- Siyasi iktidarın “Terörsüz Türkiye” adını verdiği yeni süreci yakından takip ettiğinizi görüyoruz. Bu yeni süreç hakkında ne düşünüyorsunuz? Destekliyor musunuz?
İmamoğlu: İktidarın “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırdığı yeni sürece partim de ben de başından itibaren destek olduk. Destek olduk çünkü ilkesel olarak hem terörün bir an evvel bitmesinden hem de meseleleri terörün gölgesi düşmeden, demokratik siyaset yoluyla müzakere edip çözmekten yanayız. Bu, bizim tarihsel tutarlılık içinde, samimi siyaset yapıyor olmamızın gereği.
Ancak süreç başladığından beri sadece pasif bir biçimde destek olmakla kalmadık, önerilerde de bulunduk. Sürecin nasıl yürütülmesi gerektiğine dair teklifler yaptık. İki temel önerimiz oldu. Birinci olarak dedik ki, süreç Meclis zemininde, katılımcı bir biçimde ve şeffaf olarak yürütülsün; kapalı kapılar ardındaki pazarlıklarla değil. İkinci olarak da şunu dedik: Terör bitsin, silahlar bırakılsın ama Türkiye de demokrasiye dönsün. Bunu şunun için önerdik: Bir tarafta terörü bitiriyoruz derken, terörü bitirmek adına herkesle görüşürken, diğer tarafta yargıyla muhalefeti taciz etmek, yargıyı kullanarak muhalif siyasetçileri, gazetecileri, ağzını açanı içeri atmak olmaz. Bunun için de Genel Başkanımız, Meclis’te kurulacak komisyonun “Terörsüz ve Demokratik Türkiye” komisyonu olmasını önerdi.
Biz sürece destek verip yapıcı önerilerimizi geliştirdik ama iktidar ne süreci kapalı kapılar ardında yürütmekten vazgeçti ne de “Terörsüz Türkiye”nin “Demokratik Türkiye” olmasını kabul etti. Bunun yerine muhalefet üzerindeki, özellikle de partim ve belediye başkanlarımız üzerindeki yargı tacizini alabildiğine devam ettirdi.
“İktidara otoriter rejimi ebedileştirmek fırsatını asla vermeyiz“
Buradan çıkardığımız sonuç şu: İktidarın esas niyeti “Terörsüz ve Demokratik Türkiye” gibi önemli bir meseleyi bulandırarak muhalefeti sindirmek, kurduğu bu otoriter rejimi ebedileştirmek. İktidar, Terörsüz Türkiye sürecini istismar ederek, DEM Parti’ye ve Kürt vatandaşlara “Bakın önemli şeyler yapıyorum” diyerek, 2028 seçimlerine kadar Türkiye’nin diğer önemli meselelerini konuşturmamanın, 2028’e muhalefeti bölmüş ve etkisiz hale getirmiş olarak varmanın peşinde.
Buradan açıkça söylüyorum: İktidarın bu oyununun parçası olmayız. İktidara kurduğu otoriter rejimi ebedileştirmek fırsatını asla vermeyiz. Öte yandan vatandaşlarıma da şunu söylemek isterim: Herkes müsterih olsun. Türkiye’yi terörden de kurtaracağız, bu otoriter rejimden de. Kürt meselesini de halledeceğiz, bu ülkeyi müreffeh de kılacağız. Asırlara dayanan bu kardeşlik için bize aklımız ve samimiyetimiz yeter. Çünkü biz, milletimize güvenir, bu önemli meseleyi onlarla birlikte, ayrıştırmadan çözeriz.
- MHP lideri Devlet Bahçeli’nin bu süreçteki tavrını nasıl buluyorsunuz?
İmamoğlu: MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli, 22 Ekim çağrısıyla beraber Türkiye’nin kırk yıldır kanayan yarası olan terör ortamının bitmesi adına önemli bir adım attı. O tarihten bu yana terörün bitmesi ve çatışma çözümü hususunda Türkiye’nin önünü açan hamlelere imza attı. Kendisinin bu süreç boyunca devlet bilinciyle, oy kaygılarını bir kenara bırakarak ve Kürt meselesini dışlama tutumlarından vazgeçerek takındığı tavır, eksikleri olsa da oldukça değerli ve önemlidir. Türkiye’nin terörden kurtulması için atılan adımlarda her ne kadar Sayın Bahçeli’nin samimiyetini görsek de Cumhur İttifakı’ndaki ortaklarının bu süreçte ayak direyen, süreci sahiplenmekte zorlanan ve süreci geciktiren tavrı, iktidarın bu mesele üzerindeki samimiyetini ciddi bir şekilde sorgulamamıza neden olmuştur.
İktidar ortaklarının aylarca ağzından doğru düzgün tek kelime çıkmadığı, “Belki bu işten vazgeçeriz” düşüncesiyle milletimizin aklındaki soru işaretlerini ve huzursuzluğu gidermedikleri, süreci yürütürken de “Ya tutarsa” zihniyetiyle ilerleyen tavrı, milletimiz adına doğru olmamıştır.
Hele bir de devletimiz ve milletimiz için böylesine kritik bir süreçte ana muhalefetin Cumhurbaşkanı adayına, belediye başkanlarına, siyasetçi ve bürokratlarına, iktidarın emriyle kumpas ve iftirayla bir yargı darbesinin uygulanması, bize göre hem Türkiye’nin demokrasisine hem de “Terörsüz ve Demokratik Türkiye” hedefine karşı bir sabotaj görevi görmüştür.
“Bu sürecin olmazsa olmazı demokrasidir, demokratikleşmedir, adalettir“
Türkiye’nin kurucu iradesi olan CHP, ne mutlu bize ki her zamanki gibi cumhuriyetin bekası, milletimizin huzur ve refahı, toplumumuzdaki adalet ve barış ihtiyacı adına gerekeni yapmış, doğru tavrı göstermiş ve milletimizle birlikte bu sabotajları bertaraf etmiştir.
Bu sürecin olmazsa olmazı demokrasidir, demokratikleşmedir, adalettir. Muhalefete yürütülen kuşatma, “Terörsüz Türkiye” sürecindeki samimiyetin milletimiz nezdinde yoğun bir şekilde sorgulanmasına neden olmuştur. Milletin şerhinin olduğu hiçbir süreç kalıcı olamaz. Türkiye’nin demokrasisine verilen bu büyük yara giderilmeden, doğru bir yol kat edemeyiz.
Düşünün, bu konunun Meclis’e gelmesi bile 10 ay sürdü. Buradan Meclis zemininde bir demokratikleşme ve kalıcı çözümler çıkmadan hedefe ulaşamayız. Artık bu işte milletimizin sözünün ve taleplerinin dinlenmesi için vakit geldi de geçiyor.
“Biz, gönüllerde kurulacak bir barış köprüsünün yolcusu olma iradesindeyiz“
Silahların yakılması ve son silaha kadar, terör örgütü kendini tamamen feshedene kadar akıl, sabır ve cesaretle yürütülmesi gereken bir süreç bu. Taviz kaldırmaz! Herkesin bu konuda üzerine düşeni yapması ve Türkiye’nin terör belasından kurtulması gerekiyor. Biz üzerimize düşeni yapmaya, doğrulara destek olduğumuz gibi yanlışları ve eksikleri de söylemeye devam edeceğiz.
Millet iradesinin tecelligâhı olan TBMM’de kurulacak komisyon bu hususta çok önemli. Biz bu komisyonun Türkiye’de daha fazla demokrasiye, adalete ve barışa vesile olmasını istiyoruz. Demokrasiden ve çoğulculuktan korkulmaması gerekli. Unutmayalım, milletin rıza göstermediği ve daha fazla demokrasi ve adalete yol açmayan hiçbir adım gönüllerde karşılık bulamayacaktır. Biz, gönüllerde kurulacak bir barış köprüsünün yolcusu olma iradesindeyiz.
Demokratikleşme adımlarının sağlam, sahici ve kalıcı bir şekilde atılabilmesi için, Sayın Bahçeli’nin de TBMM’de kurulacak komisyon konusunda “yaptım oldu” zihniyetine değil, demokrasiyi ve çoğulculuğu güçlendirecek bir kompozisyona destek vermesi, inanıyoruz ki milletimiz için hayırlı olacaktır.
- Bu süreçte DEM Parti’nin tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
İmamoğlu: Yaptıkları açıklamalardan ve bizimle gerçekleştirdikleri görüşmelerden anladığım kadarıyla, DEM Parti yetkilileri de sürecin, bizim önerdiğimiz şekilde en geniş katılımla Meclis zemininde yürütülmesinden ve demokratikleşme adımlarıyla genişletilmesinden yana. Ne var ki, prensipte bizim gibi düşünmelerine rağmen isteklerini iktidara kabul ettirebilmiş değiller. İktidar, açıkça itiraf etmese de Terörsüz Türkiye sürecini, seçimlerin yapılmasını isteyeceği zamana kadar yaymanın, bu meseleyi DEM Parti’ye ve seçmenlerine karşı kullanmanın peşinde.
DEM Partililerin, iktidarın yapmak istediğinin esas olarak bu olduğunu zaten gördüklerini düşünüyorum. DEM Partili vatandaşlarımızın bu şantaja boyun eğmeyeceğinden eminim. Parti’nin de esas olarak bizim gibi, sürecin kapsayıcı olmasından ve güçlü demokratikleşme adımlarıyla desteklenmesinden yana olduğunu görüyorum.
Kendi adıma, DEM Partililerin de Kürt vatandaşlarımızın da “Türkiye demokratikleşmese de olur, biz işimize bakalım” demeyeceklerinden eminim.
- Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi açılıyor, nasıl bir kampanya yürüteceksiniz?
İmamoğlu: Yürüttüğümüz bu mücadele sadece bir adayın değil milletimizin ve ülkemizin geleceğiyle ilgili. Aday ofisini de yürüttüğümüz tüm çalışmaları da bu perspektifle oluşturduk. Ön seçim kampanyasının hemen ardından gelen yargı darbesi çalışmalarımızı biraz aksattı ancak bir yanıyla da bu süreci milletle birlikte yürütme muradımızı çok güçlü bir destekle inşa etti.
15,5 milyon yurttaşımızın oy vermesiyle başlayan yolculuğumuz, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’nin kurulmasıyla kurumsallaşıyor. Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi, seçim kampanyası ve iktidar programı hazırlıklarını kapsayan tüm çalışmaları merkezi biçimde yürütüyor.
Aday Ofisimiz sadece CHP’nin değil, Türkiye İttifakı’nın tüm bileşenlerinin katkı sunabileceği, katılımcı ve çoğulcu bir siyasal organizasyon merkezi olacak. Buna göre planladık, buna göre oluşturduk.
Aday ofisimizin en verimli ve başarılı çalışmalarını gençlerin oluşturmasını sağlayacağız. Ayrıca, yurtdışında yaşayan farklı alanlarda uzman ve gönüllü insanlarımızla da önemli bir iletişim hattını kuruyoruz.
Türkiye’yi herkes için adil, özgür ve refahın sağlandığı bir geleceğe taşıyacak iktidar programını tüm yurttaşlarımızla birlikte şekillendireceğiz. Bunun için aday ofisi tüm ülkede saha çalışmaları yapacak, toplumun farklı kesimleriyle bir araya gelecek olan beklentilerinin, taleplerinin ve ihtiyaçlarının yansıdığı bir program oluşturacak.
Bizi fiziken kısıtlayıp, görüntümüzü, sesimizi yasaklayıp unutturmak isteseler de mücadele, çalışma ve üretme azmimizi yok edemeyecekler.

