Farkında olmadan değerler eğitimi

Mahmut Toptaş, Müslüman ailelerin, kendi evlatlarını, ta çocukluktan itibaren çeşitli vesilelerle değerler eğitiminden geçirdiklerini ve bunun aynı zamanda kişide kalıcı olduğunu vurguluyor.

Farkında olmadan değerler eğitimi

Birbirini tanıyan ateistle deist karşılaşsalar.

Ateist, deiste “Maşşallah, din değiştirmişsin. İslam’dan uzaklaşmışsın, bize yaklaşmışsın.” dese.

Deist cevap verse, “Allah korusun. Senin gibi inkârcı olmaktansa ölmeyi tercih ederim” gibi konuşurlar zannederim.

Çünkü gayrimüslim vatandaşlarımızdan televizyonda konuşanları bile “Maşşallah, inşallah, Allah korusun” gibi İslami kelimeleri kullanırlar.

Bunlar, İslami eğitimin mıknatısladığı vatandaşlarımızdır.

Bu kelimeler, bizim değerlerimizdir.

Bu değerleri biz, toplum içinde yaşarken hava alır gibi farkına varmadan elde ettik.

Baba veya annesiyle birlikte yürürken çocuk, baba ve annesinin çevreye ve çevresindekilere davranışları aslında çocuğa değer eğitimi vermektedir ve bu eğitim sıkıcı da değildir.

Gördüğü herkese selam vermesi Sevgili Peygamberimizin bir hadisinin uygulamasıdır ama çocuk bu eğitimi yürürken almakta ve havanın kanına, tenine, kemiğine, iliğine işlediği gibi selamın da gönüller arasına, toplum arasına köprü kelimeler olduğunu, büyürken büyüdüğünü fark etmediği gibi, değerler eğitiminden geçtiğinin bile farkına varamaz.

Annesinin verdiği bir tas çorbayı komşuya götüren çocuk, aslında en iyi değerler eğitiminden geçmekte olduğunu fark etmeden eğitilmektedir.

Asılda eğitim de işte budur.

Çağdaş olduğunu iddia eden bir babayla annenin bir kızı olur ve kızlarına çok çağdaş bir isim verirler; Aleyna.

Nerden bilir bu Aleyna kelimesini?

Baba camide imamın her yatsı namazı sonrası okuduğu,

“Rabbena vela tühammil Aleyna… Ey Rabbimiz, bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme…” (Bakara süresi ayet 2/286) ayetinden alır veya annesi komşu kadınlarla yaptıkları hatimlerde kulağına takılır.

Genelkurmay başkanı olduktan sonra cumhurbaşkanı da olan Kenan Evren Paşa, cumhurbaşkanı iken bir konuşmasında, “Ekmeğin üstüne basarak yukardaki Kur’an-ı Kerim’i alamazsınız” demişti.

Paşa, çocukluğunda babası, annesi, amcaları, halaları, teyzeleri, dayıları ve kardeşlerinden ekmeğe saygı gördüğü için bu sözü söyler.

Peki Müslüman halka bu titizlik nereden gelir?

Sevgili Peygamberimiz:

“Ekmeğe ikram/hürmette bulunana şüphesiz Allah da ona ikramda bulunur.” (Taberani, Mu’cem-i Kebir, Ebu Sekine Hadisi)

Ekmeğe ikram/hürmet:

1-            Yemeğe besmeleyle başlayarak Allah’ı hatırlamak.

2- Mazereti yoksa sağ elle yemek.

3- İsraf etmemek. Çöpe atılan her kırıntı bile israf sayılır. Bizde çöpe ekmeğin kırıntısı bile atılmaz. Sofrada kalan kırıntılar tirit yapılır veya çorbanın içine atılır.

4- Sofrayı bekletmemek.

Sevgili Peygamberimiz, sofranın bekletilmemesi konusunda:

“Ekmeğe ikram/hürmet ediniz. Ekmeğe ikram/hürmet, onun bekletilmemesidir” dedi, o yedi biz de yedik” (Hakim, Müstedrek, K. Etıme Hadis no: 7145)

Bu hadisin uygulaması hâlâ Anadolu’da sofraya oturulurken ailenin büyüğü, “Haydin, sofra bekletilmez” der.

5- Ekmekten başka sofrada bir şey bulunmadığında veya sevmediğiniz bir yemek olduğunda, yüzü ekşitmek de ekmeğe saygısızlıktır demişler.

Hoşlanmadığınız yemeği yemeyebilirsiniz ama yemeğin aleyhinde söz söylemeyiniz, onu sevenler var.

Rabbimiz:

6- “Sonra o gün, bütün nimetlerden elbette sorulacaksınız” buyurur. (Tekasür süresi ayet 102/8)

“Somun ekmek” deyip de geçmeyin

Bugün Türkiye, Amerika, Avrupa Birliği devletleri, Rusya, Çin, Japonya… bir araya gelseler, teknolojilerini birleştirseler, bir tek buğday, domates, biber, salatalık… tanesi yapamazlar.

Bütün dünyanın nimetleri içinde her sofrada bulunan yalnız ekmektir.

Ama biz, başta İslam nimeti olmak üzere Allah’ın bize ikram ettiği bütün nimetlere saygılı olacağız.