış oldu. Yaratılışı, bölgenin, fertlerin ve milletlerin hallerini, örf, âdet, inanç ve mezheplerini değiştiren bu felaketten sonra bu değişikliklere uygun olarak çağımızda Mesudî’nin (Murucu’z-Zeheb İsimli tarih kitabının yazarı, H. 330) yöntemine göre kendi zamanı için eser yazacak bir kimsenin gerektiğine kani olduk. Öyle ki bizden sonra gelecek olan tarihçiler bu eseri kendilerine örnek edinsinler.”

Tarihi genellikle milletler ve hükümdarların güç yarışı veya dolaşımı olarak gören, bunun altındaki dinamikleri incelemeye ve bu dolaşımın tabi olduğu tarihsel yasaları ortaya çıkarmaya çalışmasıyla meşhurdur İbn Haldun. Onun bütün bu teorik yaklaşımını bile bir anda boşa çıkaran bir etkisini hissetmiş olduğu anlaşılıyor salgının.

Salgın, fütursuzca ve hesapsızca, tabiatı ve insanı yeterince gözetmeden şehirler kurmanın bir cezası gibi gerçi, ama aynı zamanda insanın adını, sanını batırıp kurutan, insanın biriktirdiği bütün bir umranı hızla anlamsızlaştırarak kalanlara büyük ibretlik dersler veriyor.

Yeryüzünde biriktirdiğimiz, mülk edindiğimiz, bu uğruna birbirimizi yiyip bitirdiğimiz, kırıp geçirdiğimiz, hiçbir şey aslında bize ait değildir. Kendi biriktirdiklerimizi bırakın, bizzat kendi bedenimizin bile sahibi değiliz. Sıhhatimiz bozulduğunda, içimizde bizim kontrolümüzün dışında, bize ait olmayan bir bedenin varolduğunu anlıyoruz işte. Ne o beden, ne içindeki milyonlarca süreç bizim kontrolümüzde değil neyin iddiasındayız?

İbn Haldun’un veba üzerine söyledikleri bunlardan ibaret değil tabii, ama toplamda, tam da bu günlerde kulak vermeye fazlasıyla değer. Ne de olsa kitabının adı “İbretler” için bir “Mukaddime”dir.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —