EBU BEKİR EL-BAĞDADİ’NİN HAYATI

Kıtlıkla boğuşan Irak’ın Samarra kentinde o yıl bir çocuk doğdu. Adı: İbrahim Awad İbrahim El Bedri… Bu isim daha sonra karşımıza Ebu Bekir El Bağdadi çıkacaktır.

EBU BEKİR EL-BAĞDADİ’NİN HAYATI

Dünya Bülteni’den Mehmet Yeşilkaya’nın ‘Bağdadi’in hayatına dair yazısı…

Yıl 1971… Dünyanın süper gücü ABD’nin başında Richard Nixon var… Avrupa’da “çiçek çocuklar”ın rüzgârı esiyor… İran İslâm devrimine daha 8 yıl var… Türkiye’de ise emir komuta zinciri içinde ilk askeri darbe gerçekleşmiş… ?

Irak, henüz dünya siyaset sahnesinde ismi çok geçen bir ülke değil. O yıllarda ülkede büyük bir kıtlık var… Milyonlarca Iraklı açlığın pençesinde… Bir avuç buğday için insanların birbirini boğazlayabildiği zamanlar yaşanıyor. Tam da böyle bir dönemde, Basra limanına tohum olarak kullanılmak üzere 90 bin ton hububat indirildi… Ancak bu tohumların bir kısmı daha halka dağıtılamadan çalındı. Çalınan tohumlar arasında Amerikan arpası ve Meksika buğdayı da vardı. Bu tohumlar, uzun deniz yolculuğuna dayanabilmesi için metil-civa ile kaplanmıştı. Etiketteki “zehir” uyarısı sadece İngilizce ve İspanyolca olduğu için tehlike fark edilemedi. Çalıntı tohumlar› almak için can atanlar, o tohumları yiyerek can verdi… Kimilerine göre 5 binin üzerinde Iraklı bu zehirlenme felaketinde hayatını kaybetti… Bağdat’a göre ise 600’e yakın kişi öldü. Kıtlıkla boğuşan Irak’ın Samarra kentinde o yıl bir çocuk doğdu. Adı: İbrahim Awad İbrahim El Bedri… Bu isim daha sonra karşımıza Ebu Bekir El Bağdadi çıkacaktır. 

Çocukluk Yılları

Bağdadi, o dönem için Irak’ta orta sınıf olarak kabul edilen bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Doğduğu şehir Samarra hem Sünniler için hem de fiiiler için kutsal sayılabilecek bir kentti. Samarra aynı zamanda Ortadoğu’nun da kadim şehirlerinden… Babası bir camide imamdı. Özellikle okulların tatile girdiği yaz döneminde çocuklara Kur’an öğretmeyi kendine misyon edinmişti. Bağdadi, dindar bir ailenin mensubuydu; bu yönüyle. Bağdadi’nin kitlelere etkileyici konuşmalar yapmasının ardında biraz da çocukluk yıllarında babasının yardımıyla mahalle camisinde verdiği Kur’an dersleri yatar. Bağdadi 8 yaşındayken Ortadoğu’nun bundan sonraki kaderinde etkili olacak önemli bir gelişme oldu. İran’da Ayetullah Humeyni, İslâm devrimi yaptı. Şah’tan kaçıp Fransa’nın başkenti Paris’e giden Humeyni, İran’a döndü. Onu taşıyan uçağa Paris’ten bindiğinde İran’da karşılama için halk sokaklar› hınca hınç doldurmuştu. İran’da bunlar olurken Saddam Hüseyin, Irak’ı ‘demir yumrukla’ yönetiyordu. İran’daki devrim, Irak’ı da yakından ilgilendiriyordu. Ülkede iktidar, Sünni olan Saddam Hüseyin yönetimi olsa da fiii nüfus çoğunluktaydı. Hatta Irak’ın Necef kenti Ayetullahların yetiştiği medreselerle doluydu. Necef’te medrese eğitimi gören Ayetullahlar buradan İran’ın Kum kentine oradan da başkent Tahran’a giderler. Bu döngü günümüzde de işletilmektedir. Saddam, İran’da olan bitenden endişe duyuyordu.
Bu detayı aktardıktan sonra biz yine yazımızın asıl aktörüne; Bağdadi’ye dönelim. İran’da tarihi değişim yaşanırken küçük İbrahim, en çok sevdiği iki şeyi yaparak zamanını geçiriyordu. Birincisi yukarıda da belirttiğim gibi babasının görev yaptığı camide Kur’an eğitimi almak. İkincisi ise mahalledeki arkadaşları ile top oynamak. O dönem İbrahim Awad İbrahim El Bedri’yi tanıyanlar onu sakin, biraz içine kapanık ama kararlı olarak tanımlıyor.  Dünyanın, onu tarihteki en acımasız terör örgütünün lideri olarak tanımasına daha yıllar var. Ama kardeşleri, onun evde sürekli kendilerini dinden uzaklaşmakla suçlayıp sık sık uyarılarda bulunduğunu anlatıyor. 

Bağdadi’nin gençliği Saddam Hüseyin’in Baas yıllarına denk düşer. Arap milliyetçiliğini merkez alan sosyalist bir yapı olarak tanımlanabilecek Baas rejimi, en çok Hafız Esed’in Suriye’sinde ve Saddam’ın Irak’ında etkiliydi. Irak’ta etkili olan bir başka hareket daha vardı: Selefilik. CIA ve Alman istihbaratına göre Bağdadi’nin babası da muhtemelen selefiydi. Ancak Saddam Hüseyin’in diktatörlüğünde aileler ayakta kalabilmek maksadıyla iki tarafı dengelemek için ikiye bölünüyorlardı. Bir kısmı Baas rejimine, bir kısmı da Selefilere yanaşıyordu. Saddam, Selefileri kendi rejimine tehdit olarak gördüğü için düşman muamelesi yapıyordu. Çoğu Selefi lideri tutuklatmış, bazılarını ise sürgüne göndermişti.

Takvimler 1980’i gösterdiğinde İran-Irak savaşı patlak vermişti. 8 yıl süren bu savaşta 1 milyon insan hayatını kaybetti. Ölenler arasında Bağdadi’nin bir kardeşi de vardı. Bağdadi ise görme bozukluğu olduğu için silahaltına alınmamıştı. Irak’ın saldırısı ile ballayan savaşın sonucunda iki ülke de elle tutulur bir şey elde edemediği gibi iki ülke arasındaki sınırlar da değişmedi. Üstelik iki Ortadoğu ülkesi bu savaşa milyarlarca dolar para harcadı. Kazançlı çıkanlarsa İran ve Irak’a silah satan ülkeler oldu. İran’ı tehdit ve düşman olarak gören ABD, Saddam’a destek verdi ancak Iran’ın savaşı zamana yayma stratejisi işe yaradı. 

İran’la savaş yıllarında Selefilerden çekinen Saddam Hüseyin, savaş döneminde onlarla adı konmamış bir anlaşma yaptı. Selefilerin bazı isteklerini yerine getirdi. Hırsızlık yapanların elinin kesilmesi ya da zina yapanların idam edilmesi gibi… Ancak savaş biter bitmez Baas rejimi Selefileri yeniden baskı altına aldı. Selefilerin toplumdaki etkilerini kırmak için kendisi dini alanda bazı girişimlerde bulundu. Saddam, dini alanı da kontrol altında tutarak diktatörlüğünü iyice sağlamlaştırmanın derdindeydi.

Bağdadi, tam da bu dönemde Bağdat Üniversitesi’nde İlahiyat Fakültesine girdi. Sonrasında ise başka bir üniversitede hatip dalında yüksek lisans yaptı. Yine CIA ve Alman istihbaratına göre üniversite yıllarında önce İhvan hareketi ile ilgilendi ancak bu hareketi yeterince sert bulmadığı için Selefiliğin en radikal kanadı ile ilgilenmeye başladı.

11 Eylül Sonrası…

Ve ABD’nin Irak’ı işgali… İbrahim Awad İbrahim El Bedri’nin, terör örgütü DAEŞ’i kurmasına giden yoldaki en etkili gelişmedir.

ABD, 11 Eylül saldırılarından sonra Afganistan ve Irak’ı işgal etti. 20 Mart 2003’te başlayan Irak işgali, 4 Nisan 2003’te Bağdat’ı ele geçirmekle sonuçlandı. Bağdadi, işgal sırasında Bağdat’ta bir camide imamlık yapıyordu. Ortadoğu kültürünü bilmeyen ABD, züccaciye dükkânına giren fil gibiydi. Attığı her adım halkta bir başka öfkeye neden oluyordu. Bir zamanlar Vietnam’da yaşadığı durumu Irak’ta yaşayacaktı Amerika. 
ABD savaşın bittiğini düşünüyordu ancak asıl savaş işgalden sonra başladı. 

Saddam’ın birçok generali ve subayı yeraltına inerek halkı örgütlemeye başladı. Bu dönemde çok sayıda örgüt kuruldu. Kurulan onlarca örgütten birinde Bağdadi de vardı. İstihbarat raporlarına göre, Ehli Sünnet Vel Cemaat Ordusu adlı örgütün kuruluşunda Bağdadi de rol aldı. Eğer bu bilgi doğruysa Bağdadi, kişisel tarihinde ilk kez silahlı bir örgütte aktif olarak faaliyet içerisindeydi. Örgüt, orta Irak’ta ABD askerlerine karşı silahlı mücadeleye girişti.

DAEŞ’IN KULUÇKA DÖNEMI: CAMP BUCCA

Ve Şubat 2004… Bağdadi’nin ABD tarafından tutuklanması ve Camp Bucca’ya gönderilmesi. Bağdadi, işgale direnişin en önemli kalesi Felluce’ye gitti. Amacı bir arkadaşını ziyaret etmekti. Ziyaret edeceği arkadaşı ise ABD’nin arananlar listesindeydi. O ziyaretin gerçekleşip gerçekleşmediği bilinmiyor. Ama Bağdadi Felluce’de tutuklanarak ABD’nin en tehlikeli mahkûmları tuttuğu Camp Bucca’ya gönderildi. ABD işgalinden sonra inşa edilen bu hapishane aynı zamanda dev bir işkence merkeziydi. Buraya giren sıradan tutuklular bile birer canlı bomba gibi çıkıyordu. Bağdadi’nin Camp Bucca günleri, terör örgütü DAEŞ’in kuluçka dönemi olarak kabul edilebilir. 

Bağdadi’nin ‘din adamlığı’ kimliği bu korkunç işkence hanede çok işine yaradı. Özellikle yıllarca üzerinde çalıştığı ve geliştirdiği hatipliği burada çok iyi kullandı. Cuma hutbelerini artık o veriyordu. Bağdadi’nin ‘din adamlığı’ kimliği ona cehennemde adeta kalkan oldu. Bu imajı sayesinde hem mahkûmlarla hem de ABD’li askerlerle iyi ilişkiler kurmasını sağladı. İki tarafın da güvendiği bir kişiydi Bağdadi. Hapishanede zaman zaman patlak veren isyanlarda ‘arabuluculuk’ için hep ona başvuruldu.

Bu kamp adeta, Saddam ordusunun ve Baas yöneticilerinin toplandığı bir merkez gibiydi. Bağdadi, eski Baasçılarla iyi ilişkiler kurdu. İlişki kurmakla yetinmedi; yeni gelen mahkûmlara bizzat eğitim de verdi. “Eğer Irak’ta o Amerikan hapishanesi olmasaydı, bugün DAEŞ diye bir örgüt olmazdı. Camp Bucca bir fabrikaydı, hepimizi o üretti, ideolojimizi biçimlendirdi” diyor o günleri hatırlayan bir mahkûm (The Guardian) Tam 10 ay Bucca’da kalan Bağdadi, 8 Aralık 2004’te serbest bırakıldı. Bu işkence haneden ayrılırken dünyanın en acımasız terör örgütünü kuracağı isimlerin adresleri elindeydi. DAEfi’in kurmayları Camp Bucca’da şekillenmişti. 

Bağdadi’nin El Kaide ile ilk teması Bucca’dan çıktıktan kısa bir süre sonrasına denk gelir. El Kaide’nin o dönem gerçekleştirdiği eylemler zaman zaman Irak’lılarda bile tepki ile karşılanıyordu. Eylemlerin vahşet derecesi halkı örgütten soğutmaya başlamıştı. Ancak bu eylem tarzı Bağdadi’yi heyecanlandırmışa benziyor ki El Kaide’nin Irak sorumlularıyla görüşmeyi istemişti. 

BAĞDADİ ŞAM’DA

El Kaide, O’na Şam’da görev verdi. Misyonu ise El Kaide’nin dijital platformda propagandasını yapmaktı. Bağdadi, Şam’da hem bu işlere bakıyor hem de Suriye’deki örgüt militanlarının Irak’a rahatça geçmesini sağlıyordu. Bağdadi biraz da Şam yönetiminin göz yumması sayesinde rahat hareket edebiliyordu. Beşar Esed, ortak düşman Amerika olduğu için terör örgütlerinin faaliyetlerini kısıtlamayı düşünmüyordu. 

Ebu Bekir El Bağdadi, 2007’de yeniden Irak’a döndü. Örgüt içindeki önlenemez yükselişi hızla devam ediyordu. El Kaide, Irak’taki bütün örgütleri tek çatı altında toplamak için isim değişikliğine gitti. El Kaide isminin yerini ‘İslâm Devleti’ aldı. Örgütün lideri ise o dönem El Kaide’nin Irak sorumlusu El Mısri’ydi. El Mısri, Ekim 2004’te İslâm Devleti örgütünün (DAEŞ) kurulduğunu duyurdu. Daha sonra El Kaide’den giderek uzaklaşan hatta zaman zaman çatışan İslâm Devleti örgütünün propaganda sorumluluğu da Bağdadi’ye verildi. Bu görevi yürütürken El Mısri ile direkt ilişkide olan Bağdadi, kısa bir süre sonra örgütün üst düzey sorumlusu olarak konumunu güçlendirdi. Sonrasında ise örgütün en etkili üç isminden biri oldu. ABD ordusu, örgütün iki tepe ismi El Mısri ve Ebu Bekir’i Tikrit’te şok bir baskınla kaldıkları evde ablukaya alınca ikisi de teslim olmaktansa üzerlerine yerleştirdikleri bombaları patlatarak kendilerini havaya uçurdular. 

ABD’nin bu operasyonu, Bağdadi’nin örgütün lideri olması için önünü açtı. Örgüt içindeki çekişmeleri iyi kullanan Bağdadi, DAEŞ’in bir numarası olmayı başardı. İsmini de değiştirdi. Artık İbrahim El Bedri değil Ebubekir El Bağdadi’ydi. Örgütte tam sadakat isteyen Bağdadi, kendisine karşı gelebilecek herkesi Saddam’ın eski subaylarından Hacı Bekir’in eliyle temizledi. Hacı Bekir de tıpkı Bağdadi gibi Camp Bucca’da kalanlar arasındaydı. 

ABD ordusunun Irak’ta göz açtırmadığı DAEŞ, Suriye’deki iç savaşı bir fırsat olarak gördü. Bağdadi’nin emriyle 2011’de örgütün Suriye kolu kuruldu. Bu kol, daha sonra El Nusra olarak anılacaktı. Ancak Bağdadi’nin kurduğu ama El Kaide liderinin o dönemki lideri El Zevahiri’nin güdümündeki El Nusra, Bağdadi’den çok Zevahiri’nin talimatlarını dikkate alıyordu. Zevahiri’nin “sivilleri öldürmeyin” talimatına uyan El Nusra diğer Sünni muhalif gruplarla işbirliğine de gidince Bağdadi çok öfkelendi. Örgütün perde arkasındaki gerçek patronu, El Kaide lideri El Zevahiri’ye rest çekti. Örgütün ismini de ‘Irak - Şam İslâm Devleti (DAEŞ)’ olarak değiştirdi. Bağdadi isim değişikliği ile yetinmedi. Bu hamle ile birlikte Suriye’deki Sünni örgütlerle de çatışmaya başladı. Çatıştığı örgütlerin içinde El Nusra da vardı. 

Örgüt, acımasız yöntemlerini Suriye’de de uygulamaya başladı. Bir anda Suriye’de hızla güçlenen DAEŞ, ülkenin kuzeyinde ve Fırat’ın kıyısındaki Rakka’yı tamamen ele geçirdi. Rakka’nın ardından Suriye’nin doğusunda büyük bir bölümü kırsal olan topraklar DAEŞ’in kontrolüne girdi. 

Suriye’nin neredeyse 3/1’ini kontrolü altına alan örgüt, toplu infazlara başladı. Esir olarak nitelendirdiği birçok kişiyi akla hayale gelmeyecek yöntemlerle işkence ederek katletti. El Kaide’de yıllarca propaganda sorumlusu olan Bağdadi, bu özelliğini kendi kurduğu örgütte de çok iyi kullandı. Bazı infazları profesyonel televizyon yapımcılarına taş çıkartacak şekilde kurgulayarak görüntülü olarak servis etmeye başladı. Dünya medyasında her gün örgütün yeni bir infazı gündemdi. Bağdadi’nin temel stratejisi korku yayarak savaşmadan kentleri, kasabaları, köyleri ele geçirmekti. Öyle de oldu. DAEŞ, Suriye’nin doğusunda neredeyse hiç savaşmadan birçok yeri aldı.

Tarihteki en acımasız terör örgütünü yöneten Bağdadi, Suriye’de yeteri kadar toprak aldığına kanaat getirince bir kez daha yetiştiği topraklara; Irak’a yöneldi. 2014 kışında Ramadi ve Felluce’ye saldıran örgüt, ciddi bir direnişle karşılaşmadan her iki kenti de aldı. Yakaladığı asker ve polisleri vahşice infaz ettiler. İnfazla yetinmeyip bu korkunç infazlar› görüntüleyerek, Irak ordusunda yaydılar. Bağdadi, Ramadi ve Felluce’yi aldıktan sonra başkent Bağdat’tan sonraki en büyük ikinci kent Musul’u almak için harekete geçti. Örgütün ‘korku’ taktiği burada da işe yaradı. O videoları izleyen Irak ordusu mensubu askerler kentten kaçtı. Sadece askerler değil kentin idarecileri de aynı yolu takip etti. Örgüt militanları, kente vardığında savaşacak kimse yoktu. Bağdadi, neredeyse hiç kurşun atmadan Musul’u da aldı. 

DAEŞ, artık Rakka’dan Musul’a 500 km’lik bir toprağın hâkimiydi. Musul’u aldıktan hemen sonra Bağdadi, halifeliğini ilan etti. Halifeliğini ilan eden Bağdadi, bir kez daha ismini değiştirdi. Ebubekir El Bağdadi gitti ‘Halife İbrahim’ geldi. 
Kendini halife ilan ettikten sonraki ilk cumada Musul’da hutbe okudu. Hutbesinde örgüt mensuplarına; “sizleri yönetmek için atandım, ama içinizdeki en iyi ben değilim. Eğer doğru işler yaptığımı görürseniz beni takip edin. Eğer yanlış işler yaptığımı görürseniz bana akıl verin, yol gösterin. Eğer Allah’a itaat etmezsem siz de bana itaat etmeyin.” diye seslendi. Bağdadi, hutbesini İslâm’ın ilk halifelerinin konuşmalarından esinlenerek hazırlamıştı. Bağdadi, bu hamleyle kurduğu acımasız terör örgütüne daha fazla militan toplamayı hedefliyordu. Ancak örgütün ‹İslâm’la tamamen zıt uygulamalarına ve infazlarına tanıklık eden halk, örgütten hızla uzaklaşıyordu. 
Rakka ve Musul’da sivillerin çoğunu zorla tutan DAEŞ’in işkence yöntemleri, insanlık dışı infazları ve İslâm’ı yorumlama biçimi, Ortadoğu’da o güne kadar görülmemiş bir tepki ile karşılaştı.

Bağdadi’nin devlet kurma arzusu ile yaptığı Musul hamlesi, ABD ve Batılı güçleri harekete geçirdi. ABD uçakları Irak’taki DAEŞ bölgelerini havadan vurmaya başladı. Bağdat’a yönelen DAEŞ, bu operasyonlarla durduruldu. Musul ise yaklaşık 10 aylık bir operasyonla DAEŞ’ten temizlendi. Musul operasyonuna, ABD hava desteği verdi. Karada ise Irak ordusuna mensup askerler ve fiii Haşdi Şabi milisleri operasyonu yürütüyordu. DAEŞ militanlarının zulmünden bıkan Iraklı sünniler, bu sefer de fiii Haşdi Şabi güçlerinin hukuksuz işkence ve katliamlarıyla karşılaşmış, operasyonlar sırasında çok sayıda Sünni sivil infaz edilmişti. Musul DAEŞ’ten alındı, ancak geride tamamen yakılıp yıkılan bir kent kaldı. Savaştan kaçan sivillerin çoğu kaçış yolunda öldü. 

Musul’u DAEŞ’ten alan Irak ordusu, sonra da Telafer’e operasyon başlattı. O operasyon çok daha kısa sürdü. Operasyonun en etkili askeri gücü yine İran destekli fiii Haşdi Şabi militanlarıydı. 

Fırat Kalkanı 

DAEŞ’in Suriye sınırında Türkiye ile komşu olmasının ardından Ankara da bir eylem planı hazırladı. 15 Temmuz hain darbe girişiminin hemen ardından 24 Ağustos 2016’da Türk Silahlı Kuvvetleri, Kıbrıs harekâtından sonra ilk kez yabancı bir ülke toprağına bu çapta büyük bir operasyona girişti. Fırat Kalkanı adı verilen operasyon 7 ay sürdü. Terör örgütü DAEŞ’in elindeki 2015 km2’lik toprak alındı. DAEŞ’in Türkiye ile sınırı ortadan kaldırıldı. Fırat Kalkanı operasyonunda Türk Silahlı Kuvvetleri 71 şehit verdi.

Mehmet Yeşilkaya kimdir?

1976 yılında Elazığ’da doğdu. Marmara Üniversitesi, İletişim Fakültesini bitirdi. Gazeteciliğe Flash Tv’de başladı. CNNTÜRK, A Haber, 24TV ve Habertürk’te editörlük ve yöneticilik yaptı. Hala TRT Haber Koordinatörü olarak gazeteciliği sürdürmektedir. İyi derece İngilizce bilen Yeşilkaya, evli ve bir kız çocuğu babasıdır.

Kaynak: https://www.dunyabulteni.net/dubam-ortadogu/ebu-bekir-el-bagdadi-nin-hayati-mehmet-yesilkaya-h431522.html