Tarih: 24.12.2017 09:43

Günümüzde savaş, ürün boykotuyla değil kaliteli ürünle yapılıyor

Facebook Twitter Linked-in

Şu  mealdeki ayeti kerimeyi her Cuma hutbesinde dinleriz:

Allah adaleti, ihsanı, yakınlara vermeyi emrediyor. Fuhşu, çirkin işleri, hakka tecavüzü yasaklıyor. Düşünüp ders alasınız diye size öğüt veriyor. (Nahl 90).

Abdullah bin Abbas bunun Kuranıkerim´deki en kapsamlı ayet olduğunu söyler. Çünkü dinin temel meseleleri bunlardır.

Tek başına ihsan bile hayran olunacak muhteşem bir kavramdır. Kısaca en öncelikli işi, en güzel şekliyle yapma demektir. Bu en güzel şekil, Allah´ın gözettiğini bilerek içten ve O benim nasıl yaptığıma bakıyor bilinciyle yapma anlamı taşır. Resulüllah da ihsanı böyle tanımlar. Ayrıca, ?Allah herşeyin ihsan ile yapılmasını farz kılmıştır?´ buyurur. Bu herşeyde insanoğlunun yapmak zorunda olduğu herşey vardır. Ayakkabı tamirinden, savaşmaya kadar. Onun şu şerefli sözleri de aynı şeyi anlatır:Biriniz bir iş yaptığı zaman onu en mükemmel şekilde yapmasını Allah sever. Demek ki, Allah insanın yaptığı her işi gözetliyor, O Rakîb´dir. Atasoy Müftüoğlu Sokrat´ın şu sözünü sıkça tekrarlar: İyi insan olmak yetmez, aynı zamanda iyi bir ayakkabıcı olacaksınız. Gerçi iyi bir insan olmak, ayakkabıcının iyi bir ayakkabıcı olmasını da gerektirir.

Bunları neden söyledik, anlatmaya çalışalım?

Her benzer olayda olduğu gibi, son Kudüs olaylarında da bolca mesaj aldık. ?Lütfen Yahudi mallarını boykot edelim, işte size liste?´ diye. Bunun müspet bir sonucu oluyor mu bilmiyorum. Böyle kampanyalarda boykot edilen mallar daha az mı satıyor, yoksa reklamın kötüsü olmaz mantığıyla onları reklam edip daha çok satılmalarını mı sağlıyoruz? Araştırmaya değer. Gerçekten müspet bir sonucu oluyorsa dünyayı sömürdükçe saldırıları ve zulümleri artan milletler için bu da yapılmalı tabi. Özellikle de cennetin dünyaya hâkim olmak olduğu inancıyla parayı mabut gibi gören Yahudiler´e karşı. Çünkü bilindiği gibi Resulüllah´ın Hayber fethi de ancak bu yolla gerçekleşebilmiş. Yahudiler kaleye gıda yığınağı yapmış ve Müslümanlar günlerce onları çıkmaya zorlamalarına rağmen bundan etkilenmemişler. Aksine Müslümanlar´da bıkkınlık belirtileri başlamış. Bunun üzerine Resulüllah onların hurma ağaçlarının kesilmesine karar vermiş. Oysa İslam savaş hukukunda zorda kalınmadıkça ağaçlar kesilmez, çoluk çocuk, kadın, yaşlı öldürülmez. Ve içerideki Yahudiler tek geçim kaynakları olan hurma bahçelerinin imha edilmekte olduğunu görünce teslim olup anlaşma yapmak zorunda kalmışlar. Demek ki, iyi yönetilirse ekonomik ambargonun da bir sonucu olabilir. Ama tekrar aynı soruyu soralım, bugün böyle olabiliyor mu? Gerçi ben zalimlerin ürünlerini almıyorum ama yaptığımın sonucundan emin de değilim.

Velev ki böyle bir sonucu olmasın, yine de saldırganları cezalandırmak lazım, tamam. Ama bendeniz işin daha önemli başka bir boyutunun olduğunu da düşünüyorum; sözünü ettiğimiz ihsan ve itkan boyutu. Biz neden işlerimizi bir Müslüman gibi ihsan ve itkan ile yapmıyoruz, kötü ve kalitesiz mallar üretiyoruz, sonra da başkalarının yaptığı kaliteli malları arıyoruz, satın alıyoruz?

Böyle bir boykotun şöyle bir hedefi de olabilir mi, bunu da araştırmak lazım: O kötü malları üreten ?bizden olanlar´ bu reklamlar sayesinde kendi kalitesiz mallarını satma imkânı arayıp, bizi de bu kötü emellerine alet etmeyi hedeflemiş olabilirler mi? O zaman da biz ihsansızlığı ve itkansızlığı desteklemiş olmaz mıyız?

Böyle düşünürsek yapmamız gereken şeyin şu olduğunu görürüz: Önce Müslümanlar´a, işlerini ihsan ve itkan ile yapma ahlakı öğretilmeli. Bu uzun zaman alacak bir iş olsa bile. Bundan önce de nice uzun zamanlar geçmiş ve o zamanlarda bu prensiple çalışanlar kaliteye ve dünya markası olma hedefine ulaşmışlar. Şimdi kaliteyi ve markayı bile bir savaş aracı haline getirmişler ve bizimle bu yolla da savaşıyorlar. Söylentilere bakılırsa son zamanlarda biraz palazlanıp isim ve kalite yapan firmalarımız yabancılar tarafından ederinin çok üzerinde fiyatlar verilerek satın alınıyormuş. Bunun üzerinde de düşünülmeli.

 Elbette acil eylem planlarımız da olmalı, ama bu zaafımıza da bir çare aramalıyız diyorum. Bu da herşeyden önce ahlaklı olmayı gerektirir, bilgi ve uzmanlık ister, sabır ister, dayanışma yani İslam kardeşliği ister, uzun bir geçmiş, birikim ve gelenek ister. Bütün dünya markaları ilmek ilmek sabırla atılan böyle bir sürecin ürünü değil midir? ?Allah´ın en hoşuna giden iş, az da olsa sürekli olandır´ anlamındaki hadisi şerif bize ne anlatıyor?

Türkler İslam ümmetinin savaşçıları olduğu için ilme, bilime, sanayileşmeye fırsat bulamadılar deniyor. Diyelim ki öyle, ama savaşın bugün öne çıkan alanı ekonomi, teknoloji ve sanayi ise artık savaşı bu alana kaydırmalı değil miyiz? Türkiye son yıllarda bunu sanki biraz anlamış gibi gözüküyor, ama almamız gereken daha çok yol var. Herkes kendi alanının en iyisi olmaya bakmalı ve saniyeleri bile boş geçirmemeli. Savaş ihmale gelmez.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —