Tarih: 07.07.2020 13:05

Fransa’nın Libya’da ne işi var?

Facebook Twitter Linked-in

2011 yılında iç savaş başladığında herhangi bir uluslararası kararı beklemeden Libya’ya ilk saldırıyı başlatan ülke Fransa idi. Bu adım sadece Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin seçimlerde Kaddafi’den aldığı maddi desteği gözlerden kaçırmak için aldığı bir karar değildi. O saldırılar Fransa’nın geleneksel Afrika’ya bakışının izlerini taşıyor, niyetlerini anlamak için çokça ipuçları veriyordu. İlk işaret Eylül 2011’de Sarkozy ve İngiltere Başbakanı Cameron’un birlikte yaptıkları Trablus ziyaretlerinde ortaya çıktı. O ziyarette her ikisinin de gündemlerinin petrol olması, emperyalistlerin Afrika’ya bakışlarını net olarak ortaya koyuyordu. Bugün Macron’un yaptığı da aslında dünden farklı değil. Söylemleri, eylemleri, açıklamaları hep hâlâ dünde yaşayan, klasik tahakkümcü, rol kapmaya çalışan emperyalist Fransız yaklaşımını gösteriyor.

 

Siyaset bilimci Sinan Baykent bu durumu, “Selefleri gibi Macron da uluslararası diplomasi dilinin Fransızca olduğu, hükmedilen sömürge imparatorluğunun Fransa’nın ‘arka bahçesi’ sayıldığı, her an ve her yerde 1789 Fransız İhtilâli’nin övüldüğü ve Napolyon nostaljisinin henüz ‘nostalji’ kılıfına sarılmadığı günlerin özlemiyle kavruluyor” diye tarif ederek, Macron’un hangi rüyaları gördüğünü çok net olarak ortaya koymuş. (https://www.indyturk.com/node/201631/t%C3%BCrkiyeden-sesler/modern-fransa-siyasetinin-iblisleri-ve-macron%E2%80%99un-libya-siyaseti)

Özellikle Cezayir’de, Kuzey Afrika ülkelerinde, Afrika’nın diğer bölgelerinde yaptığı katliamlar, soykırımlar bölge halklarının zihinlerinde hâlâ canlılığını korumaya devam ediyorken, Fransa’nın Libya’da sözde barış havariliğine soyunmasına inananlar var mıdır bilmem. Küresel çapta kurduğu ilişkilerle ve onların doğrudan desteğiyle işbaşına gelen Macron’un yegâne hedefi, Libya’nın yeraltı ve yerüstü zenginliklerini, minnet borcu olarak onlara aktarmaktan başka bir şey değil. Bugün için işbirliği yaptığı kendisi gibi malum odakların adamı olan Hafter ile olan yakınlığı da işte bu ortak zeminden kaynaklanıyor. Kaddafi tarafından Çad yenilgisinden sorumlu tutulduğu için ABD’ye sığınan, 20 yıl boyunca Amerika’da, CIA merkezine yakın bir yerde yaşayan Hafter, 2011’den sonra nasıl olduysa birden Libya’da önemli bir aktöre dönüştürülmek istendi. Bugün hâlâ Hafter üzerinden pazarlık paylarını devam ettirmek istiyorlar. Fransa, Libya sorununun çözümü için adresin Paris olduğunu iddia ederken aslında bir taraftan Hafter’e, onu destekleyenlere ve Libya’daki bütün taraflara, diğer taraftan da tarihsel çekişme içinde olduğu, Berlin Konferansı ile Libya’da aktif olmaya çalışan Almanya’ya mesaj gönderiyor.

Bununla birlikte, işin bir diğer izaha muhtaç kısmı ise Rusya’nın Hafter ile olan ilişkisidir. Bu soruya cevap bulmak, son tahlilde Libya’da olanların anlaşılmasını daha da kolaylaştıracaktır. Hafter’ in geçmiş ilişkileri göz önüne alındığında, ister istemez, ABD ile Rusya, daha doğrusu Trump ve Putin arasında Libya üzerinde farklı bir mutabakat mı var sorusu da akıllara gelmiyor değil.

Aslında BM Güvenlik Konseyi Daimi Temsilcileri olan Fransa ve Rusya bu tavırlarıyla kendi kararlarını yok sayıyorlar. BM tarafından tanınan, Libya’nın meşru hükümeti olan Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin altını birlikte oymaya çalışıyorlar. Fransa buradaki yanlışını, Türkiye'nin Akdeniz'de kendi savaş gemisine karşı tacizde bulunduğunu öne sürüp, NATO’ya şikâyette bulunarak gizleme gayretine giriyor.

Geliniz şimdi son olarak, başlıktaki soruya cevap arayalım ve Fransa’nın Libya’da ne işi olduğunu anlamaya çalışalım. Aslında işin özünde Fransa’nın Libya’ya bakışında üç temel gerekçe var. Bunlar petrol, göç ve terör başlıklarıdır. Bugün için herkes net olarak biliyor ki, vesayet savaşlarının en önemli aygıtları olan terör örgütleri ve terörist faaliyetler, egemenler tarafından petrolü ve diğer hedefleri garanti altına almak için özellikle kullanılıp, tasarlanıyorlar. Şöyle düşünelim; terör gerekçesi olmazsa Fransa nasıl olacak da girmek istediği bölgelere müdahale edebilecek? Peki, bunun yanında bir de göç başlığına bakalım. Göç faaliyetleri alan açıcı, özel kurgulanmış terörist faaliyetlerinin oluşturduğu çatışma ve iç savaş ortamının doğal sonucu olarak ortaya çıkan insan hareketliliği değil midir? Öyleyse, bütün bu iç içe geçirilmiş başlıklar ışığında tarihin en acımasız sömürgecilerinden birisi olan Fransa’nın asıl amacı Libya’daki kaynaklara el koyma girişimi değilse nedir? Böylece Fransa’nın Libya’da ne işi var sorusu da cevabını bulmuş olmuyor mu, ne dersiniz?




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —