ANESİAD GENEL BAŞKANI SAYIN NİYAZİ DİLEK´LE YAPILAN SÖYLEŞİ...

ANESİAD Genel Kurul´a Giderken, Sayın DİLEK´le ANESİAD´I Konuştuk

 ANESİAD GENEL BAŞKANI SAYIN NİYAZİ DİLEK´LE YAPILAN SÖYLEŞİ...

ANESİAD Genel Başkanı Niyazi Dilek´le Söyleşi

Haber Duruş: ANESİAD´ın kurulma sürecini ve kurulurken hayata geçirilmek istenen fikirleri nelerdi? ANESİAD´ı genel itibariyle açıklar mısınız? 

ANESİAD Başkanı Niyazi Dilek: ANESİAD´ın kuruluşu bundan 9 sene önceye dayanıyor aslında. Resmen yedi sene önce kuruldu. 2012-2013 başında doğdu. Bu tarihten iki sene önce de alt yapı çalışmaları oldu diyebiliriz. Biz aslında esnaf yapılanması için bir araya gelmiş bir grup arkadaştık, çeşitli iş insanlarıydık, birçoğu ile de orada tanıştım ben. Yüz yüze daha önce konuşmuş olsak da birçoğu ile ilk defa orada teşrik-i mesaimiz oldu. Biraz daha samimi olma şansımız oldu. 8-10 kişilik öz bir gruptu. İstanbul´daki iş insanlarına dönük birtakım çalışmalar başlattık, önce tanışma ve alaka geliştirme üzerine gittik. Kendi aramızda İslami dersler de yaptık. Bu hem sıcaklığı hem de bilinci artırdı. Bunun bir SİAD´da sanayici iş adamlarına dönüşmesi gerektiğini düşündük. Tabi bunu düşünürken de bir beyin fırtınası, tabir-i caizse fırtınalı tartışmalar oldu. Hatta bir kere Kocaeli/ Yuvacık´ta bir gece iki gündüz sabahlara kadar çalışmalar, konuşmalar sürdü. Bunun neticesinde sıradan bir SİAD olmayalım, bunun yanına esnafı da ekleyelim diye düşündük. Çünkü birçok SİAD var zaten, bizim farkımız olmalı dedik. Birçok dernek varken niye siz kuruluyorsunuz gibi sorular başta çok soruluyordu. Madem kuruluştan başlıyoruz bunu da söylemiş olalım. Ayrıca gidilmeyen birçok insan olduğunu gördük. Bir kere sivil toplum konusunda Türkiye´de son yıllarda çok fazla enflasyon varmış, çok fazla STK varmış gibi söylense ve öyle görünse de...  Bu şu anda İstanbul Ticaret Odası´na yani İTO´ya kayıtlı sanayici iş adamları ve esnaflarının yüzde 10´nu bile bir derneğe üye değil. Yani yüzde 90´dan fazla boşluk var. Dolayısıyla hala bu tür örgütlenmelere ihtiyaç var. Kuruluş aşamasındaki beyin fırtınalarında esnafı da içine almayı düşündük. Çünkü esnafa dönük bir çalışmanın olmadığını, esnafın bir tık yukarı çekilmesini, esnafın derdinin gündeme getirilmesini pek mümkün olmuyor. Daha ziyade büyükler bu alanda yer alıyorlar. Kendim de bunu bizzat yaşadım, bir ihracatçı olarak öğrendiğim birçok şey oldu. Detayları, fırsatları, imkanları, gelişim fırsatlarını ben burada öğrendim. Bu şekilde gidilemeyen, duyulamayan insan olduğunu da biliyoruz. Bunların çeşitli sebepleri var. Örneğin bir dernekle alakalı insanımızın aidiyet sorunu olabiliyor. O derneğe kendini ait hissetmediği için gidemiyor olabilir, bir diğer neden arkadaşımız kendini ait hissetse bile ekonomik nedenlerden dolayı gidemiyor. Kendisi o büyüklükte değil, o skalada, o sıklette değil tabir-i caizse.

/resimler/2019-3/8/0913280124471.jpg 

Haber Duruş: Peki bu tarz durumlarda sizin yardımlarınız oluyor mu, onları da derneğe çekecek yardımlar?

Niyazi Dilek: Biz bu notada ayrım yapmıyoruz. Bu işletme iki işçi çalıştırıyor bunu almıyoruz. En az yirmi işçi çalıştırması lazım mesela demiyoruz. Bizim burada daha ziyade kriterlerimiz düzgün-dürüst esnaf olması, çeklerini zamanında ödemesi, sözünün eri olması, birtakım kadim değerlere sahip olması, geleneksel örf ve adetlerimize bağlı kalması, bunları önemsiyor, önceliyoruz. Bu manada bize gelen küçük esnaf da olsa bir işçi çalıştırsa da bizim için bir, iki yüz işçi çalıştırsa da. Üç ayrı işletmesi, değişik şehirlerde işletmesi olan ihracatı olan veya olmayan insanlar da olsa kapımız açık.

 /resimler/2019-3/8/0914227625582.jpg

Haber Duruş: Şu anda kaç üyeniz var? Bu esnaflarda zaman zaman ekonomik krizler oluyor. Nitekim geçtiğimiz aylarda başlayan, zincirleme şeklinde birbirini etkileyen süreçler var. Çekini ödeyemediği için muhatabı kendisi de ödeyemediği esnaflar da var. Çaresiz kalan esnaf alacağını alamayınca, vereceğini de veremiyor. Böyle bir durumda bu dernek içerisinde bir havuz bütçe, kurtarma operasyonu yapılıyor mu?   

Niyazi Dilek: Türkiye genelinde 700 üyemiz var. Şu an için o tür bir durumumuz yok. Mesela onunla alakalı, karz-ı hasen sandığı oluşturulması gündeme geldi. Bundan kısa bir süre önce Anadolu´da bir kardeşimizin başına gelen yangın felaketiyle alakalı, çok ciddi bir yardım oldu. İş yeri yandı, bitmiş ürünleri yandı, hammaddeleri yandı. O arkadaşın başına gelince biz de dedik bir karz-ı hasen sandığımız olsaydı buradan yardım karşılasak diye. Bu uygulamayı yapan kurumlar var ancak büyük vebali de var. Onun da sorumlulukları, eleştirileri ayrı. O yüzden çok kolay bir alan değil. İçimizde bir dayanışma var evet, buradaki samimiyetten doğan adı koyulmamış dayanışma var. Ama kurumsal olarak buradan örneğin başı derde dara düşen bir esnaf veya sanayicimiz buradan bir miktar alır gibi uygulamamız yok. Hatta bunu uygulayan diğer dernekler öyle kurallar koyuyorlar ki, karz-ı hasen kimsenin itiraz etmeyeceği, geleneğimizde var olan güzel bir uygulama. O zor kurallar yüzenden karz-ı hasen uygulanamaz hale geliyor. Toplanan paranın eridiğini söyleyenler oluyor, tehlikeli bir alan bu bakımdan.

Haber Duruş: Yahudilerin inek meselesi gibi oluyor, kessen bir türlü kesmesen bir türlü?

Niyazi Dilek:Zikredilen konuyla ilgili çok örnekliğimiz yok, iş yeri yanan kardeşimiz örnekliği üzerinde konuşursak arkadaşım için ciddi bir para toplandı. 10 şehirde örgütlenmiş vaziyetteyiz, Türkiye´deki tüm şubelerimizden toplandı. Allah korusun bundan sonra da böyle bir felaket durumunda yine otururuz, cebimizde ne varsa koyarız ortaya. Cebindeki paranın yarısını veren de oldu, 100 lira verenler de oldu. Miktara değil bu işin hayrına, bereketine talip olduk. Bu bilinci diri tutmalıyız, Allah korusun bu felaket hepimizin başına gelebilir. Bu bağlamda dayanışma-yardımlaşma kaçınılmaz bir zarurettir.

 /resimler/2019-3/8/0918424036894.jpg

Haber Duruş: Tebük Seferi´nde bir çağrı yapılıyor, işte bütün malını veren de var, geceleyin kuyudan su çekip kazandığı üç kuruşluk harçlıkla katkı yapan da var. Ama Allah ne diyor, ?çok büyük yardım yapanlar değil gönülden yapanlar??

Niyazi Dilek: Az önce de söylediğim gibi biz bu işin bereketine odaklandık. ANESİAD´ın kuruluşundaki temel felsefe bu zaten. Ayrıca ilave edecek olursak birlikte iş yapma kültürünü geliştirmek, esnaflığımızı, iş adamlığımızı, sanayiciliğimizi bir adım adım öteye götürmek. Baktığımız zaman 700 kişi arasında belki 3-5 kişi babadan dededen sanayici, yok denecek kadar az. Hepimiz sıfırdan başlamış insanlarız. Anadolu´dan İstanbul´a veya büyük şehirlere okumaya gelmişiz ve geldiğimiz yere tırnaklarımızla tutunmaya çalışıyoruz. Hemen hemen bütün üyelerimiz böyle. Bu yüzden de sermayeler kısıtlı, sermayeler birlikteliği oluşturmak istiyoruz. Bununla alakalı projelerimiz var, ANESİAD´ın bünyesinde neşet eden bir şirket kurmayı düşünüyoruz, güç birliği yaparak, sermaye oluşturarak yatırım yapmayı düşünüyoruz. Bununla alakalı girişimler başladı. Yine hedeflerimizden bir tanesi Türkiye´nin ithal ettiği kalemlerden bir tanesini yok etmek. Dışa bağımlılığı yok edip burada üretmek, böylece hem devletin kazandığı hem de iş adamlarımızın kazandığı bir organizasyon olacak. Ülkeye, ümmete bir faydamız olsun. Belki araba, tank, tüfek yapacak potansiyelimiz yok ama arabanın bir parçasını yurtdışından alıyorsak onu burada üretirsek bir adımdır, oradan başlamak gerekiyor.

Yine üyelerimiz arasında ilişkileri canlandırarak potansiyelleri artırma hedeflerimiz var, üyelerimizi ihracata heveslendirmek, ihracat yapanların potansiyelini artırmak yapmayanlarda yurtdışı deneyimini artırmak için, dil, bilgi ve kültürlerini artırmak adına yurtdışı gezileri yapıyoruz.

Haber Duruş: Genel olarak şimdiye kadar hangi ülkelere ziyaretleriniz oldu? 

Niyazi Dilek: Kuzey Irak (Irak Bölgesel Kürt Yönetimi), Filistin, Fas, Cezayir, Katar Rusya ve Balkan ülkelerine gittik; Kosova, Saraybosna, Bosna Hersek. Daha ziyade Osmanlı hinterlandı olan topraklar. Bizim de ihracat yaptığımız yerlere baktığımızda hep buralar öne çıkıyor. Bu aralar Türkiye´de ekonomik sıkıntıların olmasından dolayı KOSGEB´in de yurtdışı gezilerine verdiği destekte alakalı bir kesiklik olunca bir süre ara verdik. Ama ekonomi bakanlığının aracılığıyla yurtdışı gezilerimizi devam ettireceğiz. Daha önce karma sektörlü geziler yaptık, belki belirli sektörlerin olduğu geziler yapacağız. Fuarla bağlantılı iş görüşme imkanları sunan, gelişmeleri öngören anlayışla hareket ediyoruz. Bu tür gezilerin de çok faydası oldu. Son gidilen gezi de tekstil grubunun Moskova gezisi oldu.

Haber Duruş: Filistin ile Türkiye arasında ekonomik bağlantılarınız mevcut. Filistin ile ticari faaliyetlerde bulunurken ne gibi problemlerle karşılaşıyorsunuz?

Şöyle bir durum var ki, Filistin deyince daha ziyade Gazze akla geliyor. Olaylar Gazze´de oluyor, haberlere Gazze konu oluyor. Filistin hep sorunlarla anılan bir ülke. Biz oraya İsrail sorunu dememiz gerekiyor, ama maalesef bizim insanımız da Filistin sorunu diyor. Filistin´de Filistin sorunu yok, İsrail sorunu var. İşgal sorunu var. Filistin 4 parça. Gazze bir parçası, Batı Şeria; Ramallah, El Halil, Bera, Cenin, Nablus gibi şehirlerin olduğu bir bölüm. Orası özerk yönetim İsrail´in kuşatması altında bir bölgedir. Dolayısıyla yine İsrail´in gümrük kurallarına tabisiniz. Kudüs, Kudüs´ün özel bir yapısı var. Kudüs´te yaşayan Müslümanlar, diğer Filistinlilere göre biraz daha rahat hareket edebiliyorlar. Ancak bir başka açıdan daha sıkıntılılar. Vergiler ve şartlar çok ağır. İsrail işgal devleti Filistinlilerin üzerine çok fazla gidiyor. Ekonomik manada da yok etmek istiyorlar. Ama diğer şehirdekilerine göre hareket kabiliyeti daha yüksek. Gazzeli zaten bir yere çıkamıyor. Batı Şerialı çıkarken zorluk yaşayabiliyor ama çıkıyor, Kudüslü çıkarken bir nebze daha rahat yurtdışına çıkabiliyor.  Çok yüksek bedeller ödüyorlar, adı konulmamış yaptırımlar şeklinde. Orada var olmak bir direniş, ticaret yapmak da bir direniş. Türkiye´de Avrupa ürünlerine olan bakış, Filistin´de Türk ürünlerine karşı aynı bakış var. Türk ürünlerine karşı ciddi bir talep var. Filistin halkıyla olan sevgi karşılıklı, aslında bu sevgi bütün Osmanlı hinterlandında var. Birebir ilişkilerde pozitif ümmetçi bir yaklaşım var. Ticaretin de buna katkısı var. Müslümanlar arasındaki ortak, Pazar, ortak para, serbest bölge girişimleri, en azından ticaretin yoğun gelişmesi, vergilerin en aza inmesi gümrük vergilerinin, vizelerin aradan kalkması mümkün olabildiğince, bunlar gerçekleşince ticari ilişkide olduğunuz insanla ilişkiniz çok farklı bir noktaya geliyor. Şöyle örnek vereyim, hayatında çok milliyetçi olan bir insan da Kuzey Irak´tan Kürdistan diye bahsedebiliyor. Ticari ve siyasi bağlamdaki düşünceler farklı olabiliyor. Bundan dolayı ticaretin ilişkiler noktasında çok faydası var. Birbirimizi tanıma, anlama, kaynaşma noktasında olumlu kullanması gerekiyor. Tabi oraya gidiş şekliniz de önemli, mütevazi şekilde gitmenin de farkı vardır.

 /resimler/2019-3/8/0916450909733.jpg

Haber Duruş: ABD, Suudi Arabistan, dış basın Türkiye´yi yıpratmak adına ?Osmanlı yeniden geliyor? bir sömürgeci mantığıyla geliyor düşüncesini yaymaya çalıştılar. Arap milliyetçiliğini ayaklandırmak için kardeşçe, ümmeti yaklaşımdan ziyade bir sömürgeci havasını verdiler. Bu olumlu yaklaşımı olumsuz etkilemek için. 

Niyazi Dilek: Oraya giden heyetin yaklaşımı da önemli. Gittiğimiz zaman, biz sizin abiniziz, biz buralara hükmettik tarzında değil, üst perdeden girmemek gerekiyor. Kardeşlik bakış açısıyla yaklaşırsak, zaten bizim anlayışımızda var. Gittiğimiz topraklarda ümmetin zihniyetinin nasıl iğdiş edildiğini, nasıl dar kalıplara sıkıştırıldığını, haritayla çizilen çizgilere hapsolduğunu görüyoruz. Örneğin bir Fas ile Cezayir birbirine düşmanlar.

Haber Duruş: Türkiye´de yurtdışına yardım eden derneklerimiz var başta Kızılay, TİKA olmak üzere. Buralarda onların yardım ederken hissettikleri duygu nasıl, etki tepki nasıl oluyor? Veya sizin derneğinizin yardım faaliyeti var mı veya yardım partneriniz var mı? Şu ruhu soruyorum, ekmek verirken bile yukardan veren el üstündür hissiyatı vererek verirseniz, belki sömürülmüyor ama belki dilenci konumuna düşürülüyor, bu da bir çeşit ezmektir. Duygusal olarak sömürmektir. Beyaz Müslüman, Türk adam onu duygusal olarak sömürüyor, Avrupa´dan gelen beyaz adam başka türlü sömürüyor. Ama sen beyaz Türk Müslüman adam olarak gittiğinde onları kuyruğa sokup, birer kilo et dağıtmak bu da bir sömürü şekli. Kardeşim bak biz Osmanlıyız, biz üstünüz, geldik bir lokma ekmeği de biz veriyoruz. Bu da bir sorun değil mi?

Niyazi Dilek:ANESİAD bir yardım kuruluşu değil ancak ANESİAD üyelerinin de yönetiminde olduğu kardeş kuruluş, İYİLİK-DER var. Üyelerimizin bireysel olarak zaman zaman yapmış oldukları yardımlar var. Hatta İYİLİK-DER ile yurtdışına yardım götüren üyelerimiz de var. Yakın zamanda yeni yönetimle gerek İYİLİK-DER gerekse de diğer kardeş derneklerle hem teşrik-i mesaimizi hem de ortak projelerimizi artırmayı düşünüyoruz. Mesela AKAD-DER ile hem yetim çocuklarla ve hem de onların annelerine yönelik proje yapmayı düşünüyoruz. Üretime dönük projeler. O yetimin kendi annesi ile beraber kendi ekmeğini kazanması şeklinde bir proje. AKAD-DER´in böyle bir projesine katkıda bulunarak bu projeye eklemlenmeyi hedefliyoruz. Yine AÖB (Anadolu Öğrenci Birliği) ile yeni mezun öğrencilerimizin tecrübe kazanarak iş bulmalarını, Genç ANESİAD´ın tekrar gündeme getirip bilinçli gençlerle gerek istihdam gerekse de yeni ticarete atılacak kardeşlerimizle yol almak gibi düşüncelerimiz var.

Yardım meselesine gelirsek eğer adı ne olursa olsun yardıma ihtiyacı olan deneklerimize yardımda bulunma mesuliyetimiz var. Ama dediğiniz gibi bir sıkıntımız da gerek derneklerimize gerekse yardım götürdüğümüz yere o sevgiyi, samimiyeti götüremedik. Eskiden bir gelenek vardı, diş kirası diye. İftara gelen misafire diş kirası verirlermiş, niye, geldiniz dişleriniz yoruldu, bizi sevaba soktunuz, Allah razı olsun. Bu da sizin hediyeniz.

 /resimler/2019-3/8/0920297945271.jpg

Haber Duruş: Ortada bir pasta var, bu pastadan pay kapmak için orada o yardımı medyatik hale getiren kuruluşlar var.

Niyazi Dilek: O da var şimdi ama yaptığınız bir faaliyetin gösterilmesi gerekiyor, duyurursan olmuyor, duyurmasan olmuyor. Eskiden dediğiniz gibi sağ elin verdiğiniz sol eli duymasın deniyordu şimdi nereye gitti bizim paralar hiçbir şey yapılmıyor, ne yapılıyor deniliyor. Burada yapılan faaliyetleri sosyal medyada paylaşmazsak ANESİAD uyuyor diyorlar, bu gerçeklikten hareket ettiğimizde bırakın yardım derneğini bizim (ANESİAD) için bile geçerli yani. Bu sosyal medyanın bir aldatıcı tarafı var. Maatteessüf teknolojinin ahlakını kuramadık.

Haber Duruş: Şu an zaten biz İslam değerlerini, kültürünü sosyal medyayla entegre edemedik, uyum sağlayamadığımız bir dönemdeyiz. 

Haber Duruş: Müslüman bir ülke olarak ekonomiden eğitime her şeyimiz Batıya endeksli. Bizim en kısa yoldan Müslümanca bir ekonomik sistem için ne yapmamamız gerekiyor? Mesela diğer bir konu olarak bizim ülkemizde neden Katılım Bankaları yaygın değil?

Niyazi Dilek: Mesela konuya şuradan örnek vererek giriş yapayım; ben Arapça öğrenmeye 30 yaşında başladım. Arapça zor düşüncesiyle başlamıştım. Bir öğrenci Kur´an kursuna gittiğinde 1-2 haftada geçiyor. Bize Arapçanın zor olduğu kanısı verilmiş, bu bir önyargı. Bize öyle bir algı yerleştirilmiş ki sanki faizsiz ticaret olmayacakmış gibi. Dolayısıyla Türkiye´de bazı şeyler olmayacakmış gibi algılanıyor. Önce bu önyargının yıkılması gerekiyor. İkinci olarak Katılım Bankaları önemli bir fırsattı aslında, ama Katılım Bankaları da faizli bankacılığın alanına girmeye başladı. Günün sonunda bu paralar belli merkezler bırakılıyor, bu merkezler faizli sistemler içerisinde kalıyor. Aslında beni aşan zor bir soru.   Ama ben kendim, ailem, ANESİAD Türkiye ve Müslümanlar adına neler düşünebiliriz diyecek olursam, ilk önce faizsiz bir sistem olacağına inanmamız gerekiyor. Faizsiz bir sistem, veyahut Türk parası ile birisine borç verebilmek, az önce bahsettiğimiz karz-ı hasen, bunlardan yoksun hale geldik. Borcun zamanında ödenmesi (ödeme ahlakı) ve birlikte iş yapma (ortaklık kültürü) gibi konularda sermayemizi kötü harcadık. Birtakım olumsuz örnekler ortaya koyduk. Bir dönemin faizsiz holdingleri yani çok ortaklı kuruluşlarımız (YİMPAŞ, KOMBASSAN gibi?) bazı enstrümanlarla akamete uğratıldı ama sonuçta bu konuda ciddi olumsuz örnekler oldu. Ama biz biraz daha olumlu mikro örneklere, küçük bütçeli örneklere odaklanarak oluşturmak zorundayız. Bunu yaparken de alana da satana da destek olmak gerekiyor. Hep bir ahlak sorunuyla karşılaşıyoruz, devlet teşvik veriyor bir ahlak sorunu çıkıyor gibi. Sisteme sağlıklı adımlar atarken kaymalar meydana geliyor. Kendimizden başlayarak toplumu dönüştürmemiz gerekiyor. Birlikte ortaklık kültürünü geliştirerek kredi ihtiyacını gidermek gerekiyor. İsim vermek doğru mu bilmiyorum, ama üyelerimiz arasında Kutup Yapı bankaya gitmek yerine kendilerine ortak alarak nakit sorununu çözüyorlar. Güven kredimizi ortaklık kültüründe korumamız gerekiyor. Bütün olumsuzluklara rağmen, girişimci ruh, güven devam ediyor.

 /resimler/2019-3/8/0922167947307.jpg

Haber Duruş: Kriz mi, manipülasyon mu? Siyasiler farklı değerlendiriyor, halk farklı değerlendiriyor, halk pazara inemiyor krizden dolayı, siyasiler sanki bir inkâr yolu içinde. Siz ekonominin içinde biri olarak bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Niyazi Dilek: Şimdi siyasilerin kriz yok demesiyle kriz yok olmuyor. Yaşayarak görüyoruz. Biberi tezgâhta 15 lira olarak görürsek bu krizin sebebi. Domatesin, salçanın, soğanın zamlanması sadece krize mi bağlı yoksa tarımsal üretime de mi bağlı, gibi birtakım şeyler var. Biz de ANESİAD dergisinin bu ayki sayısında kriz mi manipülasyon mu diye sorduk. Ben de şöyle değerlendiriyorum, kriz mi evet bir kriz var, manipülasyon mu yine evet işin bir de manipüle edilen tarafı var. Yaşça genç olanlar bu krizin çok büyük bir şey olduğunu düşünürken, yaşı 40 ve üzeri olanlara sorarsanız çok daha kötü krizler yaşadıkları için şu anki krizin kriz olmadığını düşünüyor olabilir. Ama kesinlikle bir kriz var. Demin söylediğimiz gibi sermaye eksikliği problemi de var, ahlaki problemler de var. Bu sektörde sen yıllarca kazanıp ekmek yerken gidip arkadaşının sektörüne bilinçsizce girdiğin zaman oradan çıkacak güzel bir netice yok. Ama dediğimiz gibi yine ortaklık kültürüyle hareket edersek, kâra ve zarara razı olabilirsek, dayanışma için de olabilirsek krizi aşabiliriz. Limanlar konteynırlarla dolu, mekanlar dolu, tatillere gidiliyor ama kriz de var. İkisi de var, kimse yaşadığı lüksten geri adım atmıyor. Allah sonumuzu hayr etsin. Kaynakların adil ve dengeli kullanımı önemli.

Haber Duruş: Yakında yapılacak olan ANESİAD yeni genel kurul ile ilgili düşünceleriniz nelerdir? Genel kurul toplantınızın yapılış amacı nedir ve ANESİAD adına nasıl kararlar alınıyor, olumlu geri dönüşler sağlanıyor mu?

Niyazi Dilek: ANESİAD ´ın tüzüğüne göre iki yılda bir genel kurula gidiyoruz (23 Mart 2019). İki yıl önce yapılan genel kurulda başkan seçilmiştim. Yönetim kurulundaki arkadaşlarımın teveccühü ile iki sene devam edeceğim inşallah. Yeni bir yönetim kurulu, yeni üyeleri ve yeni heyecan ve projeleri birlikte getiriyor. Daha geniş bir istişare ile yeni yönetimi belirlemeye çalışıyoruz. Birçok arkadaşımızla görüştük. Görüşmeye devam ediyoruz. İnşallah yeni dönemin sloganı "Atılım Dönemi" olacak. İnşallah sloganın içini dolduracak çapta işler ve projeler yapmak nasip olur.

Haber Duruş: Dernek üyelerinizi belirlerken belli kurallarınız var mı? Türkiye´de asgari ücret diye bir kavram var, siz bu ücreti yeterli bulup dernek üyelerinize buna bağlı kalmasını mı yoksa, ?işçi senin ailendendir yediğinden yedir, giydirdiğinden giydir? hadisini göz önüne alıp biraz daha bir üst limit belirlediniz mi, buna uymasını mı sağlıyorsunuz? Veya herhangi ticari ahlaki sorunlardan dolayı bir üyenizi ihraç etme oluyor mu? 

Niyazi Dilek: Hemticari hem de ahlaki sorunlardan dolayı ihraç ettiğimiz üyelerimiz oluyor. Ticari bir sıkıntı yaşamak ayrı mesele hepimiz yaşayabiliriz, ama insanların aldatılması ve mağdur edilmesi ise ayrı meseledir. Bu ANESİAD´a da yansıyor. O arkadaşları ihraç ediyoruz, bu tarz örneklerimiz var. İkincisi üyelerimize sigortasız işçi çalıştırılmaması noktasında tavsiyede bulunuyoruz. Bizim belirlediğimiz bir ölçü yok ama kardeş kuruluşlarımızdan, fikir alışverişi yaptığımız, ortak üyelerimizin bulunduğu İGİAD´ın belirlediği asgari ücreti tavsiye edip önemsiyoruz, baz alıyoruz.  Bizim sloganımız ?helal kazanç adil paylaşım?. Toplumun her katmanından insanımız için helal kazancı önemsiyor ve bunu öneriyoruz. Ama helal nedir, kime göre belirlenmelidir? Bunun tespit edilmesi gerekiyor. Bir de adil paylaşımdan ne anlıyoruz? Yediklerinizden yedirin giydiklerinizden giydirin hadisinden sadece öğlen yemeğinde yediğimiz kumanyada yediğimiz kuru fasulye pilav aynı olursa yetiyor mu? Yoksa çalışanlarımızla aramızdaki yaşam standardı farkı bu kadar açılmışken adil bir paylaşımdan söz edebilir miyiz? Bu soruların cevabını belki de tüm insanlık vermeli belki de?

Saygılarımla

Söyleşi; Fedakar Kızmaz ve Betül Bozan