Eksenler…

Siyaset bilimci Süleyman Seyfi Öğün Analiz Etti...

Eksenler…

İşgâl altındaki Karabağ’a mücâvir alanlarda Âzerbaycan ordusu ile Ermenistan’a bağlı çeteler arasındaki çatışmalar devâm ediyor. Bunu çok denklemli oluşumlar üzerinden tâkip ediyoruz. Astana Üçlüsü olan üç devlet; Rusya, Türkiye ve İran sürecin dolaylı olarak içinde. Bu üç devletin Âzerbaycan-Ermenistan ihtilâfına bakışları hayli faklı. Türkiye açıktan ve doğrudan Âzerbaycan’ın yanında olduğunu vurguluyor. Rusya ise beklemede. Niyetinin Ermenistan’daki Batı yanlısı Paşinyan idâresini cezâlandırmak ve Âzerbaycan karşısında mağlup olması kesinleştikten sonra devirip, yerine kendisine daha mutlak olarak bağımlı olacak bir kadroyu iktidâra getirmek istiyor. Bu perspektif üzerinden Türkiye’nin desteği ile adım adım zafere giden Âzerbaycan’ın harekâtına sessiz kalıyor. İran ise, Âzerbaycan’ın Ermeni kuvvetlerini ezip topraklarını kurtarmasını endişe ile izliyor. İsrâil-Âzerbaycan yakınlaşması ve işbirliğinin, İran’ı kuzeyden muhasara altına almak olduğunu düşünüyor. Bunun uzantısında, Belûcistan meselesinden sonra, nüfûs olarak en büyük Âzerî Türklüğüne sâhip bir devlet olarak bir Türk ayrılıkçılığına mâruz kalmaktan endişe ediyor. Böyle olunca da, her ne kadar kendisini İslâm dünyâsının lideri olarak gösterse de Ermenistan’a kapalı olarak destek vermekten, askerî lojistik sağlamaktan; hattâ PKK militanlarını Karabağ’a taşımaktan geri durmuyor.

Âzerbaycan karşısında sıkışan Ermenistan idâresi bu meseleyi mevzî bir mesele olmaktan çıkartıp, açıkça Türkiye’yi de daha doğrudan işin içine çekerek bir Ermenistan- Âzerbaycan savaşına taşımak ve Rusya’nın ve/veyâ uluslararası dünyânın (Batı)bir müdahalesini sağlamak için uğraşıyor. Bu gayretlerin nâfile olduğunu ve Ermenistan’a çok daha büyük kayıplar getireceğini umuruna koymayan iktidarsız muhterislere has, bir zavallılık bu. Bir defâ Batı müdahalesi olmayacak bir şey. Eğer müdahale olursa bunu Rusya yapacaktır. Türkiye’nin bu duruma sessiz kalmayacağı da ortada. Hâsılı Paşinyan, yangını büyüterek bir Rusya-Türkiye “savaşını” başlatmak istiyor. Ona akıl verenlerin de arzu ettiği tablo budur. Ama kanaâtimce ne Rusya ne de Türkiye, yaşanmış tecrübeler üzerinden bu tuzağa düşecektir.. Rusya’nın siyâsal olarak Türkiye-Âzerbaycan yakınlaşmasının derinleşmesinden çok da mutlu olduğunu zannetmiyorum. Ama bunu nerede ve nasıl kontrol edeceğini ve sınırlandırabileceğini biliyor. Türkiye ve Âzerbaycan da bu konuda hayli rasyonel bir siyâset izliyor. Rusya’nın, 1990’larda olduğu gibi artık Âzerbaycan’ı işgâl etme lüksü yok. Bunun, başta Gürcistan olmak üzere tekmil Kafkasya’yı ateşe atacak ve nüfûzunu derinden sarsacak; belki de sona erdirebilecek bir teşebbüs olacağını biliyor. Buna mukâbil Türkiye ve Âzerbaycan da atacakların adımları çok dikkâtli atıyor. İran ise gerçekten sıkışıyor. Ama bunu hafifletmesi Türkiye ve Rusya ile yapacağı mâhir diplomatik gayretlerle olabilecektir. PKK’yı taşıyarak ve Ermenistan’a verdiği destekle başarılı olmak ihtimâli olmadığını bir an evvel idrâk etmesi kendi faydasınadır.

Kafkasya ve inşaallah yanılırız ama bir başka kırılgan coğrafya olarak Balkanlar’ı bundan sonra daha fazla konuşacağız görünüyor. ABD, yeni bir NATO kurguluyor. Bu, AB’yi geriye atan ve Baltık Denizi’nden başlayıp Doğu Avrupa’yı kat ederek Balkanlar’a ve Yunanistan üzerinden Doğu Akdeniz’e sarkan “dikey “ bir oluşum. Estonya meselesi bunun apse yaptığı yer. Yeni oluşumun “yatay” ayağı ise İsrâil odaklı ve onunla işbirliği hâlindeki Arap dünyâsını içine alan, Hind Denizi üzerinden Hindistan’a ulaşan bir hat. Doğu Akdeniz, Sûriye, Irak, Yemen, Libya, Keşmir meseleleri bu hatta dizilim gösteriyor. Bu harita, Rusya ile AB’yi ayırıyor. İran’ı kuşatan ve Türkiye’yi ise marja iten bir süreç bu. Pakistan’ın Âzerbaycan; Modi Hindistan’ının ise Ermenistan yanında yer alması boşuna değil. Bahsettiğimiz jeostrateji üzerinden yaşanan ve yaşanması muhtemel olan ayrışma ve eklemlenmeleri daha net görmemizi sağlıyor. Buna göre artık Türkiye -Pakistan münâsebetleri romantik olmaktan çıkıyor ve daha sıkı bir dokuyla birbirine bağlanıyor. Hindistan Türkiye karşıtı söylemini arttırıyor. Bundan böyle Türkiye de Keşmir meselesinde Pakistan’a giderek daha yüksek tonda destek verecektir. Diğer bir destek ise Afganistan’dan geliyor. Bu da ilki kadar olmasa da kayda değer. Ama daha dikkât çekici olan Macaristan’ın Türkiye ve Âzerbaycan’ın yanında yer alması. Bundan sonra anlaşılıyor ki, ABD-Rusya, ABD-AB, ABD-Çin ve nihâyet su yüzüne vurmaya başlayan ABD-Birleşik Krallık gerilimleri bahsettiğimiz, ilki “dikey”, diğeri “yatay” iki hat üzerinde yaşanacak. Doğu Avrupa‘dan Balkanlar’a inen “dikey” hattın bir paraleli de Kafkasya. Türkiye hanidir zâten “yatay” eksende mücâdele veriyor. Ama Karabağ meselesi bizi “dikey” eksene soktu. Yarın Balkanlar’ın karışmasına şaşırmayalım. Ermenistan’a silâh gönderen bir Sırbistan fotoğrafı yeterince düşündürücü değil mi?