Günlük Hayatın Aynası: “Taksi Tahran” (2015)

Kadir Canatan Yazdı

Günlük Hayatın Aynası: “Taksi Tahran” (2015)

Bir yönetmen taksi direksiyona geçip sokaklarda dolaşmaya başlarsa ne olur? İranlı ünlü yönetmen Jafar Panahi, taksisinin ön panosuna monte edilmiş kamerasını yolculara çevirerek farklı konular üzerinden yürüttükleri sohbetlerle, izleyiciye içerisinde dram ve komedinin bir araya geldiği zengin bir Tahran portresi sunmakla kalmıyor, İran’ın günlük hayatına damgasını vuran çeşitli meseleleri de tartışmaya açıyor. Bir saat 15 dakika süren filme dört hikâyeyi sıkıştırıyor.

Taksiye ilk binen erkek, akrabasının başından geçen araba hırsızlığını anlatmaya başlıyor. Olay hırsızlara ne yapılması gerektiğine geliyor ve adam “Hükümetin başında olsaydım birkaç tanesini idam ederdim” diyor. Bu tür bir çözüm önerisi, arka koltukta oturan kadını çileden çıkarıyor ve kadın birden bire, İran’ın dünyada prestijini sarsan idamları tartışmaya başlıyor. Kadına göre İran, Çin’den sonra en fazla idamlarla gündeme gelen ikinci bir ülke! Tartışma giderek kızışıyor ve erkek, kadının mesleğini soruyor. Kadın öğretmen olduğunu söylüyor ama arkasından kendisinin mesleği sorulduğunda adam bu soruya “Serbest çalışıyorum, alanımı sonra söylerim” diye cevap vererek geçiştiriyor. Kızgın bir tartışmanın ardından adam, inmek üzere iken mesleği hakkında şu bilgiyi veriyor: “Benim uzmanlık alanım soygunculuk ama ben asla sizin bir öğretmen ya da şu taksici gibi birini soymam. Eğer bir hırsız araba lastiği çalıyorsa artık dibe vurmuştur.”

Adam inmeden önce bir kısa boylu bir adam taksiye biner ve taksicinin aslında ünlü yönetmen Jafar Panahi olduğunu anlar. Ona geçmişte bir CD film sattığını hatırlatır ve aralarında film ve sinema üzerine bir konuşma başlar. Ancak bu arada sokakta kaza atlatan bir çift, acilen arabaya biner ve hastaneye gitmek ister. Bu noktada ikinci hikâye bitmeden, üçüncü bir hikâye başlar. Kadın kocasının başını kucağında tutmaya çalışırken, yaralı adam ısrarla birinin cep telefon kamerasını açmasını ister. Öndeki kısa boylu adam kamerasını açar. Yaralı adam kendisini tanıtarak, ölmesi durumunda geri bıraktığı mirasını eşine bıraktığını açıklar. Nihayetinde karı-kocayı hastaneye yetiştirirler.

Yola devam eden takside bir önceki hikâyeye yeniden dönülür. Kısa boylu adam, elindeki CD film dolu çantayla bir yerde iner ve film çeken öğrencilere CD vereceğini söyleyerek bir iki dakika beklemesini rica eder. Dönüşte adam vermek istediği mesajı verir. “Eğer” der, “Benim gibi bir kişi bu işi yapmazsa, İranlılar ve bu sanat/sinema okuyan öğrenciler dünya sinemasını nasıl izlerler?” diyerek İran’daki yabancı filmlere konan yasağı eleştirir.

Taksi tam kalkmak üzere iken iki çarşaflı kadın, Ali’nin Çeşmesi’ne gitmek istediklerini ve o yöne araç bulamadıklarını söyleyerek taksiye binmek isterler. Yönetmen taksici onları kıramaz ve içeri alır. Ters bir yöne gitmek zorunda kaldığından, kısa boylu adam yolda bir yerde iner ve başka bir taksiye geçer. Bu noktadan itibaren kadınların hikâyesi başlar. Kendi aralarında ağız kavgası yapan kadınlar, öğle vakti geçmeden Ali’nin Çeşmesi’ne varmak ve ellerindeki akvaryumda bulunan balıkları vaktinde çeşmeye bırakmak zorunda olduklarını belirtirler. Panahi, sebebini sorunca, kadınlar “Hayatımız buna bağlı” derler. Bu arada dikkatsizlik sonucu taksi, öndekine çarpmamak için ani bir fren yapar. Bu ani frenle kadınların elindeki akvaryum düşer ve balıklar arabanın içine dağılır. Taksici hemen poşetin içine su koyar ve balıkları içine atarak kurtarır. Kadınlar tam bir panik hali yaşamaktadır. “Vaktinde çeşmeye bırakmaksak hepimiz ölürüz” türünden sözler terennüm ederler.

Devamı >>>