Fay hattında vicdan ve cüzdan muhasebesi

Yeni Şafak Gazetesi'nden Yaşar Süngü'nün deprem olgusu üzerinden, insanda bulunan iyi ve kötü hallere yönelik analizi...

Fay hattında vicdan ve cüzdan muhasebesi

fetler bize bir şey söyler ama onun dilinden anlıyorsak.

Deprem, sel, kasırga gibi afetlerde vicdanlar cüzdanların önüne geçer.

İnsan olduğumuzu, insani davranışları bu türden afetlerde (Daha çok) hatırlarız.

Vicdanları cüzdanlarının önüne geçen insanlar böyle havalarda ortaya çıkar.

Bu tür durumlarda sokakta, işyerinde, okulda yani her yerde rastlayabilirsiniz.

Kimisi eğitimlidir, kimisi eğitimsiz.

Zengin olanı da vardır yoksul olanı da.

Genç yaşlı, kadın erkek her yaşta bulunur.

Her ırktan her milletten, farklı inançlara sahip her toplumda görebilirsiniz o tür davranışları.

Neden bahsediyoruz?

İnsanlıktan.

İnsan olmak, insan olarak kalabilmek, insana yakışır şeyler yaparken yorulmanın değeri parayla, makamla ölçülmez.

O uğraşın, gayretin dayanılmaz bir hafifliği ve doyumu vardır.

Nerede?

İnsan ruhunda.

**

Kimilerinin cüzdanlarının bozuk para kısmında saklanır vicdanlar.

Bu doğal afetler bile bozuk para yerine geçen vicdanları büyütemez.

Onlar çok olduğu için dünyanın düzeni hep bozuktur.

Onlarla mücadele etmenin en kolay ve kısa yolu vicdanları cüzdanlarının önüne geçen insanları çoğaltmaktır.

Ve onların hikayelerini anlatmaktır.

İşte sosyal medyada paylaşılan iki örnek;

**

Amerika Birleşik Devletleri’nin doğu eyaletlerinden biri olan Tennessee eyaletinin başkenti Nashville’de Latin dili öğretmenliği yapanEllis kanserle girdiği mücadeleye yenik düşer.

Hayata gözlerini yumduğu son aya kadar tam zamanlı çalışmaya devam eder.

Ölümünden birkaç gün evvel tüm öğrencileri ve çalışma arkadaşları kendisine büyük sürpriz yaparlar.

400 kişilik bir grup evinin önünde toplanırlar.

Ve hep birlikte sevdikleri bir şarkıyı söylemeye başlarlar.

O da pencereden grubun söylediği şarkıya eşlik eder.

Bu davranışın hastaya olan desteği parayla ölçülebilir mi?

**

İkinci örnek de sosyal medya paylaşımlarından;

Gece saat 02.00, taksi durağına bir abla geldi.

“Abi ne olur çocuğum çok ateşli, bizi hastaneye götürsen ateşi düşer belki. Ama cebimde sadece 7 TL var, söz çalışır öderim iki güne kadar”.

Zaten iş de yok, siftah etmedim.

Var bundan da bir hayır diye düşünüp, hemen atla abla yetişelim hastaneye dedim.

Doktor çok acil müdahale etti.

Serumlar, iğneler derken meğer çocuğun nefesi kesilmek üzereymiş, biraz daha geç gelsek ölebilirmiş.

Tam 4 saat annesi ayakta bekledi.

Bir defa olsun ne bir yudum su içti ne de nefes aldı sanki.

Aslında benim işim bitmişti ama nedense çekip gitmek içimden gelmemişti.

Neyse çıktık tekrar yola, çocuk iyi olunca.

Önce ilaçlarını aldım eczaneden, sonra evlerine geldik.

Ben aldım çocuğu kucağıma içeri kadar taşıdım.

Şöyle bir etrafa baktım.

Tek bir oda, bir yatak, küçük bir tüp var.

Tencere var ama buzdolabı yok.

Ekmek var ama bir litre sıvı yağ yok.

Abla dedim, sen nasıl bu hale geldin?

Eşinden kaçmış, bu eve sığınmış, cebindeki para ile ilk kirayı yatırmış.

Ev sahibi de yaşlı teyzeymiş acımış, kendinden bir yatak, bir halı ve küçük tüp vermiş.

“Çalıştıkça eksiklerini alırsın” demiş.

Abla da iffet sahibi, konuşurken yüzüme bakmıyor.

Ben de aslında taksici değilim.

Geçen ay işten çıkarılmış idim.

Çalıştığım firma kapandı.

Cebimde de 2.900 TL para var.

Kızımın biriktirdiği de içinde, ona bilgisayar alacağım.

Ama nasıl bırakayım şimdi bu abla ve çocuğunu?

Ellerim titrese de kulak verdim içimden gelen sese.

Zar zor ikna edip ablaya verdim ikibin TL.

Gitti bizim bilgisayar parası.

Koltuğa oturup, kontağı çevirmeden önce “Allah’ım dedim. Sen her şeyi bilensin, bana bir çıkış yolu gösterirsin”.

Bütün duam bu kadardı.

Arabayı teslim etmeye dönerken telefonum çaldı.

Bizim gibi işten çıkarılan Mustafa abi aradı.

“Müjdemi isterim kardeşim. Tazminatlar hesaba yatmış” dedi.

Tazminatım 27 bin TL idi.

Çektim, bilgisayarı da hediye paketi yaptırdım.

Yarın ablaya ilk işim buzdolabı almak olacak.

Biliyorum Allah bana da yeni bir iş kapısı açacak…

**

Bir hikayede Sadi Şirazi’nin Bostan ve Gülistan’ından;

Su içerken gül kokusu almış.

Hal diliyle suya sormuş.

Su; “Koku benden değil testiden” demiş.

Testiye sormuş

o da “Toprağımdan” demiş.

Toprağa sorunca aldığı cevap da şu olmuş;

Ustam beni bir gülün dibinden aldı

Bu sudaki koku o gül ile bir süre devam eden beraberlikten.

Sizde iyilerle beraber olun misk gibi kokun.

**

Manisa depreminin ardından Elazığ ve Malatya’da meydana gelen afetle sarsıldık.

Dualarımız ve maddi ve manevi desteklerimiz afetten zarar görenlere.

Herkese geçmiş olsun.