Dr. Rashid Khalidi, 50 yıl boyunca en prestijli Amerikan üniversitelerinde dersler vermiş olan Filistin asıllı Amerikalı bir tarihçi. 7 Ekim 2023’teki Hamas saldırılarının ardından İsrail’in Gazze’ye başlattığı savaş devam ederken Columbia Üniversitesi’ndeki Modern Arap Çalışmaları Kürsüsü’nde Emeretus Profesör sıfatıyla görev yapmaya devam ediyordu. 2024’te emekli oldu ancak ders vermeye devam etmesi istendi. Ne zaman ki Columbia Üniversitesi yönetimi ABD Başkanı Donald Trump’ın finansmanı kesme tehdidi üzerine anlaşmaya giderek akademik özgürlük sınırlarını daraltma kararı aldı, Khalidi kamuoyuna açık bir mektupla istifa etti.
Filistin davasının ABD’deki en kuvvetli entelektüel seslerinden biri olan Khalidi gençliğinde bir dönem Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) saflarında mücadele etmiş ama ileriki yıllarda akademik çalışmalarında bu hareketi çokça eleştirmiş birisi. Türkiye’yi de yakından takip ediyor, sadece burada dostları olduğu için değil, kökleri Osmanlı’ya giden bir ailenin mensubu olduğu için de. Büyük büyük amcası, Kudüs mebusu olarak Meclis-i Mebusan’da iki dönem görev yapan Halidazade Yusuf Ziya Efendi.
Khalidi geçen hafta iki ayrı kitabın tanıtım konuşmaları için İstanbul'daydı. 2020’de ABD’de yayımlanan “Filistin'e Karşı Yüz Yıllık Savaş: Yerleşimci Sömürgeciliği ve Direnişinin Tarihi” kitabı nihayet Türkçe'ye Utku Özmakas tarafından çevrildi ve İletişim’den yayınlandı. Tercümenin editörlüğünü yapan kişi de geçen günlerde tutsaklığının sekizinci yılını dolduran Osman Kavala. Türkçe baskı için son iki yılda yaşananlar üzerinden bir sonsöz ekleyen Khalidi, Kavala’nın harika bir iş çıkardığını düşünüyor. Osman Kavala’nın cezaevinde kendi derdini bir yana koyup bu kadar yoğun bir Filistin çalışması yapabilmiş olması ise başlı başına bir konu. Düşünceye de, entelektüel faaliyete de kilit vurulamıyor işte.
Rashid Khalidi’nin akademik birikiminden etkilenerek çalışmalarını Türkiye’ye taşımak için insiyatif alan bir başka isim ise Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç olmuş. 2021’de Ramallah’ta açılan “Kuşbakışı Filistin” sergisinden dostu Prof. Dr. Zeynep Çelik sayesinde haberdar olan Ömer Koç, sergiyi yeni bir kürasyonla İstanbul’a getirmek istemiş. Beyoğlu’ndaki Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi’nde açılan serginin Yapı Kredi Yayınları tarafından basılan kataloğuna Khalidi de katkı vermiş. Ömer Koç’un katalog için kaleme aldığı önsözdeki şu cümleleri sergi vesilesiyle geçen hafta düzenlenen programdaki konuşma sırasında sorduğu sorular gibi keskin: “Gazze’de böyle bir soykırımın gerçekleşmesine izin veren Batı’nın ikiyüzlülüğü ve insaniyetten uzak tavrı, şoke edici olmanın çok ötesindedir.”
Rashid Khalidi’nin on yıllardır anlatmaya çalıştıklarını merkeze taşıyan ve İsraillilerin Holokost’u gerekçe göstererek bir biçimde 77 senedir baskıladığı eleştirileri ve öfkeyi dünya başkentlerine taşırıp sele dönüştüren İsrail’in kendisi oldu. Bambaşka dünyalardan iki Türk iş insanının, muhtemeldir ki birbirinden habersiz olarak, Khalidi’nin çalışmalarının ülkemizde daha iyi takip edilmesi için ön ayak olması her açıdan iyi haber. Filistin’i bir siyasi dava olarak görmek değil, insan olmanın gerektirdiği biçimde okuyup anlamak lazım her şeyden önce… Siyasi görüşünüz ne olursa olsun.
“New York dünyanın en büyük Yahudi şehridir, bir Müslümanın belediye başkanı seçilebilmiş olması ABD toplumundaki değişimin göstergesi”
-Dünya, bir haftadır New York’un yeni Belediye Başkanı seçilen Zohran Mamdani’yi konuşuyor. Hem göçmen hem Müslüman hem de açıkça ‘sosyalistim’ diyen biri küresel kapitalizmin merkezlerinden birini yönetecek. Bunun ABD iç siyaseti açısından ne anlama geldiğinden ziyade uluslararası bir perspektiften ne anlama gelebileceğini konuşmak istiyorum bugün sizinle. New York özellikle 18. Yüzyıldan itibaren gerçek manada bir göçmen şehri. Ama aynı zamanda Yahudilerin dünyada başkentlerinden biri dersek bir hata yapmış olmayız herhalde.
Evet, New York dünyanın en büyük Yahudi şehridir.

-New Yorkluların çoğunluğunun, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun New York’a girmesine izin vermeyeceğini, girmeye çalışırsa tutuklatacağını söyleyen birine oy vermesine neden olan psikolojik arka planı anlatır mısınız? Ve bunun ne kadarı Amerikalıların Filistin meselesinde yaşamaya başladığı politik uyanışla da ilgili?
Filistin’in, New York seçimleri özelindeki önemini abarttığımızı düşünüyorum. Mamdani, Filistin hakkında hiçbir şey söylemeseydi bile muhtemelen yine de seçilirdi. Çözmeyi vaat ettiği alanlar vatandaşların karşı karşıya kaldığı sosyal sosyal kısıtlamalardı, yani hayat pahalılığı, barınma ve ulaşım sorunları gibi bir belediye başkanının öncelikli sorumluluk alanına giren konularda çözümü konuştu kampanyası boyunca. Ancak onun gibi göçmen kökenli, esmer tenli ve Filistin yanlısı bir Müslüman’ın New York’ta seçilebilmesinin, Cumhuriyetçilerin geldiği noktaya karşı bir tepkinin işareti olduğunu düşünüyorum. Cumhuriyetçi Parti neredeyse tamamen göçmen karşıtı, renkli ten karşıtı ve İsrail yanlısı bir merkez haline gelmiş durumda. Bence bu New Yorkluların bu pozisyonu almasında temel etmen oldu.
Yani Mamdani’nin seçilmesindeki asıl etken Filistin konusunda aldığı pozisyon değildi. Dolayısıyla özellikle uluslararası gözlemcilerin Filistin etkisini abarttığını düşünüyorum. Evet çok sıkıştırılsa da Filistin’e desteğinden asla vazgeçmedi ama bunun yüzünden seçilmedi. Bunu söylemekle birlikte, şu gerçeği de teslim etmem lazım; bundan 20 yıl önce, hatta belki 10 yıl önce onun Filistin hakkında söylediklerini söyleyen hiç kimse seçilemezdi. Dolayısıyla Mamdani’nin seçilmesi kuşkusuz ABD toplumundaki bir değişimin göstergesi. Özellikle gençler arasında büyük bir değişim yaşanıyor. Hem de rakamlar çok yüksek. 1962'den beri ilk kez bir belediye başkanlığı seçiminde bir aday bir milyon oy aldı. Çünkü gençlerin coşkusunu harekete geçirebildi. Bunun sebebi kısmen vadettiği programdı kısmen de Filistin’di. Çünkü bugün Amerika Birleşik Devletleri’nde Filistin’e ve Filistinlilere yapılanlar konusunda en ateşli olanlar ve İsrail’i en çok eleştirenler gençler.
“Zohran yüzüğü öpmeyi reddetti, oysa bugüne kadar tüm Demokrat ya da Cumhuriyetçi adaylar o yüzüğü öpmüştü”
-Aslında ABD seçimlerinde genelde dış politika konu bile değildir, özellikle de eyalet seçimlerinde hiç değildir.
New York hariç. Biliyorsunuz bizde bir televizyonda münazara geleneği vardır. Adaylar birlikte canlı yayına çıkar ve en zor soruları yanıtlamaya çalışır. Ben bildim bileli New York belediye başkan adaylarının münazarasında hep şu soru vardır; “İlk yurt dışı ziyaretinizi nereye yapacaksınız?” Bütün adaylar da “Tel Aviv” diye yanıt verir. Zohran Mamdani, Tel Aviv’e gitmeyeceğini söyledi. Oysa bugüne kadar sağcı, solcu, Cumhuriyetçi, Demokrat her aday her zaman o yüzüğü öptü, İsrail lobisinin kendilerinden söylemesini istediği şeyleri söyleyerek seçime gittiler. Zohran yüzüğü öpmeyi reddetti. Evet bu büyük bir değişimdir.
“Wall Street’in tamamı Mamdani’nin rakiplerine para akıttı ama işe yaramadı”
-Yahudi lobisiyle birlikte çalışan bir dizi milyarder Mamdani’nin rakiplerini desteklemek için toplamda 22 milyon dolardan fazla para harcadı. Sadece Michael Bloomberg’ün Demokrat Parti ön seçimlerinde Cuomo’yu desteklemek için 8 milyon dolar bağışta bulunduğu hesap ediliyor.
Tüm emlak camiası, Wall Street’in tamamı bunu yaptı. Yani bu cenahtaki Yahudi ve Yahudi olmayan herkes. Ama işe yaramadı, hem de hiç.
“ABD siyasetinde hâlâ para konuşuyor ama küçük bağışçılarla da büyük meblağlar yakalanabiliyor”
“Obama da bunun örneğiydi Mamdani de bunu örneği oldu”
-ABD’de siyasetin finansmanında bu aktörlerin hayati rol oynadığını biliyoruz. Zohran Mamdani’nin onlara rağmen seçimi kazanabilmiş olması, ABD siyasetini dizayn eden ‘büyük para’ faktörünün artık eskisi gibi çalışmayabileceğini söylemek için erken mi?
Evet erken çünkü ABD siyasetinde paranın konuşması durumu, şirketlerin bireylerle aynı haklara sahip olduğunu söyleyen Yüksek Mahkeme kararı değişene kadar değişmez. Bernie Sanders ve Barrack Obama da kampanyalarında küçük bağışlarla büyük miktarda para toplamışlardı. Obama da çok pahalı bir kampanya yürütebilmişti, hem de çoğunlukla büyük bağışçılardan para almadan. Zohran’da da bunu gördük. Para Amerikan siyasetinde hala son derece önemli. Ama küçük bağışçılardan büyük meblağ toplayarak seçim kazanabilenler olabiliyor. Bu durum, büyük bağışçıların her şeyi kontrol etmediğini ortaya koyuyor sadece. Eğer Sanders’ın ve Obama’nın başlangıçta yaptığı gibi ve Zohran’ın şu anda yapmakta olduğu gibi insanları heyecanlandırma yeteneğiniz varsa, bir kampanya yürütebilirsiniz. Küçük bağışçılardan büyük miktarda para toplayabilirsiniz. Benim New York’ta tanıdığım herkes Mamdani kampanyasına bağış yaptı. Ve günün sonunda Mamdani’nin ihtiyacı olandan fazla parası oldu. Televizyon kanallarını reklamlarla kaplayabildi. Mamdani’nin her yerde Cuomo kadar reklamı vardı.
“Netanyahu’yu tutuklayabileceğini sanmam, talimat verse de polis uygulamaz zaten NY polisi Mamdani’nin en büyük sorunu olacak”
-Netanyahu mesela her sene olan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarına katılmak üzere New York’a gidemeyecek mi? Mamdani söylediği şeyi hakikaten de yapbilir mi?
Hayır, sanmıyorum. Nihayetinde Netanyahu’nun diplomatik dokunulmazlığı var. Ne olacağını göreceğiz. Ama Mamdani böyle bir talimat verse bile New York polisinin bu talimatı yerine getireceğini sanmıyorum. Zaten polis Mamdani açısından başlı başına bir konu olacak, en büyük sorunlarından biri olacak gibi gözüküyor polis teşkilatı.
“Columbia Üniversitesi ABD’deki öğrenci hareketinin merkezi oldu ama hareket şiddetle bastırıldı”
-ANAMED’de Zeynep Çelik ile birlikte yaptığınız ‘Kuşbakışı Filistin: Bir Serginin Düşündürdükleri’ konuşmasında ders verdiğiniz Columbia Üniversitesi’ndeki öğrencilerinizin düşünce dünyasından örnekler verdiniz. Malum Columbia Üniversitesi’nde okuyanlar, 7 Ekim 2023’deki Hamas saldırısından sonra İsrail’in Gazze’ye yönelik başlattığı topoyekun savaşa karşı protestolarda çok mühim bir tetikleyici rol oynadı.
Columbia Üniversitesi, ABD’deki öğrenci hareketinin merkezi oldu.
-Ve bu sebeple de bazı öğrenciler tutuklandı, bazı meslektaşlarınız okuldan uzaklaştırıldı. Şu anda durum nedir? Trump yönetimi öğrenci hareketini öldürmeyi başardı mı?
Hareket şiddetle bastırıldı, buna hiç şüphe yok. Kampüsü kilitli bir ortama dönüştürdüler. Elektronik girişiniz var. Kimliğiniz yoksa kampüse giremezsiniz. Kampüse girdiğiniz anda ise çiplerle elektronik olarak takip ederek tam olarak nerede olduğunuzu biliyorlar. Herkesi gerçek zamanlı takip ediyorlar.
“Kampüsü asgari güvenlikli bir hapishaneye çevirdiler Amerika’daki diğer üniversitelerde de durum aynı”
-Columbia Üniversitesi adeta Pentagon gibi bir yer haline geldi desenize…
Silahlı güvenlik görevlileri yok ama kampüs güvenliği için çalışan iri ve korkuç tavırlı insanlardan oluşan yepyeni bir grupla okulu asgari güvenlikli bir hapishaneye dönüştürdüler. Kampüs güvenliği eskiden, sizin benim gibi, çoğu yaşlı ve merhametli insanlardan, emekli polislerden falan oluşuyordu. Şimdi ise çok sert karakterler görevde. Bu arada zaten öğrencilere yönelik disiplin soruşturmaları ve üniversitenin Trump yönetimiyle yaptığı anlaşmaların caydırıcı etkisi bence hareketi büyük ölçüde bastırdı. Hâlâ bir miktar aktivizm yine de var. Mesela her pazartesi tutuklanan öğrencilere destek olmak için fakülte nöbeti düzenleniyor. Herkes siyah giyiyor, öğrencilerin fotoğraflarını taşıyorlar. Kampüste bazı küçük öğrenci eylemleri oluyor ancak izin almaları gerekiyor. İzin almak çok zor. Etkinlik düzenlemek çok zor. Size alan vermiyorlar. Bu baskı bir ölçüde protestoları azalttı. Tabii Gazze’de savaşın önceki yıla göre çok daha az yoğun olması da bir etken. Bu tespitlerim sadece Columbia kampüsü için değil, her kampüs için geçerli. Çünkü Columbia’da aldıkları tedbirleri ABD’deki tüm üniversite kampüslerinde aldılar.
“Gazze’de barış olduğu yok, sadece daha az insan öldürülüyor”
-Bu arada “Gazze’de savaşın geçtiğimiz yıla kıyasla daha az yoğun olduğu için gibi bir cümle kurdunuz. Kağıt üzerinde ABD Başkanı Trump’ın damgasını taşıyan bir ‘barış’ olmadı mı?
Ne barışı? Hiçbir şey olduğu yok. Sadece daha az insan öldürülüyor, belki yetersiz beslenme de bir miktar azaldı, o kadar.
“Türkiye dahil hiçbir ülke Gazze’deki savaşı durdurmak için yapabilecekleri şeylerin hiçbirini yapmadı”
-Şarm el Şeyh’de dünya liderlerinin Donald Trump’ı çevrelediği ve bir anlamda İsrail ile Hamas arasındaki ateşkesin garantörleri haline geldiği tablo hakkında ne düşünüyorsunuz? Önde gelen İslam ülkelerinin devlet başkanları da oradaydı, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan da. Onların mevcudiyeti ne işe yaradı?
Bu hükümetlerin hiçbiri savaşı durdurmak için hiçbir şey yapmadı, Türkiye de dahil. Türkiye, Endonezya, orada bulunan Arap ülkeleri, Arap olmayan ülkeler, hiçbiri hiçbir şey yapmadı. Belki Beyaz Saray’da kapalı kapılar ardında bir şeyler fısıldadılar ama gerçekte yapmaları gereken şeyleri yapmadılar. Sanırım savaşın sona ermesinden veya en azından bir ateşkes görmekten mutluydular. Ve bunun için gidip Trump’ın yüzüğünü öpmeye, onunla birlikte durmaya ve anlaşmayı imzalamaya istekliydiler. Çünkü Amerika Birleşik Devletleri İsrai’i durdurmasaydı, İsrail asla durmazdı. Ve durmayabilir de, tekrar başlayabilir. Hala her gün insanları öldürüyorlar.
“Mesela Türkiye, Azerbaycan’ın İsrail’e kendi üzerinden petrol satmasına izin vermeyebilir”
-Türkiye ve diğer ülkeler İsrail’I durdurma adına gerçekte ne yapabilirlerdi ama yapmadılar? Siz de söylüyorsunuz, ABD gibi bir süper güç dahi duruma mukayyet olamadı bazı noktalarda?
Azerbaycan’ın İsrail’e Türkiye üzerinden petrol satmasına izin vermeyin. Yapabileceğiniz milyonlarca şey var. Mısırlılar güvenlik iş birliğini durdurabilirdi. Ürdünlüler keza. Birleşik Arap Emirlikleri, İsrail’in ülkesindeki büyükelçiliğini kapatabilirdi.
-Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Azerbaycan’ı buna ikna edebileceğine inanıyor musunuz?
Belki değil. Elbette bunlar size pahalıya mal olacak eylemler. Amerikalılar kızacak, İsrailliler kızacak. Türkiye özelinde bir de Azeriler kızacak. Ama maliyeti olan bu eylemlerin her birinin İsrail’e maliyeti daha büyük olurdu. Ama kimse bunu yapmaya istekli değildi. Bazı Avrupa ülkeleri küçük yaptırımlar uyguladı ama çok yetersiz hamlelerdi. İsrail tanklarının motorları Almanya’da üretiliyor. İsrail F-35’lerinin İngiltere, Almanya ve Hollanda’da üretilen parçaları var. Hiçbirinin üretimi durdurulmadı. Yani kimse gerçekten yapılabileceği şeleri yapmadı. olanı yapmadı.

