Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Fehim Taştekin; Petrol sarhoşluğu yeniden

rdoğan bir tarafından ‘aile meselesi’ haline gelmiş petrolü, şimdi güvenli bölge projesi için yakıta dönüştürmeye çalışıyor.

Türkiye için petrol dosyası iştah kabartıcı bir ukde ama aynı zamanda yakıcı. Erdoğan bir tarafından ‘aile meselesi’ haline gelmiş petrolü, şimdi güvenli bölge projesi için yakıta dönüştürmeye çalışıyor. Masaya konulan "TOKİ seferberliği" için uluslararası finans çalışmıyor. Şimdi mali kaynak olarak petrolü gösterip önü kesilmiş askeri operasyonu ilerletmek ve yarım kalan hayallerine yol açmak istiyor. Fakat Erdoğan “Petrol” dediği zaman muhatapları da IŞİD’le alışveriş ve kaçakçılık hatlarını hatırlatıyor.

Hakikat gıcırdaya gıcırdaya kapıdan teşrif ediyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan “Petrolü gelin beraber çıkaralım” diye seslendi. Böylece 8 yıldır “ahlakçı” kisveyle kafamıza çalınan Suriye davasının neft ile ilişkisi kurulmuş oldu. Çok değil 15 gün önce “Sizin gibi sömürgeci güç değiliz” vurgusunu “Bizden başka herkesin öncelikli amacı petrol” diyerek yapmıştı. Zinhar, kendisi için istemiyor! Sadece sığınmacıları düşünüyor! Petrolün geliriyle TOKİ binalar dikecek, sığınmacılar buralara yerleştirilecek. Bu sayede Kürt kemeri olacak Arap kemeri. Kürtlerin liderliğindeki özerkliğin hayat damarı kuruyacak. Ve bir de ganimetler faslında Türk ekonomisi aradığı iksiri bulacak.

Petrol herkesi ayartıyor, istisnası yok.

Ve petrol her koşulda akıyor, geçmedik delik bırakmıyor.

2014’te Suriye’de Tenek, El Ömer, Tabka, Harata, Şula, Teym, Verd ve Raşid gibi petrol sahaları IŞİD’in eline geçtiğinde petrol kendine üç istikamet bulmuştu: Hatay’ı çevreleyen kaçakçılık hatları, (Irak) Kürdistan güzergâhı ve Suriye devletinin kontrolündeki bölgelerde Humus ve Banyas rafinerileri.

Hacıpaşa, Sarsarin, Beşaslan, Güveçci, Cilvegözü gibi noktalardan Türkiye’ye mazotun nasıl sokulduğunun yakın tanığıyız. Buralardaki operasyonlar devletin bilgisi dahilinde kaçakçıların işiydi. İktidar ya da bağlantılı şahısların alıcı veya aracı olduğu operasyon ise Irak Kürdistan’ı üzerinden yürütülüyordu. IŞİD’in kuyularından tankerlere doldurulan petrol Dohuk ve Erbil’e taşınıyor, buralarda Kürt petrolüne karıştırılıyor ve Türkiye’ye sevk ediliyordu. Bir kısmı Türkiye’de rafine edilen Kürt petrolünün en büyük alıcısı İsrail idi. Financial Times’a göre o dönem İsrail’in ihtiyacının yüzde 77’sini Kürt petrolü karşılıyordu. Kürt petrolündeki IŞİD petrolünün payı meçhuldü.

İddiaya göre, AKP hükümetinin 2011’de tanker taşımacılığında tekel hakkını verdiği Powertrans 2014-2015’te IŞİD petrolünü Türkiye’ye taşıyan şirketti. Bir süre sonra Powertrans ile damat Berat Albayrak arasındaki bağlantılar gündeme gelmişti. Redhack’e atfedilen bir sızdırma olayıyla ortaya çıkan e-postalarda Albayrak’ın Powertrans’taki maaşlar ve personel ile ilgili yazışmaları yer alıyordu. Mesele TBMM’ye taşınmış, iddialar şiddetle yalanlanmış ama sorular yanıtsız kalmıştı. Türkiye’nin Kasım 2015’te Rus uçağını düşürmesinin ardından Rusya yüzlerce tankeri havadan vurup uydu görüntüleri eşliğinde sevkiyatı ifşa edince bu tatlı akış dokunulmazlığını yitirmişti. Rus Savunma Bakan Yardımcısı Anatoli Antonov, Erdoğan ve ailesini bu ticarete ortak olmakla suçlamıştı. Türkiye’nin Suriye’de Rus katarına binmesiyle Moskova dosyayı rafa kaldırsa da Antonov’un konuşması hâlâ Savunma Bakanlığı’nın sitesinde duruyor.

***

Daha sonra aktörler değişti ama değişmeyen tek şey petrolün akışıydı. Petrol kuyularının önemli bir kısmı 2017’den itibaren Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) eline geçti. Yeni durumda içeride Suriye hükümeti en büyük alıcı pozisyonunu sürdürdü. Suriyeli Milletvekili Husam Katırcı’ya ait Katırcı Grubu petrolü bu kez IŞİD’den değil SDG’den alarak Humus ve Banyas’a taşıyordu. Türkiye’nin kontrolündeki El Bab-Cerablus hattındaki akış da kesilmedi. Sınır ötesi sevkiyatta da Kürdistan hattı işlemeye devam etti.

Kürdistan tarafına akan petrolle ilgili sessizlik ise geçen ay bir Amerikan itirafı ile bozuldu. 23 Kasım’da Halifax Güvenlik Forumu’nda ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Robert O’Brien, Kürtlerin yaptırımları delerek Suriye yönetimine petrol sattığı hatırlatılınca Ankara’yı da köşeye sıkıştıracak bilgileri açığa vurdu:

“Petrolün bir kısmı rejime gidiyor. Bir kısmı yerelde kullanılıyor. Bir kısmı Irak Kürdistanı’na, bir kısmı da Türkiye’ye gidiyor. Ancak burada can alıcı nokta petrolün nereye gittiği değil, gelirin nereye gittiğidir.”

Al Monitor’dan Amberin Zaman bunu genişçe yazdı. Trump yönetiminden eski bir yetkili, Al Monitor’a “Irak Kürdistanı’na giden petrolün günde yaklaşık 300 tanker olduğuna inanıyoruz” diyor. Semelka’dan petrol sevkiyatı için Kürdistan yönetimi ile Suriyeli Kürtler arasında bir anlaşmaya aracılık ettiklerini de söylüyor.

Yani Türkiye askeri harekâtla ezmeye çalıştığı bir tarafın finansmanına dolaylı da olsa katkı sunuyor. Geçmişte varili 15-20 dolara yani üçte bir fiyatla Habur-Silopi hattında IŞİD için işleyen ‘tankerci mekanizması’ şimdi SDG için geçerli. Trump, Suriye siyasetini “petrole bekçilik” misyonuna oturtmasaydı belki bu mesele bir süre daha saman altında kalacaktı.

***

Erdoğan’ın petrolle ilgili talebi başka bir gelişmeyle de çakışıyor: Yerel kaynaklara göre Suudilerin petrol şirketi ARAMCO’dan bir ekip 13 Aralık’ta Erbil üzerinden helikopterlerle El Ömer sahasına gitti. Mühendis ve teknisyenlerden oluşan 15 kişilik ekipte Mısırlılar da vardı. Ekibin görevi üretimi artırmak ve eğitim vermek. Suudiler ve Mısırlıların petrol işine el atması, SDG heyetlerinin kasımda Riyad, Abu Dabi ve Kahire’yi kapsayan temaslarının ardından geldi. Bu ziyaretlerin Abu Dabi ayağında SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi de vardı. Kürt tarafı bu konuda konuşmak istemiyor. Ancak bütün bu gelişmeler, Trump’ın petrol sahalarını kontrol etmek için Suriye’de 600 kadar asker bırakma kararının gölgesinde gerçekleşiyor. Malum Trump “Petrol çok değerli. Biz de bir miktar alabilmeliyiz. Ve planladığım şey belki de, Exxon Mobil veya harika şirketlerimizden biriyle bir anlaşma yapıp, oraya gidip, bu işi düzgünce yapmak” demişti.

Trump’a bunu söylettiren Amerikan stratejisi gasp ve sabotaj denklemi üzerine kurulu:

 Suriye’nin petrol yataklarının yüzde 70’ini barındıran bölgenin Suriye devletinin kontrolüne geçmesi önlenecek.

 Suriye tahıl ambarı Cezire’den mahrum bırakılacak.

 Yaptırımlarla Suriye ekonomisi çökertilecek.

 Ülkenin yeniden inşa çalışmaları baltalanacak.

 Ülke topraklarının neredeyse üçte biri Şam ve müttefiklerine karşı kart olarak kullanılacak.

Bu stratejinin bir tarafında da Şam’la diplomatik ilişkilerin normalleşmesini önlemek var. Türk müdahalesine kızıp da Şam’a elçi göndermek isteyen Arapların kulağı hemen çekildi.

Trump’ı bu stratejide ikna edenlerin İsrail lobisi olduğuna dair alternatif Amerikan medyasında iddialar mevcut.

Trump belki önce ARAMCO’yu, ardından Exxon Mobil’i işin içine sokmayı planlıyor ama Rusya da Şam’la yaptığı anlaşmalarla petrolü bir savaş tazminatı olarak garantiye alıyor. Geçen eylülde Mercury ve Velada adlı Rus şirketleriyle ülkenin kuzeydoğusundaki petrol sahaları ile Şam’ın kuzeyinde bir doğalgaz havzasında arama ve üretim çalışmaları için anlaşmalar imzalandı. Bu üç anlaşma 16 Aralık’ta Suriye Parlamentosu’nda onaylandı. Stroy Trans Gas da 2017’de Tartus ve Banyas kıyılarında petrol ve doğalgaz, Humus’ta petrol ve Palmira’da fosfat çıkarma projelerini üstlenmişti. Yine Soyuz Nafta Gas, 2013’de Suriye ile deniz yetki alanlarında petrol ve doğalgaz arama için 25 yıllığına anlaşmıştı. Şark’ul Avsat’a göre Zarubezhneft, Zarubezh Geology, STG Engineering gibi Rus şirketleri de petrol arama, sahaların yenilenmesi ve rafinerilerin bakımı için anlaşmalar imzaladı.

***

Petrolün Suriye krizinin merkezine sokulması savaşın yönünü ve niteliğini etkileyebilir. 26 Kasım’da El Bab ve Cerablus’da petrol tankerlerinin kimliği belirsiz uçaklarla vurulması petrol savaşıyla ilgili bir ön hatırlatmaydı.

Rusya anlaşmaları Suriye yönetimi ile yapıyor olması nedeniyle bir meşruiyet sorunu yaşamıyor. Haliyle çıkarlarını yarına taşımakta ve uluslararası alanda savunmakta zorlanmayacaktır. ABD ise işgalci ve gaspçı konumunda. Ayrıca petrol sahalarına bekçilik, ABD’nin pozisyonunu uluslararası alanda zayıflattığı gibi sahada askeri varlığını ‘sabotajlara açık’ hale getiriyor.

Türkiye için petrol dosyası iştah kabartıcı bir ukde ama aynı zamanda yakıcı. Erdoğan bir tarafından ‘aile meselesi’ haline gelmiş petrolü, şimdi güvenli bölge projesi için yakıta dönüştürmeye çalışıyor. Masaya konulan “TOKİ seferberliği” için uluslararası finans çalışmıyor. Şimdi mali kaynak olarak petrolü gösterip önü kesilmiş askeri operasyonu ilerletmek ve yarım kalan hayallerine yol açmak istiyor. Fakat Erdoğan “Petrol” dediği zaman muhatapları da IŞİD’le alışveriş ve kaçakçılık hatlarını hatırlatıyor.

Petrol, Kürtleri de çetin bir denklemin içine çekiyor. Güçlü bir pazarlık kartı gibi cazip geliyor. Ancak özerk yönetim ve savunma çatısının sürdürülebilirliği artan oranda petrole bağlanıyor. Bu ilinti bugünü kurtarsa da dış güçlere bağımlılığı artırıyor, yarattığı ‘güven’ hissine rağmen özerklik projesini kırılganlaştırıyor ve Suriye’nin geri kalanıyla birlikte ortak gelecek tasavvurunu sakatlıyor.



Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


YAZARLAR

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

HABERLER