Genetik devrim ve çocukların istismarı

Ayşe Böhürler, genetik konusu üzerinden, birçok yerli ve yabancı uzmanın uyarıları ışığında çocukların istismarı konusuna ve birileri tarafından çok abartılan Z nesline dair düşüncelerini dile getiriyor.

Genetik devrim ve çocukların istismarı

Genetiği bilgi teknolojileri gibi düşünen bilgi dünyasında DNA’nın çift sarmallı yapısının belirlendiği 1953’ten bu yana çok yol kat edildi. “Genetik okunabilir, yazılabilir, hacklenebilir. Son yarım yüzyılda kaydedilen bilimsel gelişmeler biyolojiyi, bilgi teknolojisinin bir türüne dönüştürdü. İnsan deşifre edilemez bir varlık olmaktan çıkıp yazılım kodunun biyolojik taşıyıcısı haline geldi.” Jamie Metzl bu genetik devrimin tam anlamıyla gerçekleştiği takdirde bir felakete evrilme ihtimalinden söz ediyor.

İnsanın geleceğini etkileyecek soruları şöyle sıralıyor:

Bu güçlü teknolojileri insanlığı genişletmek için mi, daraltmak için mi kullanacağız?

Bu bilimden yararlananlar ayrıcalıklı azınlıklar mı olacak? Yoksa yenilikler; çeşitliliğe saygı duymak ve herkesin refahını artırmak için mi kullanılacak?

Bir bilgi bankasına dönüşen insan genetik havuzunu tümüyle etkileyecek kararları alma hakkı kimin olacak?

Bu sorular ve cevapları üzerine toplumun düşünmesi gerekiyor.

Biyoetik konusunda çalışan önemli bilim adamlarından Prof. Dr. İlhan İlkılıç uzun süre Almanya’da Etik Konsey üyeliği de yapmış, bu sahadaki gelişmeleri takip eden önemli bir isim. Bu konudaki gelişmelerin insan türü açısından oluşturacağı tehditlerin Müslümanca bir bakış açısıyla da ayrıca gözden geçirilmesi için ilahiyatçıların çalışma yapması kanaatini paylaşıyor. Yasa yapıcıların da toplumun da bu konuda doğru bilgilendirilmesi gerektiğini savunuyor. Onun İslam ülkelerini de kapsayan bir “Biyoetik Konseyi” önerisini önemli buluyorum.

İlhan hocanın tavsiyesi ile aldığım Jamie Metzl’lin “Darwin Hackleniyor- Genetik Mühendisliği ve İnsanı Geleceği” kitabını okurken bu önerinin tez elden gerçekleşmesi gerektiğini düşündüm. Çocukları daha doğmadan embriyo tüplerinde onları biçimlendiren teknolojilere kim direnebilir ki? Elbette her ebeveyn en mükemmel çocuğa sahip olmayı isteyecek. Yeni bir dünya düzeni yeni tür ayrımcılıklarıyla birlikte çok yaklaşmışken toplumla birlikte siyasetin de bu konuya kafa yorması gerekiyor.

Jamie Metzl geleceğe karşı bizi uyarırken bugünkü çocukların ve ailelerin üzerinde kurulan “sen biçimlendir, sen şekil ver, değiştir” baskısına ilişkin uyaranları da var.

Bugün cinsiyet üzerinden yürütülen “özgürleşme” stratejileri çocukları daha çok hedef alıyor. Kontrolsüz her türlü heveslerini gerçekleştirmek için çocukların istismarını özgürleşme kılıfına sokan fikirlere dikkat etmek gerekiyor.

DİJİTAL BABA

Dijital Baba lakabıyla aynı zamanda bir mühendis olan Orhan Toker’in Instagram hesabını uzun zamandır takip ediyorum. “Benim için en büyük ödül çocukların haklarına saygı duyulan bir sosyal medya bilinci yaratabilmek” diyen Toker öncelikle çocuklarının resimlerini paylaşan ebeveynleri uyarıyor. Çocukları hedef alan her türlü istismara dikkat çekiyor.

Paylaşımlarını okurken “olmaz böyle şey” dediğim pek çok şey oluyor ki bir bakıyorum milyonları bulan kitleler tarafından paylaşılmış... Uyardığı ve gösterdiği şeyler dünyanın gidişini anlamak açısından her şeyden önemli. Çünkü dış dünya ile iç dünya ayrımı kalktı. Çocukların kafasını karıştıranlar artık evin içinde.

Orhan Toker’in hesabında adeta bir dijital okur-yazarlık eğitimi veriliyor. Görüp dikkatimizi çekmeyen ama sembolik olarak mesaj taşıyan pek çok ürüne ilişkin örnekler var.

Dijital Baba’nın önerilerine uyarılarına kulak vermeyi tüm ebeveynlere, öğretmenlere tavsiye ederim. Dijital okur-yazarlığın geliştirilmesinin temel eğitim programlarının içine alınması gerekir.

Ambalajlar o kadar parlak, ışıltılı renkli ve aldatıcı ki! Çoğu zaman altındakine bakmayı unutuyoruz. Özellikle de çocuklara yönelik her çizgi film içine başarıyla serpiştirilen “kuir” yani kendini kadın ve erkek dışında her türlü cinsiyetten hisseden ve öyle davranan karakterlerle dolu tüm medya işlerine ilişkin Dijital Baba’nın uyarılarına kulak vermek gerekiyor.

Son günlerde lise hayatını anlatan diziler dikkatimi çekiyor. Nerelerde yaşanıyorsa belli olmayan hayatlar, Korece öğrenip şarkılar söyleyenler, uyuşturucudan, tecavüze, entrika kurmaya, ders dışında bin bir hileye kafası çalışan, anne babalarının seçkin çocuklarını anlatan diziler…

İzlerken öne çıkartılan karakterler sizin kanınızı dondurmuyor mu?

Kavak Yelleri’nin yerinde yeller esiyor…

Psikiyatrist ya da psikolog arkadaşlarım son günlerde en çok uğraştıkları vakaları iki başlıkta özetliyor.

İnançları konusunda ve de cinsiyetleri konusunda kafaları karışmış- karıştırılmış gençler… Depresyon, arayış, kendini kaybetme…

Bu konular üzerinde önce dinlemek, daha derin düşünmek ve sonuçları üzerine kafa yormak gerekiyor.

BANA GÖRE Z NESLİ

Bu neslin en büyük mahareti dijital dünyaya çok hâkim olmaları. Çok hızlı adapte oluyorlar sanal olan her şeye.

Aynı gençler gerçek hayata adapte olmakta ise zorlanıyorlar.

Odalarını toplamaktan, içtikleri tabak çanağı mutfağa taşımaya en basit işlerde bile zorlanıyorlar.

Her türlü sanal sorunu anında çözebilirler ama fiziki hayatlarını sürdürmekte zorlanıyorlar. Mesaj yazmakta süperler ama konuşmakta tekliyorlar.

Her türlü dijital mekanizmayı anlayabilirler de reel hayatın akışını kavramakta zorlanıyorlar.

Her şey hemen bir tuşla olsun istiyorlar. Zaman-zemin ona müsaade etmiyor.

Ya şimdiki gençler şahane derken kastımız dijitaldeki becerileri ise...

Şahaneler

Ama gerçek hayatta, bir tuşa basılarak çözülemeyecek, zaman zemin, süreç, iletişim, hayat becerisi, insan idaresi isteyen konulara gelince her şey tersine dönüyor.

O yüzden çok abartmayalım bu Z kuşağını.