Tarih: 12.04.2020 03:03

Hamaset İdeolojisi ve Radikal Hiçlik

Facebook Twitter Linked-in

Tahakküm üreten, modern uygarlık dili/söylemi utanç verici, yüz kızartıcı bir tarih oluşturarak, İnsan'lardan ve yarı İnsan'lardan (sürüler) oluşan, insanların ve sürülerin dünyası şeklinde iki ayrı dünya oluşturdu. Bu tarih, yarı insanın, sürülerin dünyasını, beyaz insanın/uygarlığın ürettiği gerçekliğe mahkum etti. Sürülerin dünyası, bu gerçekliği aşma iradesi gösteremediği için, kendi gerçekliğini tahayyül edemiyor, tahayyül edemediği için de, kendi gerçekliğini nasıl inşa edebileceğini, nasıl somutlaştırabileceğini bilmiyor. Modern uygarlık ve tarih, galiplerin/güçlülerin, sömürgecilerin çıkar ve ayrıcalıklarını meşrulaştırarak, onur ve saygı haklarından mahrum edilen tarihin mağluplarını, bu çıkar ve ayrıcalıklara hizmetin batılılaşma ve modernleşme olduğuna ikna etti.

Tarihin mağluplarına yönelik radikal/gerçek kötülükler, tarihin galipleri tarafından dayatılan, entelektüel/felsefi/politik/ekonomik bağımlılıklarla birlikte başladı. İslam dünyası toplumları, bu bağımlılık sürecine, önce, bulaşıcı ideolojik-entelektüel virüslere maruz kalarak girdiler. İslam toplumları radikal/yapısal bir edilgenlik içerisinde bulundukları için, bulaşıcı entelektüel-ideolojik virüsler karşısında savunmasızdılar. Toplumlarımız, sözünü ektiğimiz ideolojik- entelektüel virüslerin kurbanı olduktan sonra, emperyalizmlerin icadı olan bulaşıcı milliyetçilik-mezhepçilik virüslerine açık hale geldiler. Bu suretle milliyetçilik-mezhepçilik virüsü, İslami bütünlük bilincini büyük ölçüde yıkıma uğrattı.

Günümüz dünyasında özellikle genç kuşaklar dijital derin bağımlılıklarla sonuçlanan nomofobi virüsü ile sınanıyor. Nomofobi, genç kuşakları önce kendilerine, sonra ailelerine, sosyal çevreye ve dünyaya yabancılaştırıyor. Çevrimiçi genç kuşaklar nomofobi sebebiyle ciddi bir algı krizi yaşıyor. Toplumlarımızda hamaset ideolojisinin/kültürünün/yaklaşımının belirleyici olması sebebiyle, tarihin can alıcı soru ve sorunlarıyla ilgili olarak hiç bir yüzleşmeye cesaret edemiyor, bu soru ve sorunlardan her durumda kaçıyoruz.

İslam’ın ilk yüzyıllarında, İslam toplumları, sahip oldukları, entelektüel özgürlüğün dokunulmazlığı sebebiyle dünya ölçeğinde yankı-etki uyandıran olağanüstü zihinler yetiştirdiler. Günümüzde, hamaset ideolojisinin/kültürünün belirleyici hale gelmiş olması sebebiyle, tarihsel/varoluş- sal/küresel sorunlarla ilgili kapsamlı çözümlemeler/analizler yapabilecek olağanüstü zihinlere sahip değiliz. Olağan-sıradan, yüzeylere bakan zihinlerle, tarihsel/varoluşsal/ küresel sorunları değil, ancak, geçmişin meselelerini, hassasiyetlerini, ilgilerini konuşabiliyoruz.

Radikal iyilikleri konuşabilmek için, radikal/gerçek bağımsızlık konusunu gündeme getirmek gerekiyor. Radikal bağımsızlık için, radikal bağımlılıklarla ilgili çok derin bir rahatsızlık duymamız, daha sonra da, bu bağımlılığı aşma iradesi, mücadele iradesi ortaya koymamız gerekiyor. Radikal bağımlılıklar içerisinde şekillenen bir İslami entelektüel/kültürel/siyasal hayat düşünülemez.

Böylesi bir durumda ancak, sahte varoluşlardan, sahte hayatlardan söz edilebilir. Radikal ve gerçek bir bağımsızlık için, radikal ve gerçek iyilikler için zengin bir bilinç ve bilgelik ufkuna/ çabasına ihtiyacımız olduğu çok açıktır. Engin bir bilinç ve bilgelik ufku, her durumda sınırlarının farkında ve bilincinde olan, sorumluluklarının farkında ve bilincinde olan gösterişsiz varoluşlar, gösterişsiz hayatlar ve gösterişsiz çabalarla oluşturulabilir. Namımız yürüsün diye, propaganda amaçlı olarak gerçekleştirilen maddi ve manevi her etkinlik, gösterişçi her etkinlik utanç vericidir. Bu tür etkinlikler günümüzde daha çok medya zamanlarına ait, medya söyleminin dikkatini çekmek üzere sergileniyor. Propaganda/gösteriş amaçlı olarak gerçekleştirmeye çalıştığımız maddi ve manevi her etkinlik, ahlaki alanın dışına çıkmış olduğumuzu gösterir.

Hamaset ideolojisinin/kültürünün bilinç adamları, bilgelik adamları ve kadroları yetiştirdiği görülmemiş ve duyulmamıştır. Derin, kuşatıcı, etkili anlamlar ve bilgeliklerden söz edebilmek için, bunları yaşayan ve yaşatan kadrolar/topluluklar gerekir. Maddi/dünyevi kaygı ve endişelerle, ahlaki ve eleştirel özgürlüklerinden vaz geçenler, hiç bir şekilde kamusal sorumluluk, eleştirel sorumluluk alma iradesi gösteremezler. Hayra çağıran ve kötülüğü men eden bir topluluktan söz etmek için, eleştiri ve sorgulama hakkına sahip bir topluluktan söz etmek gerekir. Olayların, gelişmelerin, olguların, herkesin kendi çıkarı doğrultusunda yorumlandığı, çıkara dayalı yorumların taraflarca normal karşılanabildiği, meşru sayılabildiği bir toplum ahlaki tükenmişlik içerisinde olan bir toplumdur.

Aydınlanma rasyonalizminin, entelektüel/bilimsel bir diktatörlüğe dönüşmesiyle birlikte, varoluşsal-fıtri- doğal bütünlüğün-dengenin bozularak/tahrip edilerek, hayatın tek boyuta indirgenmesi, İslam toplumlarında İslami meşruiyet ve otoritenin altüst olmasıyla, etkisiz hale gelmesiyle sonuçlandı. Etkisiz hale gelen, referansları kamusal alanda geçersiz kılınan İslami bünye, otorite-meşruiyet kaybına uğradığı günden bu yana, maruz kaldığı ideolojik-entelektüel virüsler, milliyetçilik virüsleri, nomofobi virüsleri karşısında olduğu gibi, içerisinde bulunduğumuz dönemde karşı karşıya geldiği koronavirüs karşısında da, İslami referanslar/paradigma temelinde hiç bir ikna edici açıklama, yorum, çözümleme, analiz yapamıyor. Her dönemde olduğu gibi, maruz kaldığı her saldırıya hamaset ideolojisi ve hamaset kültürü temelinde duygusal cevaplar vermeye çalışıyor. İslam toplumları içerisine hapsedildikleri İslami olmayan gerçeklikle yüzleşmeye cesaret edemiyor.

Koronavirüs dehşeti karşısında acz içerisinde bulunan günümüz dünyasında koronavirüs saldırıları sonrası dönemde radikal-gerçek iyilikler olacaksa eğer, bu iyilikler, ancak, modern-endüstriyel-kapitalist gerçekliğe mahkum olmadığımızı hatırlayarak, kendi gerçekliğimizi, İslami gerçekliği inşa etmek üzere, yeni bir entelektüel/zihinsel/ahlaki yoğunlaşmaya/derinleşmeye yöneldiğimizde başlayabilir, başlatılabilir. İdeolojik-ırkçı kavram ve kurumların dünyasından, ahlaki bir dünyaya geçmek için, küresel sağlık krizi yeni bir fırsat olabilir. Dünya çapında bir dehşetle karşı karşıya bulunan günümüz toplumları, bulunduğumuz noktadan hareketle acımasız sorgulamalar yapabilmelidir. Ancak, koronavirüs dehşetini yaşayan emperyalist/sömürgeci Batılı zihniyet, Batı dışı halklara yönelik sömürgeci refleksleri bırakmak istemiyor.

İdeolojik klişeler içerisine hapsedilen, modern/kapitalist gerçekliğin tek boyutlu bir gerçeklik olduğunu, tek boyutlu gerçekliğin, her durumda, insanlığı, bugünün ya da yarının teknolojilerinin sınırları içerisine hapsedeceğini, buradan insani-ahlaki bir dünya çıkmayacağını görmek gerekir.

Varoluşun ve hayatın büyük ölçüde dijitalleştiği bir dönemde bütün toplumlarda hissedilir ölçüde sosyallik kaybı ile kamusal insan kaybı yaşanıyor. Korona dehşetinin saldırısına uğrayan insanlık, bu defa sosyalliğin, kamusal insanın ve sorumluluğun, kamusal özgürlüklerin ne kadar önemli olduğunu hatırlıyor. Bütün olup bitenlerden gerekli dersleri çıkarmak üzere çok boyutlu sorgulamalar yapmadığımız takdirde, hayatın ve insani ilişkilerin dijitalleşmesi çok daha yabancılaştırıcı sonuçlara yol açabilir. Böyle bir dünyada, günümüz insanı için, tek seçenek, hayatta kalma mücadelesi olacaktır.

Günümüzde, İslami düşünce/kültür/ilahiyat hayatı, İslami seçenekler üretmek yerine, İslam’ı soyut düşünsel/kültürel/felsefi tartışmalar alanına hapsetmiş durumdadır. İslam'ı, somut-fiili anlamda, kamusal alanda nasıl tecrübe edeceğimize ilişkin bir yirmibirinci yüzyıl program ve projesine sahip bulunmuyoruz. Tamamlanmamış, bir başka gerçekliğin sınırları içerisine kapatılmış, sistematik bir biçimde baskı altında tutulan, tek boyuta indirgenmiş varoluşlarla iyilik ve özgürlük mücadelesi verilemez. Tamamlanmamış bir varoluşla, tamamlanmamış bir bilinçle, bağımsız-eleştirel ve özgün bir içerik üretilemez.

Müslüman olmak, evrensel varoluşun sorumlu/bilinçli, üretken bir parçası olmakla anlam kazanır.

Bu bilinçsizlere, hamaset ideolojisinin yapısal edilgenliklerle malul bulunduğu için, radikal hiçliklere yol açtığını öğretir.

Evrensel varoluşa özgü sorumluluklar almak, bilinç üretmek, anlam ve bilgelik üretmek ancak, olağanüstü zihinlerin/gönüllerin çok samimi/çok sorumlu çabalarıyla mümkün olabilir.

Hemen her alanda, her şeyin çıkar beklentileriyle gerçekleştirildiği toplumlarda samimiyet diye bir şey yoktur. Hamasetle, ancak, sıradan, çok çapsız, çok yetersiz, oportünist zihinler yetiştirilebilir.

Hamasetin bilgiye ve gerçeğe ihtiyacı yoktur. Bilgi, daha bilinçli, daha farklı, daha hareketli, daha üretken, daha nitelikli, daha incelikli, daha ölçülü olmak içindir. İslami bilinç ve sorumluluk, soyut bilgi, soyut düşünce ve soyut düşünürler yoluyla değil, somut bilgi, somut düşünce ve düşünürler, eylem ve dava adamları yoluyla gerçek olur.

İslam dünyası toplumları, modern tarihi, yapısal bir edilgenlik içerisinde bulundukları için, hep savunma durumunda kalarak geçirdiler.

Toplumlarımız, savunmacı durumun neden olduğu teslimiyetçi uzlaşmalar nedeniyle, Batılı referans sistemiyle bütünleştiler. Zihin ve fikir dünyamız Batılı kavramsal sistem tarafından ele geçirildi. Hamaset ideolojisi/ söylemi ve dili, düşünce dünyamızı, entelektüel dünyamızı çölleştirerek bütünüyle kuruttuğu için büyük sorgulamalar yapamadık, büyük dönüşümler gerçekleştiremedik. Günümüzde, İslam toplumlarında, Türkiye’de de içerisinde yaşayarak gördüğümüz üzere, İslami referansların özgürleştirilmesi ideali diye bir ideal, ya da, bu amaç doğrultusunda sistematik bir entelektüel mücadele yok. Zihin-fikir dünyamız üzerinde, Batılı referansların saltanatı/tahakkümü/belirleyiciliği sürüyor.

Hangi toplumda olursa olsun, hamaset ideolojileri niceliksel başarılarla büyülenirler, çünkü, hamaset ideolojileriyle niteliksel başarılar kazanılamaz, kazanılamamıştır. Niteliksel yoksunluk/çölleşme nedeniyle, günümüzde pek çok ülkede görülebileceği üzere, pek çok çapsız/seviyesiz/kültürsüz/ufuksuz/cahil/egosantrik politik lider, demokrasilerin yardımıyla, halkların/toplumların ufkunu/geleceklerini karartabiliyor, kapatabiliyor. İslam toplumlarında, İslami düşün- ve hayatı, kültür hayatı, edebiyat hayatı, maruz kaldıkları hamaset ideolojisi sebebiyle, sağcı-muhafazakar/ gelenekçi/resmi sınırları aşamıyor, bu sınırları aşamadığı için de, İslami referansların özgür olup olmaması ile ilgili olarak hiç bir sorumluluk üstlenmiyor.

Günümüzde, bütün bir insanlık, koronavirüs krizi ile başlayan olağanüstü derin bir trajedi yaşıyor. Bu trajedi küresel kaygılar, küresel korkular, küresel endişeler, gerilimler, belirsizlikler üretiyor. Koronavirüs emperyalizmi bütün toplumları, bütün kültürleri etkileyecek şekilde, bütün ayrıcalıklı unsurları da etkileyecek şekilde, bütün bir insanlığı kuşatıyor. Koronavirüs emperyalizminden önce, maruz kaldığımız ideolojik/ırkçı/sömürgeci/kapitalist; emperyalizmler daha çok; İslam dünyasına toplumlarına/halklarına/ kültürlerine/kaynaklarına yönelik emperyalizmlerdi. Bu emperyalizmler, ideolojik/ırkçı/politik/askeri şiddet/terör yoluyla Müslüman halkların bütün hayati/temel özgürlüklerini yok ederek, halkları bütünüyle yoksullaştırarak, mülksüzleştirerek, muhacerete zorlayarak, bu halkları karantina/kuşatma/ ambargo uygulamalarıyla cezalandırmaya halen devam ediyor.

Küresel kaygıları, korkuları, endişeleri, gerilimleri, belirsizlikleri derinleştiren koronavirüs krizi sebebiyle, bugünün dünyasının bu kriz ve trajediden dersler çıkararak, sorumsuz/ kibirli/küstah bir dünya düzeniyle, serbest piyasa ideolojisinin neden olduğu büyük yabancılaşmalarla/eşitsizliklerle, adaletsiz bir küreselleşmeyle samimi bir yüzleşmeye cesaret ederek, daha sorumlu bir dünya düzenine geçmesi gerekiyor. Her derin kriz, yapısal bir yenilenmeyi, yeniden inşayı, zorunlu kılıyor.

Koronavirüs krizi-trajedisi, zayıf ve güçsüz, Mağlupların dünyasına, özellikle de, İslam dünyası toplumlarına ideolojik/ırkçı/entelektüel/politik/ekonomik/askeri şiddet yoluyla nizam vermeye çalışan emperyalist/sömürgeci ülkelerin hepsinin kendi evlerine-ülkelerine nizam vermekten bütünüyle aciz olduklarını göstermiştir.

Hangi ülkede olursa olsun, hamaset ideolojisi, çok sahte ve çok ucuz güven duyguları oluşturmak için kullanılıyor. Küreselleşme her tür aşırılığın, ahlaksızlığın da küreselleşmesi sonucunu doyurdu. İyiliklerin küreselleşmesi için, hiç kimse, hiç bir iyi şey yapmadı. Bugünün dünyası, karşı karşıya bulunduğumuz derin insanlık krizi karşısında bile, adaletin-eşitliğin nasıl sağlanabileceğini değil, sömürgeci dünya düzeninin nasıl kurtarılabileceğini düşünüyor. Çünkü hiç kimsenin, gelecek için önerebileceği, ikna edici çözümlemeleri yok. Bilinci sömürgeleştirilen halklar, yeni bir çerçeve önerme iradesine sahip değiller. Bugün, bütün bir insanlık, bedensel sağlığını nasıl koruyabileceğine ilişkin derin travmalar yaşarken, insanlığın zihinsel-ruhsal sağlığını nasıl koruyabileceğine ilişkin, hiç kimsenin paylaşılabilecek önerileri bulunmuyor.

İslam, biz Müslümanlardan, hayatı, tarihi/dünyayı somut bir bilinç haline dönüştürerek yaşamamızı ister. İslami varoluşu, somut/yürüyen bir bilince dönüştürdüğümüzde, varoluşumuz anlam kazanır. İslami dünya görüşü, hayat tarzı, Müslümanları her gün beş kez Allah (c.c.) Tebarek Teala Hazretleriyle buluşturarak, günde beş kez bilincimizi, ufkumuzu, sorumluluklarımızı, bağımsız duruşumuzu, İslami onur ve kişiliğimizi yenilememizi ister. Müslüman olmak, günde beş kez olağanüstü bir idrak altınında, olağanüstü bir temsil liyakati içerisinde büyük farkındalıklarla buluşmamızı ister, gerçek böyleyken, İslam toplumları, gelenekçiliği mutlaklaştırdığı yüzlerce yıldan beri, bilincini, idrakini, algılarını yenileyemiyor, yenileme ihtiyacı duymuyor, gelenek ile gelenekçiliğin birbirinden çok farklı şeyler olduğunu hatırlamak gerekiyor.

İnsanlığın dünyası, koronavirüs salgını öncesinde kibrin/ırkçılığın/tahakkümü, her tür dayatmanın küresel saltanatına tanıklık ediyordu bugün, koronavirüs salgınının saltanatına tanıklık ediyor. Koronavirüs salgınının saltanatı bir başka saltanata geçit vermiyor. Koronavirüs öncesi normalleşmeye dönmekten söz eden çevreler, bu tür bir normalleşmenin, yeniden, bir kez daha, emperyalizme/sömürgeciliğe/tahakküme geri dönüş olduğunu hatırlamaları gerekir. İnsanlık bilinci, koronavirüs sonrası dönem için, karşılıklı sorumluluk ve dayanışma ruhunun/ahlakının tarihe girişine öncülük etmelidir.

İslam dünyası toplumları, yapısal edilgenliğin/teslimiyetçiliğin bir kader olmadığının farkına vararak, hamaset ideolojisiyle acilen yüzleşmeleri, bu ideolojinin, halkları varoluşsal/tarihsel/hayati sorunlara yabancılaştırdığını görmeleri gerekir.

Toplumlar/halklar/kültürler, ancak gerçek dünyaya uyandıklarında, hamaset ideolojisinin neden olduğu büyük kayıpları idrak edecek, radikal hiçlik alanından gerçek sahici varoluş alanına geçecekler; İslam dünyası toplumlarında, bu toplumların gündemini, ilgilerini, tercihlerini daha çok ulus-devlet realizmleri/kutsalları belirlediği için, bu toplumlarda düşünürler/entelektüeller eleştirel özgürlüğe sahip olamıyor, eleştirel özgürlük söz konusu olmadığı için de, kimsenin bağımsız düşünceleri, kendi düşünceleri olamıyor.

Ulus-devlet kutsalları ile hamaset ideolojileri arasında doğrudan bir ilişki olduğu için, İslam toplumlarında, muhafazakar/konformist/statükocu kesimler İslam’ı istismar tekelini tartışmasız bir biçimde ellerinde tutuyor.

Eleştirel düşünceye ve eleştirel düşüncenin otoritesine hayat hakkı tanınmadığı için, bu istismar hiç bir şekilde sorgulama konusu yapılamıyor, tam tersi bir durum ortaya çıkıyor, istismarı sorgulama konusu yapanlar bir şekilde susturulabiliyor.

 




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —