Hakkaniyet İktidar Sahiplerine Yakışır

Bayram Akçay Yazdı;

Hakkaniyet İktidar Sahiplerine Yakışır

Üniversitelerde öğrencilik yaptım. O dönemlerde Üniversitenin Rektörü ve yönetimdekileri çok da bilmedim, seçimiyle de ilgilenmedim. Ama Boğaziçi Üniversitesindeki öğrenciler daha duyarlı anlaşılan. Rektörlerini ve Rektör atama biçimini takip ediyorlar, yeri geldiğinde rektöre ve seçim biçimine itiraz ediyorlar. 

Türkiye’de yaşayan herkes siyasal duyarlılıkların öncelikle üniversite öğrencilerinde tezahür ettiğini bilmektedir. Türkiye’deki 70 yıllık siyasal geçmişimiz üniversitedeki olayların haberleriyle doludur. Ülkemizde olup bitenlere en duyarlı kişilerin Üniversite öğrencileri olduğunu hatırlarsak, Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri ne istiyor? Bu gençlerin derdi ne? Gibi sorular sormayız, olan protest duruşa şaşırmayız, bu tür tepkilerin kaynağını sadece dışarıya ve düşmanlara bağlayamayız.

Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğünün ablukaya alınması söz konusuysa, bu durumu, giriş çıkışların engellenmesini ve varsa vandallığı yanlış buluyorum. Haricen, öğrencilerin ve hocaların protesto ve şiddet içermeyen her tür eylemleri, demokratik hakkın kullanması ve bu ülkenin özgür bir ülke olduğunun göstergesidir. Eğer bir ülkede iktidar sahipleri ve yöneticiler, yönetilenler tarafından eleştirilemez, protesto edilemez, uygulamalara tepki gösteremez ise o ülkede özgürlükten de bahsedilemez. Dolayısıyla öğrencilerin yaptığı da söyledikleri de bir hakkın kullanılmasıdır, bunlara müdahale hakkın gasp edilmesidir.  Ola ki sadece rektörlüğe giriş çıkışları açmak için oranlı bir müdahale söz konusuysa yapılan bu müdahale değerlendirmemizin dışındadır.

Demokratik hakkın kullanımının Terörü, teröristleri, LGBT’liği meşrulaştırmak gibi bir gerekçeyle baskılanması, boğulmaya çalışılması asla kabul edilemez. Kaldı ki terör suçu isnat edilerek tutuklanan bir kişi bile yok iken bu gerekçeye istinaden kara propaganda devlet ciddiyetiyle bağdaşmaz.

Boğaziçi protestolarında sıkça gündeme getirilen ve protestocuları baskılamak için kullanılmaya çalışılan başka bir figür de LGBT.  LGBT ve LGBT’liler Rektör atama biçimini protestodan bağımsız ve ayrı bir alandır. Eğer birileri LGBT’yi meşrulaştırmak konusuna yoğunlaşmak ve bu topraklarda kurumsal varoluşlarını ortadan kaldırmak isterse derneklerini kapatarak bu işe başlayabilirler. Şu an bunu yapabilecek güç Sn. Cumhurbaşkanında mevcuttur. Eğer LGBT bir sorun ise basit bir KHK bile bu sorunu çözebilirler. Ama LGBT’lilerin kurumsallaşmalarının ve milyon dolarlık bağışlarla finans sağlamalarının önünü Boğaziçi Rektörünün protesto edilmesini engellemekle sağlanacağını düşünüyorlarsa çok büyük bir gaflet içerisindedirler. O zaman bu gaflet göz ardı edilemez, affedilemez.

Rektör atanmasındaki usul hatasının kamufle edilmesini sağlamak üzere yapılan protestoyu bir propaganda malzemesi yapmaya çalışan teröristleri, din düşmanlarının Kâbe resmini yere sermeleriyle ilgili provokasyonlarını ve LGBT üyelerini bahane etmek ve orada kendilerince haklı duruş sergileyen, demokratik hakkını kullanan herkesi aynı kefeye koyarak, hepsini bir tutarak itibarsızlaştırmak ahlaki değildir, hakkaniyete sığmaz.

Tutuklanma sırasında başörtüsü açılan ve tekrar başını örtmesine müsaade edilmediğini beyan eden ve avukatları ile tutanak tutturarak ibraz eden Şeyma A. kızımızın ifadelerinin de önemsenmesi gerekmektedir. Araştırmadan hemen “Yalan Söylüyor” cümlelerini kullanmak sorumluluk makamında bulunanlara yakışmaz.  Makam sahiplerinin peşin hükümlü olmaları hemen bir cümle ile kişiyi mahkûm etmeleri, itibarsızlaştırmaları kamu görevlilerine yakışmamıştır.

Velev ki Şeyma A. kızımız yalan söylemiş olsun; İçişleri Bakanlığı yetkililerine ve icrada bulunan kamu görevlilerine, özellikle de Sn. Süleyman Soylu’ya düşen görev şu sözleri söylemek olmalıydı:

“….. Bir iddia var, gerçekliğini araştırıyoruz. Bir müfettiş görevlendirdi. Suç iddia edildiği gibi bir hak gaspı, bir mağduriyet tespit edilirse mağduriyete sebep olan kamu görevlileri savcılığa havale edilecek ve olay yargıya taşınacaktır.  Ama soruşturma sonucunda suç tespit edilemezse iddia sahibi Şeyma A. görevliye iftira atmak, itibarsızlaştırmak, vb. ilgili suçlardan savcılığa sevk edilecek ve yargılanması sağlanacaktır”

Ama bunu demiyorlar. Şeyma A. kızımızın başörtüsünü açan zihniyeti hepimiz tanıyoruz. Biz bu devletin dinle olan kavgasına, o reflekslerine yabancı değiliz. Geçmiş sabıkalarına baktığımızda kamu görevlilerinin din düşmanlarını kamufle etmelerine yabancı değiliz. Aynı zihniyet yakın zamanda Manisa’da da suçüstü yakalanmıştı. Suçlarını ifşa edecek bir görüntüyü elbet medyaya vermezler, saklarlar. Ama suçsuzluklarını ifşa edecek görüntüleri de ortaya koyamadılar.

Bugün bizim muhafazakâr ve dindar bildiğimiz kişiler de adalet yerine, hakkaniyet yerine birçok zaman devlet reflekslerine teslim oluyorlar, devlet reflekslerine göre hareket ediyorlar. Dün devlet mağduru olanlar, bu mağduriyetten güç alanlar bugün mağdur üretiyorlar.

Ak Parti devlet düşmanlarına ders vermek refleksi ile devleti korumak için tepki geliştirmek yerine adalet ve hakkaniyet merkezli politikalara geri dönmelidir. Bilinmelidir ki devleti ancak adalet korur.

Devamı >>>