Tarih: 30.10.2020 15:44

Hz Muhammed’in Çocuklara İletişimi

Facebook Twitter Linked-in

Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) her konuda en güzel örnek olduğu gibi çocuklarla iletişimi ve onlara şefkati ve merhameti ile de tüm insanlığa örnek olmuştur.

Peygamberimiz (s.a.s.) başta kendi çocukları ve torunları olmak üzere bütün çocuklarla yakından ilgilenmiş, onlarla ilgili yapılması gereken şeyleri doğumlarından itibaren bizzat uygulayarak ev halkına, ashabına ve onların şahsında da tüm ümmetine örnek bir davranış olarak göstermiştir.

Nitekim Hz.Peygamber (s.a.s.), kızı Hz. Fatıma (r.a.)’ya, torunlarının doğumundan önce, “Doğum olunca bana haber vermeden çocuğa hiçbir şey yapmayın” diye tembihlemiş, doğumdan sonra çocuğu kucağına alarak isim verilmeden önce çocuğun sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okumuş daha sonra da ismini koyarak çocuk hakkında hayırlı uzun ömür ve ilim temennisinde bulunarak dua etmiştir.

Ashabdan İbn-i Abbas (r.a.) çocukken Peygamberimiz (s.a.s.)’in kendisine “Allah’ım buna hikmeti öğret” diye dua ettiğini, Enes (r.a.) de çocukluk döneminde, Allah’ın mal ve evladını çok ve ömrünü uzun kılması ve verdiklerinin kendisi hakkında hayırlı ve mübarek olması için Peygamberimizin dua ettiğini belirtmiştir. (Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof. Dr. İbrahim Canan, c.2. s.448, 450-451)

Örneğin Hz. Peygamber (s.a.s.), sefere her gittiğinde aile fertlerinden en son Hz. Fâtıma ile vedalaşır(Ebû Dâvûd, Tereccül, 21) ve seferden her döndüğünde de yine kızına sarılır ve onu öperdi.

Kendi çocuğuna saygı göstermekten, ona değer vermekten hatta bunu çok bariz bir şekilde ortaya koymaktan geri durmayan Peygamber Efendimiz (s.a.v.), sevgili kızı Hz. Fâtıma yanına geldiğinde kalkıp ona yer vermiştir. Hz. Âişe bu durumu şöyle tarif etmiştir: “Fâtıma Peygamber’in (s.a.v) yanına girince Resûlullah (s.a.v.) ayağa kalkar, onun elini tutar, onu öper ve kendi yerine oturturdu. Hz. Peygamber (s.a.v.), Fâtıma’nın yanına girince Fâtıma da ayağa kalkar, babasının elinden tutar, onu öper ve kendi yerine oturturdu.”( Ebû Dâvûd, Edeb, 144)

Peygamberimiz çocuklarla yakından ilgilenmiş, onlardan şefkatini hiçbir zaman esirgememiştir. Üsame b. Zeyd’in bir rivayetine göre Peygamberimiz, Üsame b. Zeyd’i bir dizine torunu Hasan’ı da öbür dizine alır oturtur sonra onları bağrına basar ve “Allahım! Sen bunlara rahmet et (acı). Zira ben bunlara merhamet ediyorum” diye dua ederdi. (Buhari, Edeb, 22)

Peygamberimiz, çocuklara şefkatle muamele etmiş onların başlarını okşayarak, öperek sevgisini izhar etmiştir. Yine bir gün Peygamberimiz, torunu Hasan’ı öptü. Bunu gören Akra b. Habis, “Benim on tane oğlum olduğu halde hiç birini öpmedim” dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz ona baktı ve “Merhamet etmeyene merhamet olunmaz” (Buhari, Edeb,18) buyurdu.

Enes bin Malik der ki: “Ben ev halkına Resûlullah (s.a.s.) dan daha şefkatli olan bir kimse görmedim. Oğlu İbrahim, Medine’nin köylerinden birinde, sütannesinin yanında bulunuyordu. Peygamberimiz, çocuğunu görmeye giderken, biz de yanında giderdik. Allah Resûlü içeri girer, oğlunu alır, öper, sonra dönerdi.” (Müslim, Fedâil, 63)  Peygamberimizin oğlu İbrahim’i son ziyaretinde Abdurrahman bin Avf da beraberindeydi. Oğlu İbrahim’in bulunduğu eve vardıklarında onu kucağına aldı, öptü ve kokladı. O sırada İbrahim can veriyordu. Peygamberimiz ağlamaya başladı. Abdurrahman bin Avf: “Sen de mi ağlıyorsun ey Allah’ın Resûlü? Sen insanları böyle ağlamaktan men etmemiş miydin?” dedi. Peygamberimiz de; “Ey ibn-i Avf! Bu, merhametten kaynaklanan bir ağlamadır, “Göz ağlar, kalb üzülür, ancak biz, Yüce Rabbimizin razı olacağı sözden başkasını söylemeyiz! Vallahi ey İbrahim! Biz senin ayrılığınla çok üzülüyoruz” dedi. (Buhari, Cenâiz, 43)

Peygamberimiz (s.a.s.), çocuklara karşı güzel davranılmasını, onların istismar edilmemesini ve onlara karşı şiddete başvurulmamasını her seferinde vurgulamış, bu tür davranışlarda bulunanların bu davranışlarından vazgeçmelerini ısrarla istemiştir.

Bir defasında Peygamberimiz kızının oğullarından biri kucağında (olduğu halde) dışarı çıkarken anne babaların çocuğa karşı haksız davranışlarına dikkat çekerek: “Siz Allah’ın kokularından (nimetlerinden) olduğunuz halde ne yazık ki anne ve babanız sizin için cimriliğe, korkaklığa ve cehalete düşerler (haksızlık ederler)” buyurmuştur. (Tirmizi, Birr,11, ıv,3i7)

Bir gün kolluk görevlileri, bir çocuğu (Râfi bin Amr) yakalayıp Hz. Peygamber’in (s.a.s.) huzuruna getiriyorlar. Resulüllah’ın  bu çocuk hakkında hüküm vermesini istiyorlar. Zira çocuk da olsa yaptığı şey suç. Bir başkasının malına zarar vermiş, hurma ağaçlarını  taşlamış.

Hz. Peygamber ise onlar gibi acele etmiyor. Sakince dinliyor adamları. Sonra çocuğa dönüyor, yüzü mütebessim. Bakışları güven, sesi şefkat dolu.

“Çocuğum, hurmaları neden taşlıyorsun?” diye soruyor. Onun müşfik tavrı Râfi’yi cesaretlendiriyor, az önceki korkusu büsbütün geçiyor. Râfi b. Amr, sadece yemek için cevabını verince Allah Resulü de karşısında boynu bükük mahcup bir hâlde bekleyen çocuğun başını okşuyor mübarek elleriyle ve “Hurmaları taşlama da altına düşenlerden ye.” buyuruyor. Ardından da “Allah’ım, onun karnını doyur.” diyerek niyazda bulunuyor. (Ebû Dâvûd, Cihâd, 85)

Peygamberimizin bu ve benzeri (Buhari, Zekat, 10-11; Ahmed b. Hanbel, Müsned,vı, 293) hadisleri çocuklara şefkatli ve iyi davranılmasını ve onlara haksızlık yapılmamasını, çocuk olmaları sebebiyle istismar edilmemelerini ve onlara ceza ve şiddet uygulanmamasını öğütlemektedir.

O  sadece kendi çocuklarına ve torunlarına değil diğer çocuklara da aynı şefkat ve merhameti gösteren Peygamberimiz, çocuklarla şakalaşmayı ve onlara anlayışla yaklaşmayı ve zaman zaman oyun oynayarak onlarla ilgilenmeyi öğütleyerek; “Çocuğu olan onunla çocuklaşsın” (DİA, Çocuk md. 357) buyurmuş, böylece anne babalara çocuklarını bizzat eğlendirmelerini tavsiye etmiştir.

Bizzat kendisi  torunlarıyla ilgilenmiş, zaman zaman çocukların hoşuna gidecek ve onları eğlendirecek konuşmalar yapmıştır. Konuyla ilgili olarak Ibn-i Abbas, şu sevgi ve ilgi dolu hâdiseyi nakleder: Peygamberimiz, Hüseyin’i omzuna almış taşıyordu. Bir adam: “Ne güzel bir bineğe binmişsin ey yavrucuğum “dedi. Peygamberimiz de: “O da ne güzel bir süvâridir!” buyurdu. (Tirmizî, Menâkıb, 31)

Bir gün Peygamberimiz minberde hutbe okurken Hasan ve Hüseyin’in düşe kalka mescide girdiklerini görür. Konuşmasını yarıda keserek aşağı iner, onları tutar, bağrına basar.

Cenab-ı Hak, ‘Mallarınız ve çocuklarınız sizin için birer imtihan vesilesidir.’ (Enfâl, 8/28; Teğâbun, 64/15) buyururken ne kadar doğru söylemiştir. Onları görünce dayanamadım.”

dedikten sonra hutbede  konuşmasına devam etti. (Buharî, Fiten, 20)

Peygamberimizin karşılaştığı çocuklara selâm vermesi ve onların hal ve hatırını sorması (Buhari, Edeb, 81) onları bağrına basması, torunlarını omuzuna alması, (Buhari Fezail, 25; Tirmizi, Menakıb, 31) ÇOcuğun hoşlanacağı lakaplar takması, onlarla oynaşması ve onları eğlendirmesi (Müsned ıı,532) hep Peygamberimizin çocuklarla ne kadar sıcak ilişki kurduğunun göstergesidir.

Peygamberimizin çocuklarla yakın ilgisini ve şakalaşmasını Enes bin Mâlik şöyle anlatıyor: “Peygamberimiz (s.a.s.) insanların en güzel ahlâklısı idi. Benim Ebû Umeyr adında küçük bir kardeşim vardı. Peygamber Efendimiz bizim eve gelerek onu gördüğünde; “Ebû Umeyr’i üzgün görüyorum, sebebi nedir?” dedi. “Babam, ’Yâ Resulallah, oynadığı kuş nugayr öldü’ dedi. (Nugayr, serçeye benzeyen kırmızı gagalı bir küçük kuştur.) “Bundan sonra Peygamber Efendimiz, Ebû Umeyr’i ne zaman görse; “Ebû Umeyr ne oldu senin Nugayr?’ diye takılırdı.” (Buhari, Edeb, 81)

Peygamberimiz çocuklarla yakın ilgi kurmakla kalmamış aynı zamanda onlara şefkat, merhamet gösterilmesini, onlara güzel muamele yapılarak en iyi şekilde eğitilmelerini öğütleyerek: “Çocuklarınıza hoş muamelede (davranışta) bulununuz ve onları güzel terbiye ediniz” (Ibn Mace,Edeb,3, ıı, 1211), “Hiçbir baba çocuğa güzel terbiyeden daha üstün bir hediye vermiş olamaz” (Tirmizi, Birr, 33, iv,338) buyurmuştur.

Bu hadisi şeriflerle Peygamberimiz (s.a.s.), çocuklara karşı davranış şeklimize ve onların güzel bir şekilde eğitilmesininin gereğine işaret etmiştir. Çocukların güzel terbiye edilmesini sadaka vermekle de irtibatlandırarak “Adamın çocuğunu güzel terbiye etmesi bir ölçek sadaka vermesinden daha hayırlıdır” (Tirmizi, Birr, 33, ıv, 337) buyurarak öncelikle çocukların güzel eğitilmesine, ahlaklı birer fertler olarak topluma kazandırılmalarına işaret etmiştir.

Peygamberimiz, çocukların eğitimi konusunda kız, erkek herhangi bir ayırıma gitmemiş her ikisinin de en güzel şekilde eğitilmesine işaret etmiştir. Kız çocuklarının toplumdan dışlandığı, hor görüldüğü bir ortamda kız çocuklarının eğitilmelerine ve güzel yetiştirilmelerine özel bir vurgu yaparak Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: “Kim ki üç tane kız çocuğu yetiştirir, güzel terbiye eder, evlendirir ve onlara iyilikte bulunursa o kimse için cennet vardır” (Ebu Davud, Edeb, 131, v,355), “Kimin kız çocuğu olup da onu canlı canlı (mezara) gömmez, ona hakaret etmez ve erkek- çocuğunu ona tercih etmezse Allah o kimseyi cennete koyar” (Ebu Davud, Edeb, 131, v,354)

Bu hadislerden de anlaşıldığı üzere çocuklar arasında kız-erkek ayırımı yapmadan, erkek çocuğunu kız çocuğuna tercih etmeden her ikisine de eşit muamelede bulunulması ve aralarında ayırım yapılmaması Peygamberimizin tavsiyeleri arasındadır.

Şu halde bizlerde çocuklarla ilişkilerimizde Hz. Peygamberi (s.a.s.) örnek almalı kız-erkek ayırımı yapmadan onlara sevgi, şefkat ve merhametle muamele etmeliyiz ve onları geleceğe yönelik olarak aileden başlamak üzere en güzel şekilde eğitmeliyiz.

Çünkü onlar bizim geleceğimizdir.

Bkz: Diyanet Dergisi, 2006 Ocak sayısı.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —