Emperyal ve emperyalizm

Hukukçu yazar Abbas Pirimoğlu Analiz Etti..

Emperyal ve emperyalizm

CHP’li vekilin biri, geçen geceki bir televizyon programında bas bas bağırıyordu: “Türkiye’nin sınırları içerisinde tek bir çakıl taşında gözü olanın gözünü çıkarırız ama kimsenin toprağında da gözümüz olamaz, çünkü Türkiye emperyal bir devlet değildir

Sayın vekil heyecanlı söylevini Türkiye’nin Libya politikasını eleştirmek için yapıyordu.  “Libya’da ne işimiz var” demeye getiriyordu. Yaparken de merdi Kıpti misali cehaletini ortaya koyuyordu.

Neden mi çok basit: emperyal ile emperyalizm kavramlarını birbirine karıştırıyordu da ondan.

Bu nedenle cehaleti basit bir bilmezlikten öte cehli-i mürekkepti. Yani yanlış malumatını bilgi sanma gafleti; diğer bir ifade ile ideolojik yanılsamasını bilgi vehmetme hali.  “Bu kadar cehalet ancak tahsil ile olur” sözünden ilhamla “ bu cehalet ancak ideoloji ile mümkün olur” çıkarımı.

Emperyal” sözcüğü ile Marksizm’in literatüre soktuğu “emperyalizm” kavramı aynı şey değildir. Emperyal/imperial “İmparator” demektir. Emperyalizm ise kapitalizmin son aşaması olup bir devletin silahlı gücü ile bir başka halkın zenginliklerini sömürüp kültürünü yok etmesi halidir. Zevki, alışkanlıkları, damak tadı, öncelikleri, giyimi, hukuku Batı mahreçli olsun ki bütün halklar aynı şekilde birbirine benzesin ve Batının ürettiklerini tüketsin.

Mesela Batılı kıyafetler şu anda dünyanın kahir ekseriyetinde giysi olarak neden kullanılıyor? Medeniyet denince akla neden sadece “Batı” medeniyeti geliyor? Diğer medeniyetler neden yaşamıyor ya da yaşayanları öldürülmeye çalışılıyor, müntesipleri hor görülüyor?

Elbette ki emperyalizm sebebi ile.  Emperyal güç hayatı tek tipleştirmez. Emperyalizmde ise yaşam sürer ama hayat biter.

Ayrıca emperyalizmin aktörleri ulus-devletlerdir.

Sayın vekil sahibi olduğu Kemalist ideoloji ile “devlet” deyince aklına sadece ulus-devlet geliyor. İmparatorluğu ise eskide kalmış, geri, kötü ve asla istenilmemesi gereken bir fosil olarak algılıyor.

Pek fena yanılıyor.

İmparatorluğun temelinde tarih vardır. Ulus-devletin kökeninde ise ideoloji. İmparatorluk yaşayan bir gelenektir, tecrübedir; bu nedenle her toplumun harcı değildir. Ulus-devlet ise burjuva ile ortaya çıkan türedi bir ideolojidir.

İmparatorluk bu nedenle Mehmet Ulutürk’ün ifadesi ile “ontolojik” bir imkândır, ulus-devlet ise epistemolojik bir kurgu.(Liberal Düşünce dergisi Sayı: 95 Sf: 67-86) Bu imkânın şifreleri tarih ile yazılmıştır. Dolayısıyla her imparatorluk birbirine benzemez ayrı bir hikâyeye dayanır. Ulus-devletler ise bu meyanda sıkıcıdır, zira tek tiptir.

Hem ulus düzeyinde hem de dünya düzeyinde.

Mesela “Yurtta sulh cihanda sulh” anlayışı belki güzel bir temennidir, lakin içi boş bir slogandır.

Maksat çatışmayı değil, farklılıkları ortadan kaldırmaktır. Gerek dünyada gerekse ulusta farklılıklar kaldırılsın ki “sulh” tesis edilsin. Bu nedenle Ulus-devlet içerisinde hiçbir farklılığa yer yoktur. Herkesin etnik yapısı bir, lisanı bir, dini bir olmalıdır. Değilse zor ve baskı ile bir hale getirilmelidir...

En önemlisi özgür ve eşit varsayılan vatandaşların hepsi “seküler” olmalı çağsıl medeniyetin verileri ile aydınlanmış olmalıdır.

Dünyada da bütün uluslar aynı şekilde uyarlanmış olup çağsıl medeniyet kervanına kendi rızaları ile iştirak etmelidir. Kendilerine empoze edilen ideoloji ile mevcudu daha doğrusu hâkimlerin/müstekbirlerin/güçlülerin dünyasını kutsamalı; onlarla birlikte hareket edip onlar gibi düşünüp hayatı onlar gibi algılamalıdır.

“İmparatorluk” ise tek tip dünyanın biricik panzehiridir. Zira imparatorluk dünya üzerinde farklı bir oyun kurmayı gerektirir. Ulus-devlet ise başkalarının kurduğu oyunda figüran olmayı... Dünya üzerinde ne kadar fazla oyun kuran güç olursa insanlık o kadar alternatiflere sahip olur. Bu aynı zamanda birbirinden istifade etmeyi ve dolayısıyla gelişmeyi de sağlar.

Günümüzde “kovboy” kültürünün hâkim olduğu ortamda sulh bulmak şöyle dursun en öldürücü silahlara hâkim olmak ilerlemiş olmanın göstergesi haline gelmiştir. Eskiden bir imparatorluğun içerisinde pax (barış) içerisinde yaşayan halklar ulus-devletlere bölünmüş ve aralarında bitmez tükenmez düşmanlıklar peyda edilmiştir.

Edilmiştir çünkü unutulmamalıdır ki günümüzün emperyalist güçlerinin en büyük gelir kaynaklarından birisi de silah satımıdır.