Grek Felsefesindeki ilk Aydınlanmacı: Xenophanes

Yazarımız Abdullah Denizhan'ın, Özgün İrade Dergisi 2020 Mart((191.) Sayısında yayımlanan yazısı...

Grek Felsefesindeki ilk Aydınlanmacı: Xenophanes

Miletos’un çöküşünden sonra önceki kuşakların birikimleri sonucu ortaya çıkacak olan Pythagoras ve Elea okulları Milet’den taşınan bilgiler sayesinde oluşacaktır. Bu nakil işleminin en önemli isimlerinden biri de Xenophanes’tir.

Miletosçu doğa felsefesinin başlıca özelliği tam anlamıyla rasyonel-fiziksel ve de dinamik diye tanımlanabilir. Felsefi düşüncenin bu neredeyse tamamen doğaya yönelişi, Anaximenes’in ölümünden (M.Ö. 525) sonra artık özgün bir düşünür çıkarmayan Miletos okulunun ortadan kalkmasıyla son bulmuştur. Miletos’un Persler tarafından tahrip edilmesinin ardından geriye bu okulun sadece gölgesi kalmıştır. Ama bu yüzden, örneğin bir Anaksimandros’un düşüncelerinin ve bu düşüncelerden doğan sonuçlarının silinip kaybolması gerekmiyordu. Miletos’un çöküşünden sonra önceki kuşakların birikimleri sonucu ortaya çıkacak olan Pythagoras ve Elea okulları Milet’den taşınan bilgiler sayesinde oluşacaktır. Bu nakil işleminin en önemli isimlerinden biri de Xenophanes’tir.

Pythagoras’ın ölümü ve Miletos’un 494 tarihindeki yıkılışı Pre-Sokratik düşüncenin ilk döneminin sonunu getirdi. Sonra gelen nesillerdeyse sadece bilim insanı değil, aynı zamanda bugünkü anlamda filozof olan düşünürler karşımıza çıkar. Kolophon’lu Xenophanes, uzun yaşamı boyunca her iki döneme de şahit olmuştur.

Xenophanes, MÖ 570-478 yılları arasında yaşadı. 25 Yaşında iken belki de Perslerin gelmesi üzerine İyonya’daki yurdunu bırakarak Güney İtalya’ya gelmiş ve burada gezici bir ozan olarak yaşamını sürdürmüştür. 67 yıl boyunca Antik Yunan topraklarında kendi halinde seyahat edip gerek kendi şiirlerinden gerekse başka ozanların şiirlerinden oluşan dinletiler verdi. Şarap, oyunlar ve partiler üzerine şiirler yazdı ama bugün en çok okunan şiirleri felsefi dizeleridir. Diğer İyonya filozoflarının aksine o asil bir aileden gelmiyordu ve geçimini rapsodit olarak sağlıyordu.
Edebi kişilik olarak Milletli filozofların kullandığı nesir tarzının aksine düşüncelerini döneminin yaygın ifade şekli olan şiirle dile getiren Xenophanes, hem bir düşünür hem de bir ozan olarak karşımıza çıkar. Düşünürümüz, destan vezni ile yazdığı şiirlerin yanı sıra Homeros ve Hesiodos’u şiirlerindeki tanrı tasavvurları nedeniyle eleştirdiği alegia ve iambalar yazmıştır. Aynı zamanda sadece belagatını Hesiodos ve Homeros ile sınırlı tutmayarak Tanrısal varlığı sonsuz çoğaltan, ona antropomorfik ve insani tutkularını veren insanların yaptıklarına, alay ve hiciv dolu bir belagatla cevaplar vermiştir.

Xenophanes’in yaptığı seyahatler daha sonra belki de kendisinden sonra kurulacak olan İyonya Felsefesinin oluşmasında önemli bir rol oynamıştır. Çünkü geziler sırasında insanlar, kentleri ve gelenekleri tüm dikkatini vererek tanıyan, açık denizleri, yabancı sahilleri kendi gözleriyle gören ve çeşitli ulusların insanları arasında dolaşan bir kişinin yüreği, duyuları ve aklı açılır, duyarlı hale gelir; atalarının inanç ve ahlak anlayışına karşı tutumu farkında olmadan değişir, yabancı dilde tek bir söz duymamış, başka hiçbir ülke görmemiş olan yurttaşlarınkinden farklı hale gelir. Kazandığı yeni deneyimler sayesinde o güne kadar değerli ve saygın olan, üstelik doğal ve bu yüzden dokunulmaz bulduğu her şeyi karşılaştırmaya, hatta eleştirel süzgeçten geçirmeye ve de bağımsız bir şekilde düşünmeye başlar, geleneklerin baskısından kurtularak adım adım olgunlaşır ve günün birinde özgürce kendi yoluna gider.

Xenophanes, yaptığı seyahatlerde gördüğü harikuladelikleri, adetlerin farklılıklarını ve doğanın özelliklerini gözlemledi. Aynı zamanda kendi insanlarının hayatlarını, etkinliklerini ve zihni dünyalarını da eleştirel bir tavırla gözlemledi. Yukarıda bahsedilen satirik ruhuyla saçma görünen her ne varsa şiirlerinde ve zaman zaman da hicivlerinde alay konusu yaptı. Sadece İyonyalı hemşehrilerinin kadınsı lüksleri gibi uygarlığın aşırılıklarına saldırmakla kalmayıp, tanrıları antropomorfik şekilde temsillerinden ötürü Grek halkının en kutsal şahsiyetlerine, Homeros ve Hesiodos’a dil uzatmaktan çekinmedi. Bu seyahatlar içinde Kral Hieron’un; sanat ve sanatçının yüksek itibar gördüğü sarayında belki de şair Simonides ve Pindaros, Aiskhylos ve Epikharmos ile tanıştı ve sonunda Güney İtalya’nın Elea’sında kalıcı bir yurt edindi.
Xenophanes, Yunan filozofları içerisinde felsefi yeterliliği en çok sorgulanan isimlerden biri olmuş; hatta kimi düşünürler tarafından bir filozof olarak görülmesi kabul görmemiştir. Nitekim İlkçağ Yunan düşünürleri hakkında en önemli kaynaklarımızdan biri olan Aristoteles, doğa filozofları arasında saydığı Xenophanes’i oldukça yetersiz bir düşünür olarak sunarken buna karşılık Yirminci Yüzyılın önemli filozoflarından olan Karl Popper, Xenophanes’i Yunan Aydınlanmasının kurucusu olmakla birlikte epistemolojinin, etiğin, jeoloji ve meterolojinin kısacası tarihin gerçek babası olarak sunmuştur.

Hiç şüphesiz Xenophanes’in bir çok konu ile ilgilenmiş olması, sınırlı sayıda fragmanının günümüze kadar ulaşmış olması ve fragmanlarının önemli bir kısmının felsefi kaygılardan ziyade edebi kaygılarla kaleme alınması onun hakkında düşünce çeşitliliğinin sebebidir. Popper’a göre bu olumsuz ünün sebebi ise Xenophanes’in derin ve gerçek felsefenin küçümsediği Aydınlanmacı düşüncenin liderliğini yapmış olmasıdır. Bu anti-aydınlanmacı düşünce, peygamberane bir dilin aksine açık bir dille yazan Xenophanes’i yüzeysellikle itham etti. Xenophanes’in çağdaşı, Heraklitos’da onu eleştiren isimlerden birisidir. Heraklitos, “çok şey öğrenmek anlayışlı olmayı gerektirmez. Öğretseydi, Hesiodos ile Pythagoras’a ve de Xenophanes ile Hekataios’a öğretirdi” ifadesiyle sistemleştirilmemiş bilgi anlayışı nedeniyle Xenophanes’i eleştirmiştir.
Xenophanes’in İyonyalı selefleri Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes kaynağını mitolojik düşünme biçiminden değil, doğrudan fiziksel gerçeklik dünyasından alan yeni bir hakikat anlayışı ileri sürmüşlerdi. Bu yeni hakikat anlayışı, mitolojik düşünme biçimlerine nispetle daha radikal bir rasyonalliğe sahipti. Elea okulu içerisinde anılan Xenophanes, bu entelektüel öncüllerin dünyayı bütüncül bir yaklaşımla anlama çabaları karşısında bir takım felsefi sorunlara işaret eden, bir diğer ifadeyle temel ilke gibi tek bir problemden bir çok soruna yönelen yeni bir düşünme tavrı ortaya koydu. Belki de bu Popper’in yaptığı yorumun yeter-sebebi olarak kabul edilebilir.

Xenophanes’in Elea Okulu ile ilişkilendirilmesinin nedeni “tek tanrı” ile ilgili düşünce­leri olmuştur. Xenophanes’in hareketsiz “tek tanrı” anlayşı Parmenides’in hareketsiz varlık ile ilişkilendirilmiştir. Nitekim Platon Sofist adlı diyalogunda Xenophanes’i, her şeyin bir olduğunu söyleyen Elea okulunun ilk temsilcilerinden biri olarak sunmuştur. Kısaca söyleyecek olursak onun felsefesinin temel özeti: “Tüm varlık, Bir’dir” ya da “bütün varlıklar bir Tek’tir.”

Xenophanes’i bu düşünceye iten yeter-sebep –belki de Thales’in ilk arkhe olarak gördüğü suyun yani kendi akvaryumunun(!) dışına çıkmasını sağlayan- onun farklı kültürlerde karşılaştığı farklı inanışları benzer yerel özellikler taşıması, düşünürümüzü bu inanışların hiçbirinin doğru olmadığı sonucuna ulaştırmıştı. Ayrıca onun tüm bu süreç içerisinde dikkat çeken bir açıklaması ise Homeros ya da Parmenides gibi “hakikat”in kendisinin bildiğini iddia etmemiş olmasıdır. Bunu bir şiirinde şöyle ifade etmiştir:
“Doğru, baştan göstermediler ölümlülere Tanrılar her şeyi, fakat zamanla araştırıp buluyorlar daha iyiyi.” (B-18)

Miletliler gibi Xenophanes’de, kendine özgü bir kozmoloji geliştirdi. Düşünürümüz Felsefe Tarihi içerisinde bir filozof olmaktan çok ilahiyat alanında yaptığı yorumlar ile beğeni toplarken, kozmoloji hakkında olan yorumları çok fazla ilkel bir konumda kalmıştır.

TEOLOJİ HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ

Xenophanes’in teolojisi ya da Tanrı konusunda spekülasyonu, biri olumsuz ve yıkıcı diğeri ise olumlu ve yapıcı iki ayrı evreden meydana gelir. Birinci evrede, onun Homeros ve Hesiodos’cu antropomorfk çoktanrıcılığa yönelttiği eleştiriler yer alır. Bu evre, onun Tanrı konusundaki olumsuz eleştirilerinden meydana gelmektedir. Bu, Yunan felsefesinin, başlangıçta kendisini kıyıya attığı Yunan dini ya da mitolojisini artık eleştiri süzgecinden geçirerek olgunluğa yükseldiği anlamını taşır. İkinci evrede ise Xenophanes eleştirdiği Tanrı anlayışı yerine geçirdiği kendi Tanrı anlayışını ortaya koyar; bu da, onun kendince Tanrı konusundaki olumlu görüşünü ifade etmektedir. Onun ilahiyat hakkındaki görüşünü takip ederken biz de bu iki yolu izleyeceğiz.

Homeros’un şiirlerindeki karakterler arasında tanrı ve tanrıçaların ağırlıklı bir yeri vardır. Tanrıların kralı Zeus, eşi Hera ve sülalesinden diğer on tanrı ve tanrıçayla birlikte –ki bunlar arasında Zeus’un kız kardeşi Athena, aşk tanrıçayla birlikte- Olympos Dağındaki ikametgahında esenlik dolu bir yaşam sürer. Bunlar, İlyada ve Odyyseia’nın ölümlü kahramanlarının işlerine yoğun bir tarafgirlikle müdahalede bulunurlar. Bu tanrı ve tanrıçalar bütün duygusallıkları ve kötülükleriyle insanın evren ölçeğindeki yansımalarıdırlar. Sıradan insanlarla ruhsal ve bedensel ilişkiler kurarlar ve bu ilişkiler genelde yıkıcı sonuçlar doğurur. Tanrılarla insanlar arasındaki en temel farklılık, insanların ölümlü, tanrılarınsa ölümsüz olmalarıdır. Ancak Yunan Tanrıları, ölümsüz olmalarıyla insanlardan net bir biçimde ayrılmış olsalar da hem fiziksel hem de davranış özellikleri açısından insani özellikleri sahiptiler, insan formunda resmedilen bu tanrılar hareket edebiliyor, yorgun düşebiliyorlar, hatta kandırılabiliyorlardı. Bu tür antropomorfik tanrı tasavvurlarının bir sonucu olarak insana özgü zaaflar ve kötü özellikler de tanrılara isnat edilmişti. Nitekim Xenophanes başka bir şiirinde:
“Fakat ölümlüler doğduğunu sanıyorlar Tanrıların. Ve kendileri gibi giyimleri sesleri ve şekilleri olduğunu”

Diogenes’in de bir fragmanında Xenophones’e atıfta bulunarak “Tanrının (ya da evrenin) nefes alıp verdiğini söylemek mümkün değildir.” Xenophanes bahsedilen özelliklerin tanrı fikri ile örtüşmediğine dikkat çekmiştir.

Xenophanes’e göre Tanrıyı antropomorfik bir tarzda değerlendirmenin ne imkanı, ne de gereği vardır. İnsani alem ile ilahi alem iki ayrı ve farklı gerçeklik meydana getirdiğine göre düşünmeleri, kendi imgelerini nesnelleştirmeleri, kaçınılmaz olarak ilahi gerçekliğin çarpıtılmasıyla sonuçlanır. Muhakkak ki onun bu görüşünün arkasında yukarıda bahsedilen farklı toplum ya da halkların farklı tanrı anlayışlarına sahip oldukları gözlemi bulunmaktadır. Nitekim düşünürümüz şiirlerinde bu tür insanbiçimciliğin nasıl yapıldığına dair görüşlerini hiciv ile beraber belirtmiştir:
“Elleri olsaydı öküzlerin atların ve arslanların
Yahut resim ve iş yapabilselerdi elle insan gibi
Atlar atlara, öküzler öküzlere benzer
Tanrı tasvirleri çizerler ve vücut yaparlardı
Her biri kendinin şekli nasıl ise ona göre.” (B-14)
“Habeşler kendi Tanrılarının basık burunlu ve kara,
Trakyalılarda gök gözlü ve kızıl saçlı olduklarını sanmakta.” (B-16)

Aslında bu görüşün başlangıcı olarak Miletos Okulunun karakteristik özelliği olan her şeyin temeli olan arkhe’nin ne olduğu sorusunun yanıtını bulmada aranabilir. Anaksimandros’un sınırı olmayanın aynı zamanda tanrısal olduğunu söyleyerek geleneksel tanrılara karşı başlattığı sessiz savaşı Xenophanes açıktan ilan eden ilk filozof oldu.

Yukarıda bahsedilen Homeros ve Hesiodos’un oluşturduğu bu tanrılar sistemi, zamanla Yunan kültürünün kendisi din, ahlak ve eğitim yapısının temelini oluşturmuştu. Xenophanes bu tür insanbiçimli çok tanrıcılığa karşı şu vurguyu yapmıştır:
“Hepsini Tanrılara yüklediler Homeros ve Hesiodos
Ne kadar ayıp ve kusur varsa insanlar yanında:
Çalma, zina, etme ve birbirini kandırma.” (B-11)

Neticede sorguladığı antropomorfik tanrısal anlayıştan kurtularak yeni bir tanrı fikrinin önünü açmıştır. Antik Yunan’da Tanrıların insanlar gibi, isteklerini gerçekleştirmek için yapmaları gereken bir takım fiiller bulunuyordu. Baş Tanrı Zeus bile Olimpos Dağı’nı sallaması için başını hareket ettirmesi gerekmekteydi. Buna karşı Xenophanes’in tanrısı hareket etmenin yakışık olmadığı, daha da önemlisi hareket etmeye ihtiyaç duymayan bir tanrıydı. Xenophanes şiirinde açık bir şekilde bunu vurgulamıştır:
“Kalır kımıldamadan hep aynı noktada; yakışmaz bir oraya bir buraya gitmek.” (B-26)

Xenophanes, akıl yürütmesinin devamında Tanrısal varlığın bir olduğunu hükmediyor. Tanrısallık düşüncesinde bir olan Tanrı’nın görünüş, duyuş ve düşünce itibariyle diğer yaratılmışlar ile arasında kesinlikle açık biçimde var olan farklılığın mevcudiyetinden bahseder:
“Tanrılarla insanlar arasında en ulu, tek bir tanrı hüküm sürer, ne dış görünüş ne düşüncelerle ölümlülere benzer.” (B-24)

Ancak bu fragmanda belirli bir problem ortaya çıkmaktadır. Şiirin baş kısmında yer alan “Tanrılar” lafzı ile kast olunan Yunan Politezimi ise Xenophanes’i monist düşüncesi literatürümüzde bulunan tektanrıcı ilahi sistemlerden farklılık barındırır. Nitekim monist olan ilahi dinlerde yaratıcı kesinlikle çokluk içinde bir birliğin veya Anaksagoras’ta yer alan nous’un kısıtlı bir hakimiyetine benzer kudrete sahip değildir. Aksine O’na, varlığı ve kudreti bakımından denklik veya aynılık barındıracak sıfatlar bile izafe edilemez. . Xenophanes’ten günümüze kalan fragmanların içinde bu konuda herhangi bir içerik bulunmadığından yeterli bir açıklama yapılamıyor.

Xenophanes’in bu tanrı tasavvuru tektanrıcılığa doğru atılmış bir adımdır. Onun açtığı bu yoldan bundan sonra başlıca Yunan filozofları yürüyecek, antropomorfik tanrı görüşleriyle savaşma, Sokrates ve Platon üzerinden geçerek Antik Çağın sonuna kadar sürecektir.

KOZMOLOJİ HAKKINDA GÖRÜŞLERİ

Yukarıda bahsedilden Miletos okulu gibi xenophanes’de kendine özgü bir mitolojik sistem geliştirdi. Temel unsurun (arkhe) su ya da hava olduğunu değil toprak olduğunu ve toprağın ayaklarımızın altında sonsuza kadar uzandığını savunmaktadır.
“Topraktan gelir bütün şeyler ve toprağa dönerler sonunda.”(B-27)

Ayrıca şeylerin esas kökeni olarak su ile toprağı bir arada anmakta ve aslında dünyamızın bir zamanlar denizle kaplı olduğuna inanmaktaydı.
“Toprakla sudur hepsi, bütün doğanların ve yetişenlerin”. (B-29)
“Hepimiz topraktan ve sudan doğduk zira.” (B-33)

Güneş hakkında yaptığı yorumda ise onun her gün yeni olduğunu iddia etmiştir. Her sabah incecik kıvılcımların bir araya gelmesiyle var olur ve sonra sonsuzluğa karışıp gözden yiter. Döngüsel hareket izlenimi ise güneşle aramızdaki muazzam uzaklıktan kaynaklanmaktadır. Bu kuramın bir sonucu olarak sayısız güneşler olduğu gibi sayısız günler vardır çünkü her ne dünyamız, sulu ve karasal aşamalardan geçmişse de sonsuza dek sürecektir.
“Sönme sonucunda güneş batıyor ve doğarken tekrar yeni bir güneş oluşuyormuş” (Aetius II 24, 4= 21 A 41)

Ay hakkında yaptığı yorum ise onu yoğunlaşan bir bulut kütlesi olarak tasvir etmesidir. Ay’ın kendine özgü bir ışığı bulunur ve ayın gökyüzünden sönmesi bu ışığın bitmesidir.
“Ay, yoğunlaşan bir bulut kütlesiymiş.” ( Aetius II 25, 4= 21 A 38)
“Onun kendine özgü bir ışığı varmış.” ( Aetius II 28,1)
“Ve her ay ortadan kaybolmasının nedeni sönmesiymiş.” ( Aetius II 29, 5= 21 A 43)

Meteoroloji hakkındaki görüşleri atmosferdeki tüm süreçlerde hareket ettirici güç olan güneşin yaydığı ısı sonucu gerçekleşir. Zira nem denizden yükselince (nemin) tatlı öğeleri çok ince parçacıklar halinde oldukları için yalıtlanmakta ve sis gibi yoğunlaşarak bulutları oluşturmaktadır, yoğunlaşma sonucunda yağmurun yağmasına ve rüzgarın esmesine neden olmaktadır. Başka bir dizesinde ise bulutların, rüzgarların ve ırmakların hareket ettiricisi olarak denizi kabul ettiğini açıklamaktadır.
“Denizdir suyun ve rüzgarın kaynağı; muazzam ve güçlü deniz olmasaydı eğer, ne ansızın bulutlardan çıkan rüzgar eserdi, ne ırmaklar akardı, ne de Aither’in yağmurları düşerdi, oysa muazzam ve güçlü denizdir bulutların, rüzgarların ve de ırmakların anası.” (B-30)

SONUÇ

Xenophanes, kendi döneminden önce mitolojik bilgiden kopup insanın kendi edimsel çabaları sonucu yeni bilgilere ulaşabileceği bir devrin ardından felsefe tarihi içerisinde yerini almıştır. Gerek kendinden önceki gerekse dönemi dışında cevaplanmayan sorulara yanıt arayarak doğa ve teoloji dahil bir çok alanla belirli bir hesaplaşmanın içerisine girmiştir. Ancak şunu söyleyebiliriz ki düşünürümüz din alanında kazandığı başarı ivmesini kozmoloji hakkında verdiği cevaplarla yakalayamamış, bu alanda oldukça ilkel kalmıştır. Yaşadığı dönem içerisinde başlayan ve daha sonra tarihe Heraklitos-Elea Okulu ayrışması olarak geçmiş olan varlığın mahiyeti ve keyfiyeti sorunu onun yaptığı yorumlarla belki de Parmenides ile ivme bulacak değişmezlik ilkesinin başlangıcı olarak kabul edilebilir. Daha sonra tanrısallık ilkesini değişmezlik ve mahiyeti hakkında bilinemezciliğe getirip, Tanrı hakkında yapılan antropomorfik yorumları ondan kovarak kendisinden sonra gelecek olan Sokrates, Platon ve Aristoteles’in ilahiyat hakkında ki görüşlerinin şekillenmesine belki de öncü olarak görülebilir.l

GENEL KAYNAKÇA
Nurdane Şimşek, Ksenophanes’in Tanrı Anlayışı, Felsefe , 43. Sayı, 2015, s. 64-78.
Wilhelm Capelle, Sokrates’ten Önce Felsefe, Pencere Yay, s. 87-93.
Walther Kranz, Antik Felsefe, Sosyal Yay., s. 51-56.
Celal Saraç, İyonya Pozitif Bilimi, Yeni Zamanlar Yay.
Ahmet Cevizci, İlkçağ Felsefesi, Say Yay., s. 66-68.
Anthony Kenny, Batı Felsefesinin Yeni Tarihi-Antik Felsefe, Küre Yay, c.1, s, 32-33, 323-324.
Selahattin Hilav, Felsefe El Kitabı, Yapı Kredi Yay., s. 40-42.
Wilhelm Weischedel, Felsefenin Arka Merdiveni, İz Yay., s. 21-23.
Alfred Weber, Felsefe Tarihi, Kabalcı Yay., s. 24-25.
Macit Gökberk, Felsefe Tarihi, Remzi Kitabevi, s. 25-26.
Ana Hatlarıyla İslam Felsefesi, Necip Taylan, Ensar Neşriyat, s. 49-50.
Eduard Zeller, Grek Felsefesi Tarihi, Say Yay., s. 70-74.

Kaynak: Özgün İrade Dergisi