Tarih: 24.04.2020 19:22

Ermeni propagandasının bir türü olarak sinema: Ararat

Facebook Twitter Linked-in

Dünya Bizim'den Munise Şiöşek yazdı...

20. yüzyılın başlarında ABD, Kanada ve Fransa gibi güçlü ülkelere göçen Ermeniler, kısa sürede yaşadıkları toplumlarda önemli yerlere geldiler. Orta Doğu’dan göç eden Ermenilerin çoğu okuryazar, önemli sanat ve zanaat sahipleri kimselerdi. Bunlara paralel olarak ticaretteki becerileri onların önemli konumlara yükselmelerine neden oldu. Yaşadıkları farklı toplumlar içinde kendi kimliklerini korumanın endişesiyle birlikte Türklere karşı besledikleri intikam duygusu Ermenilerin soykırım söylemini, Ermeni ulusunun üzerine inşa edildiği bir mite dönüştürmesine neden olmuştur.

Bu sebeple de bulundukları her ülkede çeşitli etkinliklerle kendi davalarını ifade etmenin yollarını aramışlardır. Özellikle sanata ve zanaata yatkın olan Ermeniler, bu yeteneklerini sözde soykırımın anlatılması için de kullandılar. Şiir, roman, resim, fotoğraf, sinema gibi pek çok sanat dalında başarılı Ermeni sanatçılar, eserleri aracılığıyla kendi düşüncelerini ifade ettiler. Modern bir sanat türü olarak sinema, Ermeni propagandasının bir ifade tarzı haline gelmiştir. İletişim teknolojilerinin geliştiği, kablolu yayınların arttığı bu dönemde sinemanın eğlendirici ve etkileyici bir sanat dalı olarak gücünü Ermeniler oldukça erken fark etmişlerdir.

Propaganda için şiddetin yerine iletişim araçlarının ve teknolojisinin kullanımı Ermeni davası için daha faydalı olmuştur.  Sözde soykırımı konu alan filmlerin özellikle 80’ler sonrasında artışının nedeni bu gerçeğin fark edilmesidir. Ermeni asıllı veya yabancı pek çok film şirketinin yaptığı sinema eserlerinin masrafı Ermeni diasporasının bağışlarıyla karşılanmıştır. Soykırımı konu alan filmler arasında, Gölden Gelen Sesler (2000), Görev Berlin (1982),  Hasret (1990),  Komitas (1988), Ağrı Dağı İşareti (1995), Ağrı Dağı’na Dönüş (1989) gibi filmler yer alır.  Örnek olarak seçtiğimiz Ararat filmi, Ermeni sinemasının temel özelliklerini yansıtan ve Ermeni kimliğinin soykırım söylemi üzerinden nasıl inşa edildiğini gösteren önemli yapımlardan biridir.

Yönetmenliğini Atom Egoyan’ın yaptığı filmin başrollerinde Charles Aznavour, Bruce Greenwood, Eric Bogosian gibi isimler yer almıştır. Filmin hikâyesi kısaca 1915 olaylarını ve sonrasında ABD’ye göç eden bir ressamın hikayesi çevresinde modern dönemlerde birleşen Ermeni bir yönetmenin, sanat tarihçisinin ve onun geçmişinden şüphe eden oğlunun, hava alanında dış hatlarda çalışan yaşlı bir güvenlik şefinin bir noktada kesişen hayatlarını anlatır.

İç içe geçmiş dört zaman kesiti

Film dört zaman kesitini iç içe geçmiş bir şekilde işler. 1915 döneminde yaşananları çekimleri yapılan film üzerinden aktarır. Bu faciadan kurtulup Amerika’ya yerleşen ve yaşadıklarını tablolara aktaran bir gencin hayatından 1930’lardan kesitler verilir. Filmin hazırlık aşamalarının ve filmin karakterlerinin tanıtıldığı filmin gerçek anını oluşturur. Filmin çekimlerinin bitirildiği ve Raffi’nin Anadolu’ya kendi geçmişini keşfetmeye gittiği yolculuğun evine dönmesiyle son buluşu filmdeki son zaman kesitidir.

Film Ermeni davasına inanan ve hayatlarını bu mücadeleye adamış orta yaşlı ve yaşlı denilebilecek çok kişiyi konu alsa da aslında, bu kişilerin hayat hikayesi ve yollarının birbiriyle kesişmesinin etkisiyle kafası daha da karışan, geçmişinden kopmuş, atalarının 

kimler olduğunu veya yaptıklarının anlamını kavrayamayan genç Raffi’nin, soykırımı anlatan bir film projesi üzerinden gerçeğe ulaşması, kökenlerini bulmasını anlatır. Filmin uzun bir bölümü film çekimlerini izleyen Raffi’nin ikna oluşuna odaklanır. Sonrasında düşüncelerinden emin olmak için bir yolculuğa çıkar. Son kısımda ise hava alanında valizinde esrar olabileceği düşüncesiyle Raffi’den şüphelenen güvenlik şefinin artık geçmişini keşfetmiş genç tarafından nasıl ikna edildiğine şahit oluruz. Yine filmdeki tek Türk, Ali isimli bir oyuncudur,  çekimleri yapılan filmin kötü oyuncusudur. Katliam emrini alan ve uygulayan Cevdet Bey karakteridir canlandırdığı. Aynı zamanda Ali eşcinseldir. Katliamın sorumlusu olan Cevdet Bey’i o kadar gerçekçi bir biçimde oynar ki, Raffi bu sahnelerin dehşetiyle geçmişi üzerine düşünmeye başlar.

Bir sinema filminde sesler, müzik, imaj, renkler anlamın zengin yelpazesini yaratmaya yarar. Her imgede bir görme biçimi yatar ve imge canlandırdığı şeylerden daha kalıcıdır. Her imge yeniden yaratılmış bir görüntüdür.[1] Ararat filmindeki en önemli imge Ağrı Dağı yani Ararat’tır. Ermeni kimliği için Ararat, korkunç bir facia sonrasında yitirilen vatanı, vatan hasretini, vatan topraklarından ayrılış biçimini, o topraklar için verilen soykırım kurbanlarını, vatanlarından koparılmış Ermenilerin köksüz yaşamlarını ve geriye dönüş umudunu ifade eder. Ararat Dağı üzerinden Ermeniler kimliklerini ve gelecek umutlarını koruyabilmek için yeni bir mit inşa etmişlerdir. Tıpkı yurtlarından sürüldükten sonra kimliklerini Kudüs’teki kutsal yerler ve Tapınak dağına dönüş söylemiyle canlı tutmaya çalışan Yahudiler gibi. Bugün için Ararat Dağı gibi mitlerle beslenen soykırım söylemi diasporadaki Ermenilerin gelecekte kimliklerini yaşatmak için muhtaç oldukları tek şeydir diyebiliriz.

Filmde geçen zaman kesitlerinin hepsinde Ağrı Dağı haşmetli, tepesi karlı görüntüsüyle uzaktan başlayarak gittikçe yaklaşan görüntülerle belirli aralıklarla görüntülenir. Bu görüntülere hüzünlü Ermeni ilahileri eşlik eder. Raffi’nin yolculuğunun amaçlarından biri de onu görmek ve görüntülemektir. Yine Ani Harabeleri ve Akdamar adasındaki manastır vatanla özdeşleşmiş görüntüler arasındadır. Özellikle manastırdaki Meryem Ana ve İsa ikonu, Ermeni diasporası için sözde soykırımda katledilen ana ve oğulları temsil eder. Yaşadıkları benzer bir acıdır, bir o kadar da kutsal ve anlamlıdır.

Ermeniler için “öteki”: Türk

Filmdeki Ermeni imgesi, diasporadaki Ermenilerin kendi kimliklerini nasıl tanımladıklarını ifade eder. Dürüst, çalışkan, onurlu bir milletin canice katledilmiş, sürülmüş, acılar çekmiş çocuklarıdır diasporadaki Ermeniler. Buna karşılık Ermenilerin kim olduğunun anlaşılmasında Türk imgesi madalyonun diğer yarsını oluşturur. Ermeni kimliğini tanımlayan “öteki” Türklerdir. Ermenilerin olumlu vasıflarına karşın Türkler karakterlerinde bütün olumsuz özellikleri barındırırlar. Bu iki kimlik soykırımla anlam kazanır. Ermenilerin ve Türklerin kim olduğunu soykırım açıklar ve ispatlar.

Soykırımla ilgili sahnelerde sergilenen dehşet görüntüleri soykırım gerçeğini zihinlere kazımaktadır. Vurulan, yakılan, açlıktan ölüme terk edilen, işkence edilen perişan durumdaki masum Ermenilere karşı, zevk için her türlü vahşeti uygulayan “acımasız Türk” imajı soykırım sahnelerindeki temel sembollerdir. Özellikle Türklerin vahşiliği anlatılırken kullanılan tecavüz ve çocukların işkenceyle öldürüldüğü sahnelerin kullanılması nefretin dozunu anlamak için yeterli olabilir. Filme ideolojik söylemin hakim olması bu sahnelere abartılı bir yorum katmış. Vahşi Kızılderililerle medeni Amerikalıların veya barbar Vietnamlılarla kahraman Amerikalıların savaş sahnelerine benzer bu kaba söylem aslında Ararat filmini sığlaştırmakta. Film tarihte yaşanmış olayları anlatırken ve yorumlarken estetik kaygılardan çok siyasi söylemin aktarılmasına önem vermektedir ki, bu vurgu filmin mesajını yapaylaştırmaktadır.

Ararat filmi yayınlandığı dönemde sanat dünyasından oldukça olumlu yorumlar almıştır. “Ermenilerin holokostu” olarak tanıtılan 1915 olaylarıyla ilgili tarihi gerçekleri yansıttığı vurgusu filmin reklamlarında özellikle ön plana çıkarılmıştır. Çekimleri Kanada ve Fransa’da yapılan filmin yapımcıları, filmin Ermeni soykırımının dünya çapında dile getirilmesi açısından çok umutluydu fakat film 11 Eylül saldırılarının gölgesinde kalarak beklenen etkiyi yapamadı.

Öte yandan filme Türkiye’den gelen tepkiler ve yorumlar birkaç köşe yazısından ve birkaç resmi kınamadan ibaret kalmıştır. Özellikle Türk sanat camiasından film hakkında doyurucu bir yorumun gelmemesi de ilginçtir.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —