Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

HİCRET -1… EMİRDEN ÖNCE TERBİYE, ZAFERDEN ÖNCE İMTİHANDIR

Araştırmacı yazar Muhammed Gülnar, Hz. Muhammed(s)’in Mekke’den Medine’ye olan hicretini değerlendirdi.

HİCRET -1… EMİRDEN ÖNCE TERBİYE, ZAFERDEN ÖNCE İMTİHANDIR

Hicret, Resûlullah ﷺ’ın hayatında sadece bir yer değiştirme değildir.

O, sabırla yoğrulmuş bir hazırlık süreci, merhametle şekillenmiş bir davet yöntemi ve ilâhî ölçülerle çizilmiş bir medeniyet yürüyüşüdür. Bu yürüyüş, 

Allah’tan açık hicret emri gelmeden önce, 

Taif’te kanıyla bedelini Ödemiş Rabbine duayla niyazda bulunmuştur.

 

TAİF: KAPILARIN KAPANDIĞI YERDE GÖKLERİN KAPILARININ AÇILIŞI

Hz. Muhammed ﷺ, Mekke’de artan baskılar karşısında yeni bir devet merkezi olarak Taif’e yöneldi. Bu yolculuk bir kaçış değil, tebliğde yeni bir kapı arayışıydı. 

Ancak Taif halkı onu dinlemedi; çocuklarını ve kölelerini kışkırttılar. Taşladılar. 

Mübarek bedeni kanlar içinde kaldı, dişi kırıldı.

Yanında yalnızca Zeyd b. Hârise vardı.

Bu hâl üzere Resûlullah ﷺ, insanlık tarihinin en dokunaklı dualarından birini yaptı:

“Allah’ım!

Gücümün zayıflığını, çaresizliğimi ve insanların nazarındaki değersizliğimi 

Sana arz ediyorum.

Ey merhametlilerin en merhametlisi!

Beni kime bırakıyorsun?

Eğer başıma gelenler Senin gazabından değilse, bunların hiçbirinden şikâyetçi değilim…”

Bu dua, şikâyetin değil teslimiyetin, acının değil rızanın duasıdır.

Tam bu sırada dağların meleği geldi ve şöyle dedi:

“Ey Muhammed!

Dilersen şu iki dağı birleştirip Taif halkını helâk edeyim.”

Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber ﷺ ise şöyle buyurdu:

“Hayır!

Onlar bilmiyorlar.

Ben, onların soylarından Allah’a kulluk edecek bir neslin çıkmasını ümit ediyorum.”

Bu söz, peygamberliğin özüdür: intikam değil merhamet menbaıdır 

 

TARİHÎ MUKAYESE: NUH’UN DUASI, MUHAMMED’İN MERHAMETİ

Burada Kur’an tarihi sürecine baktığımızda çarpıcı bir mukayese karşımıza çıkar.

Hz. Nuh aleyhisselâm, 950 yıl kavmini Allah’a davet etti. Gece–gündüz, gizli–açık… 

Ancak iki elin parmakları kadar kimseler ona iman ettiler geri kalan kavmi onu alaya aldı, inkârda direndi. En sonunda Nuh aleyhisselâm şöyle bedua etti:

“Rabbim!

Yeryüzünde inkârcılardan hiç kimseyi bırakma.

Çünkü bunlar, doğuracakları nesilleri de saptıracaklardır.”

Bu bedua üzerine tufan geldi. 

Yeryüzü sular altında kaldı; oğlu dâhil inkâr edenlerin tamamı helâk oldu.

Taif’te ise Muhammed Mustafa ﷺ, taşlayanlar için helâk değil hidayet diledi.

İşte bu fark, onun rahmet peygamberi oluşunun en berrak delilidir.

 

NİNOVA VE YUNUS ALEYHİSSELÂM’A İŞARET

Taif’te bağda üzüm ikram eden Addâs, “Ninovalıyım” dediğinde Resûlullah ﷺ şu buyruğu verdi:

“Yûnus kardeşimin memleketi…”

Bu söz, sadece bir bilgi değil; peygamberlik zincirine yapılan bilinçli bir atıftır.

Hz. Yunus aleyhisselâm, Ninova halkını Allah’a davet etmişti. Halkı onu seviyordu; ama Allah için değil, şahsiyeti ve ahlâkı için seviyorlardı. 

Yunus aleyhisselâm bu duruma üzülerek kavmini terk etti.

Gemide kura çekildi, kendini denize attı, balığın karnında kaldı ve orada şu duayı yaptı:

“Lâ ilâhe illâ ente, sübhâneke innî küntü mine’z-zâlimîn.”

Allah onu affetti. Balık onu kıyıya bıraktı. 

Kur’an buyurur:

“Biz onun üzerine kabak cinsinden bir bitki bitirdik.”

(Sâffât, 146)

Bu, Allah’ın koruyucu rahmetinin bir tecellisiydi.

Resûlullah ﷺ’ın Taif’te Ninova’ya işaret etmesi, şunu gösterir:

Allah, peygamberlerine ayrıcalık değil; ölçüyle muamele eder.

Emir gelmeden yapılan her hicret terk edişin bir bedeli vardır.

 

MEKKE’YE DÖNÜŞ:  BİR MÜŞRİK HİMAYESİNDE

Taif’ten dönen Resûlullah ﷺ, Mekke’ye doğrudan giremedi.

Ancak Adi bin Mut’im adlı müşrikin himayesiyle şehre girebildi.

Bu tabloda da dersler ve ibretler vardır ve aynı zamanda bize şunu öğretir:

Allah bazen, dinini ve Resul’ünü korumak için kâfirin himayesine girmeyide bize mubah kılar,

 

ÖMER BIN HATTAB: HİCRET ATEŞİNDEN İMAN NURUNA

İkinci Habeşistan hicreti sırasında, Hz. Ömer’in kalbine ilk sızı düşmüştü.

Sonra kılıcını kuşandı ve:

“Muhammed’i öldürmeye gidiyorum!” diyerek yola çıktı.

Hz. Ömer, Dârü’l-Erkam’a doğru gelirken sahâbîler endişelendi.

Bazıları:

“Ya Resûlallah! İzin verin de Ömer’i öldürelim!” dedi.

Resûlullah ﷺ ise şöyle buyurdu:

 “Hayır!

Hayır üzere geliyorsa kapımız açıktır. Bırakın gelsin.”

Ömer içeri girdi.

Resûlullah ﷺ onu yakasından tuttu, bağrına bastı.

Ve Ömer iman etti.

O gün:

>39. Müslüman: Hz. Hamza

>40. Müslüman: Hz. Ömer b. Hattab oldu.

Bu andan sonra:

>Gizli davet sona erdi

>Açık tebliğ başladı

Hz. Ömer kılıcını aldı, Müslümanların önüne geçti ve Kâbe’de haykırdı:

“Ben Hattâb’ın oğlu Ömer’im!

Şehadet ederim ki Allah birdir,

Muhammed O’nun kulu ve Resûlü’dür!

Kim buna karşı çıkacaksa, karşıma çıksın!”

Ve İslâm, Mekke sokaklarında hale görünür hâle geldi.

 

SONUÇ:  HİCRET, ALLAH’IN KURDUĞU YOLDUR

Hicret:

>Kaçış değildir

>Yenilgi değildir

>İnançla yapılan stratejik bir yürüyüştür

Ve bu yürüyüş bize şunu öğretir:

Allah yolunda atılan hiçbir adım kaybolmaz.

Ya dünyada iz olur,

ya ahirette bir nur olur…



Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


YAZARLAR

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

HABERLER