Tarih: 27.05.2021 13:13

Eğitim ve değişim

Facebook Twitter Linked-in

Eğitimci yazar Turgay Polat yazdı;

Yeni dünyanın değişim ve gelişiminden en büyük şoku sanırım bizim yaş grubumuz yani 40-50 yaş aralığı yaşıyor. Değişimler kavramlarla birlikte kurumları da sarsıyor. Eskiden öğrenmenin ve yeniliğin merkezi olan okul, maalesef kendini yenileyemediği için “engel” olarak görülüyor. Öğrenciler, gerçek dünyanın hızı ile tanımlanmış ve hayatın oldukça gerisinden seyreden okulları gördükçe hayata hazırlık aşamalarını ve bilgileri başka kaynaklardan ediniyor; bu durumda okula olan inançları azalıyor. Bu durum liseden sonra umudunu bağladığı üniversitelerde daha yoğun yaşanıyor. Çünkü üniversite kavramını yenilik ve gelecek olarak gören gençler maalesef o kurumların, liselerin bir üst versiyonu olduğunu görünce daha büyük umutsuzluklara kapılmaktalar. Bu durumu aslında hepimiz yaşıyoruz. Her yıl okul terk oranı yüzde 38 ile OECD lideri konumundayız. Eğer bir çare üretmezsek okul denen kurumların çocukların gözündeki olmazsa olmazı ve gerekliliği çok daha yüksek sesle tartışılacak. Bir de pandemi sebebiyle verdiğimiz ara ve bu arada öğrenciler arasında oluşan büyük eşitsizliklere çare üretemezsek işte o zaman büyük sorunlar bizi bekliyor demektir.

Bu çağın ekonomisi olarak tanımladığımız endüstri 4.0 ve onun gerektirdiği insan kaynağını okulların bu müfredatı bu sistemiyle yetiştirmesi hayalden de öteye gitmeyecek bir bakış açısıdır. O yüzden size sadece birkaç öneri sunmak istiyorum: İlki ve en önemlisi bakış açısını değiştirmemiz lazım. Sokrates’in dediği gibi “öğrencilerinize bir şey öğretmeyin, onları düşünmeye yönlendirin. Çünkü onlar düşünmeye başlarsa zaten kendi çabalarıyla öğrenmeye başlarlar. Çaba sonucu öğrenilen bilgi en kalıcı bilgi olur” demiş. Bizim de bu anlayışla önce bakış açımızı, sonra öğretmen yapımızı ve en son da okul yapımızı değiştirmemiz lazım. Okul müdürlerin öğretmenlerin değil öğrencinin yeridir. Okul öğrencilerin sadece ders dinlediği yer değil onların yaşam alanı olmalıdır.

Ama bunların hepsinden daha önemlisi endüstri 4.0’a uygun müfredatı yapmamızdır. Bunun gereği olan yazılım, inovasyon, ARGE ve bilişimi okulların anayasası yapmalıyız. Öğretmenler yetmez, okulu gerçek hayatın içine sokmalıyız. Mutlaka evrensel dil olan İngilizceyi her çocuğumuza öğretmenin çaresini bulmalıyız. Okulları dünyaya açıp eğitimin yerel değil evrensel olması gerekliliğini artık öğrenmeliyiz. Özellikle üniversitelerde öğrencilerin yurtdışı deneyimlerini zorunlu hale getirmeli, liselerde öğrencilere bilim felsefesi, paradokslarla düşünme becerisi, felsefe ve türevlerini okutmalıyız. Kod yazma, inovasyon, proje yapma gibi konuları lise müfredatına koymalıyız. Diyeceksiniz ki “hocam bunları Milli Eğitim Bakanlığı sizce yapabilir mi?” bende biliyorum o yüzden yukarıda söylediğim gibi bu değişimi topluma öneriyorum. Sizler çocuklarınızı yeni dünyaya okul dışında da hazırlayabilirsiniz. Nasıl mı? Pandemi döneminde 1,5 yıla yakındır evde olan çocuklarınız; dil öğrenebilirdi, kodlama öğrenebilirdi, udemy couserra gibi mecralarda istediği dersleri veya becerileri öğrenebilirdi. Ama yapmadık. Şimdi başlayın; dil öğretin, iletişim becerileri kazanmalarını sağlayın, çeşitli programlara gönderin, onları cesaretlendirin ve proje bazlı düşünmelerini sağlayın, felsefe okumaya ve yorumlamaya teşvik edin. Önce siz buna inanın ama unutmayın bu dünyanın kazananları ve kaybedenleri hep olacaktır. Eğer önlem almazsak ilk kaybeden bizim eğitim sistemimiz olacak ama kaybeden asla bu gençlik olmayacak çünkü onlar biz olmadan daha hızlı yol alacaklardır. Unutmayın; gençler okullara ve eğitim sistemine artık “önümüzden çekilin” demeye başladı bile.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —