Tarih: 07.10.2018 12:35

Düşünmenin Sath-ı Mâiline Girmek

Facebook Twitter Linked-in

07.10.2018 Pazar

Sath-ı mâil, satıh ve meyil kelimelerinden oluşan güzel bir terkip.

Satıh, yüzey demek, bir şeyin dış tarafı, içine nüfuz edilmeksizin sadece dışıyla bilinen şey.

Mâil eğilmek, meyletmek, bir şeye doğru tevazu içinde sarkmak, gönlü başka bir gönüle ağmaya durmak anlamındaki meyil´den geliyor; satıh´ın aksine içe doğru yönelme niyetini hatta teşebbüsünü ihtiva ediyor.

Sath-ı mâil terkibi, şimdilerde ancak seçim zamanlarında, ?yeni bir seçimin sath-ı mâiline girdik? cümlesiyle hatırlanıyor ve onunla doğrudan seçim ortamına girmek kastediliyor.

Demek ki, belli zamanlarda giriliyor olmasıyla sath-ı mâil, tıpkı sürekli açık duran bir kapı gibi, şartları oluştuğunda girilmek üzere elimizin altında bulunuyor; bilfiil olmak için kulağı krişte bekleyen bir bilkuvve olarak...

Filhakika, bilfiil olmanın tüm gereklerini de içine hazır tutan bir bilkuvve olarak sath-ı mâil, her yeni seçimde, yeni eğilimlerin ortaya çıkması anlamında, eğeni ve eğileni gerektiren eğimlik yönünden, seçim zeminin kayganlığını / kaypaklığını da ihtiva ediyor.

Zira, onun temsil ettiği yüzeyde, yeni dünyalıklar edinme adına yukarı tırmanmaya çalışanlarla, edindiği dünyalıkları kaybetmek suretiyle dibe yuvarlanacak olanlar birlikte yer alıyorlar orada; her yeni seçim, yeni bir cangıl demek oluyor böylece, hatta yukarı tırmanmaya çalışanlarla, dibe yuvarlananların oluşturduğu cangıldaki cangul!

Aynıyla, söz konusu yüzey-eği(li)mde ne eğen, ne eğilen, ne de onun cangılında cangul olmak istemeyenlerin durumlarının zorluğuna işaret ediyor bu aslında.

Zira yukarılara tırmanmak nefsin talebi olduğu kadar, dibe yuvarlanmamak da nefsin talebidir. Her iki durumda da nefis, kendince olumsuz olandan olumlu olana kaçmayı telkin etmektedir ki, bu da bir tür nefsî cangılıdır ve nefis sahiplerinin bunlardan berî olabilmeleri için özel bir çaba göstermeleri gerekir.

Madem hayatın içinden türeyen sath-ı mâil diye bir şey var ve bu bizim şimdimizde daha ziyade siyaset / seçim tanımlı olarak işleyen bir şeydir, o halde kendimizi bundan geriye çekerek yoksunlaştırmamız mümkün olabilse bile makul olmayacaktır. Zira hayat boşluk kabul etmez; boşaltılan yer belki oradan boşaltılandan daha olumsuz bir şeyle de dolabilir.

Bu durumda her ferdin kendi sath-ı mâillini kendisinin kurması etmesi gerekir. Mesleğe ve meşrebe göre değişen sath-ı mâil ise, onu düşünürün düşünmeyle, alimin ilimle, kaşifin keşifle, sanatçının eserle, yazarın yazmayla... doldurmasındaki gibi, kendi niteliğine uygun olarak doldurulmayı talep eder.

Kendi adıma bunu, mesleki aşinalığım / yakınlığım nedeniyle düşünürün düşünmesi cihetinden biraz açmak isterim:

Hani, insan düşünen bir varlıktır der geçeriz. Gerçekten geçeriz çünkü, bununla düşünme hakkında bir şey düşündürme niyetinde değiliz, sadece insanın kendisi dışındaki varlıklarla olan farkını belirlemekteyizdir. Zira, düşünen bir varlık olmak insanın sadece ayrıcı niteliğidir, bu onun sürekli yaptığı bir şey değildir. Hatta insan bu niteliğinin ayrımında olduğu halde kaçınır ondan; ilâhî bir hakikatin gerçekliğine bir duvara toslarcasına toslamadığı sürece de düşünmeyi istemez.

Bu durumda biz, düşünürün düşünmesiyle, düşünmeyi inanmak açısından, meslek bakımından alışkanlık haline getirmiş olanları kastediyoruz ama bundan zamanımızdaki tanımıyla bir profesyonelliği (felsefeci olmayı ve felsefe yapmayı) kastetmiyor, bilakis düşünmeyi düşünmeye mail olan herkesi bunun içine çekiyoruz.

Düşünmeyi düşünmenin illetleri çoktur. Biz onlardan en iyi bildiğimiz bir şeyi, örneğin kitap okumayı seçtiğimizde, kendi sath-ı mâilimizi oluşturmak için önemli bir şeyi de seçmiş oluruz.

Bu manada kitap okumanın birkaç faydasını zikredelim:

-Kitap okumak, her şeyden önce bizi tefekkür etmenin sath-ı mâiline çeker.

-Kitap okumak, çoğu zaman Allah ve peygamber tanımlarını istismar ederek bizleri kendilerine kul etmek isteyenlerin şerlerinden emin kılar.

-Kitap okumak bize soru sormayı öğretir. Sormak aynı zamanda sorgulamaktır; sorgulamak, bize bizim aklımızı küçümseterek, kendisinin düşündüklerini ideal düşünme biçimi olarak dayatmaya kalkışan alim / şeyh kılıklı şartlatanların çabalarını boşa çıkarmamızı sağlar.

-Kitap okumak, kendi gündemimizi inşa etmeye, ve dolayısıyla suni gündemlerin iğvasından, zaman ve zihin israfından korunmamıza sebep olur.

Bunları derken, halkı seçimlerden soğutma suçlamasına maruz kalmamak ve dolayısıyla demokrasiyi nasıl da canla başla koruduğumuzu Batı´ya göstermeyi engellememek(!) bakımından, yeni seçimde oy kullanmanın gerekli olduğunu altını çizerek belirtelim ve bu bahisteki sözümüzü şöyle bağlayalım:

Siyaset rüzgar tabiatlıdır, gelir ve geçer.

Önemli olan bizim onun sath-ı mâiline girerek, onunla gerekleriyle terbiye olmaktan kaçınmamızdır.

Kaçmaktan değil, kaçınmaktan söz ediyorum.

Allah´ın rızasına uygun bir sath-ı mâilde mukim olabilmek için, bir rüzgar hükmündeki sath-ı mâilden kaçınmaktan...




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —