Tarih: 16.03.2020 23:59

Filistin’de adalet olmadan Ortadoğu’da Kalıcı Barış Sağlanamaz

Facebook Twitter Linked-in

Özellikle şunu belirtmemiz lazım; bir anlaşmanın anlaşma olarak geçerli olması için, anlaşma yapmak isteyen tarafların karşılıklı olarak ortak bir metin üzerinde mutabakat sağlamaları gerekir.

ABD ve İsrail’in yapmış olduğu anlaşmada Filistin tarafı yok ama onun yerine ABD ve İsrail’in Filistin adına anlaştıkları bir dayatma ve işgal planı var.

Bu anlaşmayla ilgili Sayın Cumhurbaşkanı “ABD yönetiminin açıkladığı sözde barış anlaşması, Filistin halkının varlığını ve tarihini yok sayan yeni bir işgal planıdır. Filistin halkının haklarını ve uluslararası hukuku hiçe sayan bu tek taraflı planı reddediyoruz. Bu plan bir işgal projesi, işgal, ilhak ve yıkım planıdır. Kudüs kırmızı çizgimizdir ve Filistin toprakları satılık değildir. Filistin’de adalet olmadan Ortadoğu’da kalıcı barış sağlanamaz. Adil olmayan bir planın yaşaması mümkün değildir.” Diyerek Türkiye Cumhuriyetinin görüşünü ortaya koymuştur.

Yine Mecliste gurubu bulunan bütün partiler (AKP, CHP, HDP, MHP ve İyi Parti) ortak bir bildiri yayınlayarak bu planı reddettiklerini ve Filistin halkının yanında olduklarını bildirmişlerdir.

Türkiye Cumhuriyeti, 400 yıl o topraklara hükmetmiş, Kudüs ve Mescid-i Aksa’ya hizmet etmiş Osmanlı İmparatorluğu’nun devamı olması dolayısıyla hem tarihin ona yüklemiş olduğu sorumluluk, hem de Filistin halkının özgürlük mücadelesini iliklerine kadar hissettiği için elbette ki duygusallık içerisinde ve aynı zamanda konjektürel olarak da söylenilmesi gerekenleri söylemiştir.

Ama ne yazık ki söylenenlerin hiçbir yaptırım gücü yoktur. Bilinen bir şey var ki o da Merhum Necmettin Erbakan Hocamızın da dediği gibi “İsrail ancak güçten anlar.” Yani sözün eyleme dönüşmesi, İslam ülkelerinin gerek fert ve gerekse toplum bazında İsrail’e karşı topyekün bir birlik oluşturmaları lazımdır. Bu başlangıç olarak fert bazında ilk önce İsrail mallarına karşı ekonomik boykot devamında da ülkeler bazında ekonomik ambargolar uygulanarak yapılabilir.

Peki İslam ülkelerinin bu plana karşı kendilerinin ortaya koyduğu alternatif bir barış planı var mı?

Diye baktığımızda ne yazık ki bu konuda da ortaya konulabilecek elle tutulur bir çalışma bulunmamaktadır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’n de Sözde Barış planı ile ilgili yapılan ortak basın bildirisinde bile Filistin ile ilgili görüşler “İsrail-Filistin meselesinin çözümünün ancak 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız, egemen ve coğrafi devamlılık içinde bir Filistin Devleti’nin vücut bulmasıyla mümkün olacağını bir kez daha vurguluyoruz.” Denilerek sunulmuştur. Bu bildiri de dikkatimizi çeken şey (iyi niyetle olsa bile) Kudüs’ün Doğusunun Yahudi söylemi kullanılarak Doğu Kudüs diye belirtilmesi, yine Doğu Kudüs’ü Filistin’in başkenti olarak kabul etmeleridir.

Sadece Kudüs’ün doğusunu Filistin’in başkenti olarak kabul edip buna rıza göstermek demek bilerek veya bilmeyerek Kudüs’ün batısının İsrail’e bırakılmasına rıza göstermek manasına gelir ki bu asla kabul edilemez bir durumdur. Kudüs doğusuyla ve batısıyla bir bütündür. Kudüs İslam’ındır.

Gerek ülkemizin gerekse İslam Ülkelerinin içinde bulunduğu şartlar ne yazık ki tek bir ses ve tek bir yumruk olmamızın önüne geçmektedir.
1969 yılında, ilk çıkış gayesi Kudüs ve Mescid-i Aksa’nın özgürlüğü için mücadele etmek olan İİT (İslam İşbirliği Teşkilatı) ve buna bağlı olan 57 ülke ne yazık ki yıllardır söylemden eyleme geçememişler hatta bazı konularda kendi aralarında bile ihtilafa düşmüşlerdir.

Yine 1997 yılında Prof. Dr. Necmettin Erbakan tarafından kurulan D/8 diye bilinen temelinde İslam Birliğini sağlamayı amaçlayan kuruluş bile yıllardır bir sembol olmaktan öteye gidememiştir.

Sorunlarımızın çözümü için ilk önce sorunlarımızın ne olduğunu bilmemiz gerekir. Mesela hazırlanan sözde barış planının bir tanesi; “İbadet özgürlükleri temin edilecek” maddesidir. Bu maddenin açılımında ise İsrail’de mevcut olan ama Filistin’de olmayan ibadet özgürlüğü herkes için temin edilecektir” denilmektedir. Bu maddenin altında yatan Siyonist plan ise bu gün Mescid-i Aksa’ya baskın olarak kabul edilen Yahudilerin girişinin bu madde ile yasal hale getirilmesi, ardından da Halilürrahman Camiinde olduğu gibi ilk etapta Aksa’nın ikiye bölünüp bir kısmının Sinagog olarak kullanılmasının planı yatmaktadır.

Çözümün ilk adımı fert olarak kendimizle başlar. Bizler ilk önce fertler olarak genelde İslam Dünyasını, özelde Filistin, Kudüs ve Mescid-i Aksa’yı iyi tanıyacağız. Sonra etrafımızdan başlayarak tanıtılması için gayret gösterecek toplumu harekete geçireceğiz. Bu konudaki STK ve benzeri kuruluşlar ile yapılması gerekenleri dile getirecek ve Devletin de bu konuda adımlar atmasına vesile olacağız. Yani yeni Ömer’ler yeni Selahattin’ler beklemeyi bırakacak hepimiz bir Ömer, hepimiz bir Selahattin olacağız ki İslam Birliği sağlansın Kudüs ve Mescid-i Aksa özgürlüğüne kavuşsun ve bütün dünyaya huzur ve saadet gelsin.

Bu olabilir mi?

Elbette olabilir bunun yolu da bu şuur ve bilinçle çalışmaktan geçer.

Özgür Kudüs ve Özgür Mescid-i Aksa’da buluşmak dileğiyle.”

Kaynak: Özgün İrade Dergisi
 




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —