Hukuk Devleti

, AİHM’in Osman Kavala’nın tahliyesini istemesini değerlendiren Taha Akyol, Kavala’nın tutukluluk halini evrensel hukuk bağlamında yorumluyor.

Hukuk Devleti

Osman Kavala hakkında AİHM ‘derhal tahliye’ kararı verdi. AİHM’ye göre, Kavala’nın 770 günü bulan tutukluluğu, Avrupa İnsan hakları Sözleşmesi’nin üç maddesinin ihlalidir: 

Madde 5/1: Özgürlük ve güvenlik hakkının ihlali. AİHM, daha en başta Osman Kavala’nın tutuklanmasını gerektiren sebeplerin olmadığını, keyfi olarak tutuklandığını belirtiyor. 

Madde 5/4: Uzun tutukluluk. Kavala sadece haksız tutuklanmamış tutukluluğu çok uzatılarak da insan hakları ihlal edilmişti. 

Madde 18: Hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasında ölçüsüzlük. Kavala’nın tutuklanması, özgürlüklerin belirli sebeplerle kısıtlanmasının ötesinde bir hak ihlalidir. Kavala’nın Türkiye’deki başvurularla da sonuç alamamış olması onu susturmak ve muhalifleri caydırmak için yapıldığını düşündürüyordu. 

AYM NE DEMİŞTİ? 

AİHM kararında “657 sayfa uzunluğundaki iddianamede somut olgular gösterilmediği gibi Kavala’nın Gezi olaylarında suç teşkil eden hangi eylemleri yaptığı da açıkça belirtilmemiş” deniliyor. 

657 sayfa ama içinde delil yok! 

Yüzlerce sayfalık iddianamelerin, klasörler dolusu belgelerin hukuken boş olabileceğini gösteren tipik bir örnek! 

Bu olayda sadece adli yargı değil, Anayasa Mahkemesi de kusurludur. Çünkü tutuklamayı gerektiren deliller olmadığı halde yargı tutuklamıştı…Tutuklamaya itirazları da yargı reddetmişti… 

Anayasa Mahkemesi’nin üye çoğunluğu da bu tabloyu “hak ihlali” saymamıştı! 

AYM’de 5 üye Osman Kavala’nın tutukluluğunu “hak ihlali” saymış, karşı oy yazısı yazmışlardı. 

Mahkeme Başkanı Prof. Zühtü Arslan bunlardan biridir. Şiddetsiz toplantı ve gösteri yürüyüşü suç sayılamazdı. Kavala’nın hiçbir şiddet eylemi yoktu, bu yönde bir iddia bile yoktu. 

Bu beş üyenin yazdığı “karşı oy” yazıları, insan hakları hukukumuz bakımından fevkalade değerli metinlerdir. 

Fakat diğer 10 üye “tutuklama hukuka uygundur, hak ihlali yoktur” dediği için Kavala’nın başvurusu reddedilmişti. (Gün 22 Mayıs 2019, B. No: 2018/1073) 

Ve işte, AYM’nin ret kararı AİHM’den döndü. 

MAHKEME KARARI VARKEN 

Kavala’nın yargı serüveninde birkaç defa hakim değiştirildi. Böyle gerekçesiz, kararnamesiz, zamansız atamalar önemli davalarda dikkat çekiyor elbette. 

Dahası, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, “Gezi olayları darbeye teşebbüs değildir” diye karar vermiş, olayda şiddete başvuranları o eylemlerinden dolayı cezalandırmıştı. (Karar No: 2015/394) 

Bu kararın tarihi 29 Aralık 2015’ti. 

Ortada böyle bir mahkeme kararı olduğu halde Osman Kavala Gezi olaylarıyla hükümeti devirmeye cebir ve şiddetle teşebbüs suçundan 18 Ekim 2017’de tutuklanmıştı! 

Yani bir yıl on ay sonra. 

Çünkü 13. Ağır Ceza’nın “darbe teşebbüsü değildir” şeklindeki kararını savcı temyiz etmişti; o dosya yaklaşık dört yıldır Temyiz’de bekliyor ve öyle bir karar yokmuş gibi aynı fiilden tutuklamalar yapılabiliyor! 

Bunu dünyaya, evrensel hukuk çevrelerine kabul ettirmek mümkün değildir. İşte en geç AİHM’den dönüyor. 

EVRENSEL HUKUK 

Anayasa’nın 90. Maddesine bu iktidar döneminde 2004 yılında eklenen fıkraya göre, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümleri, bizim bütün yerli kanunlardan ve mahkeme kararlarından üstündür. 

İyi ki o zaman AB sürecini, 90. Maddeye hükmün eklenmesini, 2010 yılında bireysel başvuru hakkının anayasa konulmasını desteklemişim, desteklemişiz. 

Bugün hak ve özgürlerimizin en önemli sığınaklarıdır bunlar. 

İyi niyetli Adalet Bakanı Abdülhamit Gül “tutuklamalardaki keyfiliği kaldıran düzenlemeler yapacağız” diyor. (6 Eylül 2019) 

Yeni kanunlardan ziyade, “hak eksenli hukuk kültürü”ne ekmek su gibi ihtiyacımız var. 

İşte Kavala ancak AİHM kararıyla çıkabilecek. 

İşte Ahmet Altan, hakkında hüküm verilip yetki tamamen Yargıtay’a intikal ettikten sonra bile savcılık itirazıyla başka bir Ağır Ceza mahkemesi tarafından tekrar tutuklandı! 

Benzerleri tahliye edilen yazar Mümtazer Türköne niye hâlâ içeride? 

75 yaşında Enver Altaylı 27 aydır tutuklu, hâlâ iddianame yok. Bir kişi hakkında iki yılda delil bulunamamışsa niye hâlâ içeride? AİHM kararları soruşturma aşamasında yok mu sayılıyor? 

Adalet Bakanı Gül’ün deyişiyle, “yargı kararlarının meşruiyetinin tartışıldığı” bir ülke haline gelmek Türkiye’ye en büyük zararı vermek olur. 

Vatanseverlik de hakkaniyet duygusu da Türkiye’nin evrensel hukuk devleti standartlarına ulaşmasını zorunlu kılıyor.