“Hudâ bes bâkî heves”

Mustafa Çağrıcı'nın yazısı;

“Hudâ bes bâkî heves”

 

Mustafa Öztük’ün geçtiğimiz Cumartesi çıkan yazısını okuyanlar muhtemelen benim de o sertlikte bir karşı yazı yazacağımı bekliyorlardır.

Ama hayır, öyle bir polemiğe girmem… Bu son derece yakışıksız, faydasız ve manasız olur. Müslüman okumuşlar yüzlerce yıllarını böyle bitmeyen gurur kavgalarıyla tükettiler. Onun için bu yazım da Mustafa Bey’in yazısının vesile olduğu bir fikir paylaşımından ibaret; yoksa –aşağıda değineceğim şu “PİYASA OLUŞTURMA” konusu hariç- bir cevap ya da savunma yazısı değil; Mustafa Bey’in savurduğu “çok sıkı ve ağır bir eleştiri” tehdidine rağmen benim bakımımdan öyle bir şey olamaz. Birçok sebeple… En önemlilerinden ikincisi, bu gibi arkadaşlarla benim aramda öyle itişip kakışmayı gerektirecek bir düşünce ayrılığımızın zaten olmamasıdır. Ayrıca, bizim dünyanın her türlü geriliğinin asıl sebebinin entelektüel baskı, sindirme ve susturma olduğunu otuz yıldır kaç defa yazmışımdır. Mesela bir dostumla ilgili kopartılan gürültü üzerine, Aralık 2018’de “Mazoşizme varan müsamahasızlık” başlığıyla çıkan, “PİYASA”ya hiç gitmeyecek bir yazıma şöyle başlamışım: 

“Kimi insanlar din, siyaset, felsefe gibi alanların problemlerine farklı bakar; üstelik bilgi ve düşüncelerini alışılmışın dışında, hatta bazen rahatsız edici bir üslupla ifade ederler… Büyük düşünürlerin, dönüştürücü şahsiyetlerin çoğu böyledir. Maddî ve entelektüel alanlarda en gelişmiş toplumlar, böyle insanlara en çok tahammül gösterenlerdir. Müsamahasız toplumlarda ise bu tür yetenekler ya sindirilir...”

***

Aslında geçen haftaki yazımdan sonra birkaç dosttan gelen değerlendirmeler üzerine, bugünkü yazım için “BU KEZ KENDİMİ ELEŞTİRECEĞİM…” diye başlayan bir taslak metin oluşturmuştum. Şöyle devam ediyordum: “O yazdıklarım içerik eleştirisi değil, doğruluğuna inandığım üslup ve yöntem eleştirisinden ibaretti… Yine de kullandığım üslup ve kavramlardan alınıp incinen kardeşlerimden özür diliyorum…” 

Yayımlanmayan o yazımda, “bilhassa son birkaç on yıldır gittikçe büyümekte olduğunu gördüğümüz din eksenli sorunları azaltma hususunda –zaten az çıkarabildiğimiz- yetenekli ve birikimli münevverlerimizin, daha faydalı ve uzun soluklu işler başarma ve bu başarıya zarar vermeyecek bir yöntem ve üslup kullanma sorumluluklarının olduğu” gibi başka şeyler de vardı. Fakat artık Öztürk’ün yazısından sonra onları okuyucuya sunmak farklı yorumlara yol açar, manasız olurdu. 

Şimdi Sayın Öztürk! (Kullandığın anlamda) “PİYASA OLUŞTURMAK” gibi pis bir niyetim de derdim de hiç olmadı; yolu yordamı nasıl, onu da bilmem. Hatta, ancak bu yaşa geldikten sonra görebildim, türlü türlü “PİYASA”lar, “AKREDİTE”ler olduğunu. Ama şunu kesinlikle bilirim: Dediğin anlamda “piyasa” takibinde olmak tam bir ahlaksızlıktır; ayrıca -hele benim gibi yetmişini devirmişler için- serapa aptallıktır; kendimi dokunulamaz akıllı görmem; lâkin aptal da değilim. “Piyasa” peşinde koşturan ama sonunda üç beş metre bezle toprağa giren nice aptallar gördüm. Ömrümün yarım asırdan fazlasını kitaplarla geçirdim; Allah beden ve zihin sağlığı verdiği sürece öyle de devam edeceğim, her geçen gün bilgi ve ahlak kusurlarımı TAMİR ederek… Anlatıldığına göre Peygamberimizi bile yaşlandırıp belini büken, bu TAMİR çabası değil miydi? Hikmetinden süal olunmaz; ama ömrün sadece şu tamir için bile az olduğuna dair kanaatim gittikçe güçleniyor. 

Zaman zaman nefsimin de düştüğü bir tuzakla ilgili olarak, gittikçe daha net kavradığım bir başka hakikat de Japon İslam bilimcisi Izutsu’nun, Kur’an’daki ilgili kavramların semantik/”tarihsel” anlamlarından yola çıkarak “Câhiliye”nin asıl manasının “İSTİKBAR”, “İslam”ın asıl manasının “TEVAZU” olduğu tespitidir. 

**

Açılmasına benim sebep olduğum –yine de bir hayra vesile olmasını umduğum- bu bahsi kendi adıma kapatıyorum. Kapatmak istemeyen buyursun devam etsin; nasıl devam edecekleri de kendi bilecekleri şey. Bu yaştan sonra benim gibiler için en akıllı şey, “melâmet ehli”nden olmaktır. Kavramı dejenere etmemiş olanlar için tasavvufta çok saygın bir tutumdur melâmet… “Hudâ bes bâkî heves”