Tarih: 04.10.2021 11:51

Durmuş Durduyan: Elden ele dolaşan ırkçı bir komplo teorisi...

Facebook Twitter Linked-in

Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu başkanı, eski bakan Oğuzhan Asiltürk 86 yaşında hayatını kaybetti.

Asiltürk, ömrünün son demlerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’la yakınlaşmış, Saadet Partisi’nin muhalefet blokundan kopup Cumhur İttifakı’na girmesi tekliflerinin taraftarı olarak görülmüştü. İktidarın İstanbul Sözleşmesi’nden çekileceğini de Türkiye, Erdoğan’la görüşmesinden sonra ilk Asiltürk’ten duymuştu.

80’li yaşlarındaki bu siyasi hamleleri yüzünden muhalif çevrelerin eleştiri oklarının hedefindeydi.

Vefat haberinden sonra bu siyasi öfke zembereğinden boşaldı.

Türkiye’de siyasi hasımlıkta ölçü kolay kaybolur, ‘düşmana’ belden altı vurmak meşru görülür. Birisi bir grubun atış serbest menziline girdiyse, gerçekler, ahlak atın terkisine çok rahat atılır.

86 yaşında küresel bir oyun olarak gördüğü için maske takmayıp, aşı yaptırmadığı koronavirüsten hayatını kaybeden Asiltürk için de böyle oldu.

Ölümünü kutlayanların esprileri havalarda uçuştu.

Ama en kötüsü eski bir komplo teorisi raflardan indirildi.

Oğuzhan Asiltürk’ün aslında Ermeni olduğu ve Durmuş Durduyan olan esas adının yerine bu aşırı milliyetçi görkemli ismi aldığı teorisi...

O kadar ileri gidildi ki Türkçü bir site haberi şöyle verdi:

“Adını Oğuzhan Asiltürk Olarak Değiştiren Durmuş Durduyan Öldü”

Onlara bir Ermeni haber sitesi bile katıldı:

“Türkiye Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu (YİK) Başkanı Ermeni kökenli Oğuzhan 86 yaşında Asiltürk hayatını kaybetti.”

Kısa sürede Durmuş Durduyan adı Twitter’da TT listesine girdi. Ekşi Sözlük’te entryler yazıldı.

Milliyetçi muhalifler Oğuzhan Asiltürk’e duydukları siyasi öfkeyi onun “kripto Ermeniliği”ne bağlarken, normalde buna ırkçılık diyecek olan bazı solcu, liberal Kemalist muhalifler de bu furyaya katılmakta bir beis görmediler.

Ayıp olmasın diye koydukları “Tabii bunda bir sorun yok” şerhlerini “İşte İslamcıların gerçek yüzleri”, “Devşirip böyle kullandılar” tespitleri izledi.

Hatta 24 saat siyasi analiz yapan bazı solcu genç akademisyenler, Ermeni asıllı bir kişinin İslamcı siyaset içinde var olabilmesi İslamcılara kredi verilmesine neden olur mu diye telaşlanıp buna karşı güldüren analizler bile paraladılar.

Asiltürk’e duyulan siyasi öfke yüzünden kimse esas soruyu sorma ihtiyacını bile hissetmedi:

Peki, bunu nereden biliyoruz?

Bu iddiaların görünürdeki kaynağı eski milletvekili Fevzi İşbaşaran’ın, Asiltürk’ün Erdoğan’la temasları sırasında Haziran ayında attığı bir dizi tweet:

"Oğuzhan Asiltürk’ün 52 yıl önce yani 34 yaşındayken mahkemeye başvurup ‘Durmuş Durduyan’ olan adını ‘Oğuzhan Asiltürk’ olarak değiştiriyor -Tamam,din değiştirip müslüman olabilirsin, adını soyadını da değiştirebilirsin ama mensup olduğun millet değişmez, utanılacak bir şey yok”

İşbaşaran, Asiltürk’ün ilkokulu, üniversiteyi bu isimle tamamladığını, bu isimle mühendislik yaptığını, 34 yaşında Erbakan’la tanışınca Durmuş Durduyan olan adını Oğuzhan Asiltürk olarak değiştirdiğini yazmıştı.

İddia sahiplerinin referans yaptığı bir kaynak da Necip Fazıl’ın söylediği iddia edilen bir sözdü: “Bir insan hep Oğuz hem Han hem Asil hem Türk olamaz.”

Bir de iddia sahipleri 1935 yılında Oğuzhan Asiltürk’ün doğduğu Hekimhan’ın eski bir Ermeni yerleşimi olduğunu, zaten Oğuzhan adının da 30’lu yıllarda rastlanmayan bir isim olduğunu tezlerine delil olarak gösterdiler.

Aslında karşımızda eski bir ırkçı komplo teorisinden fazlası yoktu.

İddianın kökeni 1998 yılında Fazilet Partisi içindeki Yenilikçi Hareketi’nin ortaya çıktığı günlere dayanıyor.

Fazilet Partisi içinde başlayan hizipleşme, Milli Görüş hareketinin Elazığ’da bulunan bir kolunu çok öfkelendirmişti.

O günkü gazetelerden okuyalım:

“Siyasi yasaklı Erbakan ile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Tayyip Erdoğan arasındaki liderlik kavgası, Fazilet'ten önce bu partinin yayın organı Milli Gazete'yi böldü. Milli Gazete'nin Elazığ ve çevresindeki illerde yayımlanan baskılarının ücretsiz eki, ‘El Aziz’i çıkaran ekip, tekme-tokatlı bir kavganın ardından, gazeteden koptuklarını ilan ettiler. Gazeteyi bağımsız yayınlayan El Aziz ekibi Erdoğan'ı yine yerden yere vurdu.

Kapatılan RP'nin Elazığ milletvekili adayı ve Milli Gazete yazarlarından Ahmet Akgül'ün başını çektiği belirtilen ekip, FP Genel Başkanı Recai Kutan ile birlikte Elazığ'a gelen Erdoğan'ın da katıldığı önceki günkü miting sırasında, el altından dağıttıkları gazetelerinde, Erdoğan için ‘Kasımpaşa haylazı’, ‘Korsan’ ve ‘Gaspçı’ ifadelerini kullandılar. Bu ekibin Milli Gazete'den kopuşu ise tekme-tokatlı bir kavgaya sahne oldu. Erdoğan'ın FP yönetimine yaptığı baskı sonucu, bundan böyle El Aziz'i ek olarak dağıtmama kararı aldıklarını açıklayan Milli Gazete'nin, Elazığ sorumlularının dövüldüğü kavgaya, Akgül'ün kardeşi Hüseyin Akgül'ün de adının karıştığı bildirildi.”

https://www.hurriyet.com.tr/gundem/once-gazeteleri-bolundu-39027485

Fanatik Erbakancı olan Elazığ’da Ahmet Akgül liderliğindeki El Aziz gazetesi ekibi, daha sonra gazetelerini bağımsız olarak çıkarmaya başladılar ve eleştirilerinin tonunu yükselttiler. Erdoğan’a “masonların adamı” derken eleştirilerinin hedefinde partinin bölünmesine neden olmakla, Erbakan’a komplo kurmakla suçladıkları iki isim daha vardı: Şevket Kazan ve Oğuzhan Asiltürk.

Yine o günkü gazetelerden okuyalım:

“FP çevrelerinde ‘Fanatik Erbakancılar’ olarak tanınan ‘El-Aziz Grubu’, müthiş bir iddia ortaya attı. Gazete, MÜSİAD Başkanı Erol Yarar ile Refahyol'un Adalet Bakanı Şevket Kazan'ın ‘Yahudi’, FP Malatya Milletvekili Oğuzhan Asiltürk'ün de ‘Ermeni’ asıllı olduğunu açıkladı.”

https://www.hurriyet.com.tr/gundem/fanatik-erbakancilar-atakta-39049349

İşte Oğuzhan Asiltürk’ün aslında gerçek adının Durmuş Durduyan olduğu, 34 yaşındayken mahkeme kararıyla adını değiştirdiği iddiası ilk o günlerde El Aziz gazetesinde Ahmed Akgül tarafından yazıldı.

Ahmet Akgül, daha sonra yazdığı yazılarda ve kitaplarda bu iddiasını ayrıntılandırdı ve teorize etti.

Asiltürk sadece Ermeni değildi, Ermeniler içine girmiş kripto Yahudiler olduğu iddia edilen Pakradunilerdendi.

Akgül, “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Kripto Yahudiler ve Pakraduniler” kitabında bu ‘eşsiz’ tarihi tezlerini şöyle anlattı:

“Pakraduni”ler, Anadolu’nun İslamlaşması ve Türklere vatan yapılması üzerine, özellikle Ermenilerin rağbet gördüğü Selçuklu ve Osmanlı döneminde, Musevilikten Ermeniliğe geçen, 1915 olayları sonrası ve Cumhuriyet sürecinde ise Müslümanlığı seçen, ama Yahudi zihniyetini nesilden nesile gizlice sürdüren bir topluluk olmaktadır. Fanatik Ermeni karşıtlığıyla Türk ırkçılığını (Turancılığı) savunmak, her fırsatta İslam’a saldırarak, sosyalist ve Kemalist bir tavır takınmak bunların alâmetifarikasıdır. Ama sadece solcu değil, sağcı partilere; hatta Milli Görüş’e de sızanlar vardır. Örneğin, “Durmuş Durduyan” iken Oğuzhan Asiltürk’e dönüşen Pakradunilere rastlanmaktadır. Asırlarca Ermeni toplumunu yöneten Yahudi asıllı ‘Pakraduniler’in hikâyesi yeni yeni günışığına çıkmaktadır.”

Ama tabii bütün bu Pakraduniler tarih tezinin amacı meseleyi artık siyasi hasım haline geldikleri Oğuzhan Asiltürk’e bağlamaktı.

El Aziz gazetesi 2003 yılında manşetten Erbakan’ı mehdi ilan etti: ‘İşte Tek Başına Bir Ordu: İşte En Büyük Kumandan! Mehdi Erbakan!’’

Bunun üzerine Erbakan ve Saadet Partisi ile bu grup arasındaki ilişkiler iyice gerildi.

2004 yılında grup içi husumetler üzerine Ahmet Akgül ve arkadaşları El Aziz gazetesinden ayrılarak İstanbul’da Milli Çözüm dergisini kurdular.

Dergi ulusalcı İslamcı çizgide yayın yapıyordu. “Yahudi uşağı” olmakla suçladıkları AK Parti’ye ağır dille saldırıyorlar, ulusalcı kesimlerle ve askerle işbirliği mesajları veriyorlardı.

Tabii ki derginin hedefinden hiç düşmeyen bir isim vardı: Erbakan’la aralarını bozduklarını düşündükleri Oğuzhan Asiltürk.

Ya da dergideki ırkçı saldırılardaki adıyla Durmuş Durduyan.

Ona karşı öfkeleri artarak sürdü. Birkaç örnek:

“Milli Görüşçüler arasında Erbakan’ın sağ kolu diye anılıp saygı duyulan gerçekte ise ne asil ne de Türk olan Kripto Ermeni Durmuş Durduyan, Erbakan’ı Allah'tan korkmadan, utanmadan, Milli Görüş’ün ezeli düşmanı Yahudi odaklara taş çıkartırcasına suçlamaya devam ediyor.”

“Durmuş Durduyan iken Oğuzhan Asiltürk ismini alıp Milli Görüş’e yamanan şahıs adına ucuz kahramanlık taslayan uyuz kiralıklara soruyoruz”

“SP’de bir sütü bozuk Durmuş Durduyan”

“Geçmişi karmaşıktır, Pakradun Ermenidir
Milli Görüş’e lider, olmuş Durmuş Durduyan!
Aslını gizleyerek, asil bir Türk geçinir
Sadıklara bir kinle, dolmuş Durmuş Durduyan!”

Derginin sert biçimde eleştirdiği gruplardan biri de Gülen cemaatiydi.

Nitekim, 2008 yılında Ahmet Akgül, bir Ergenekon operasyonunda gözaltına alındı. Dergi Ergenekon’un İslamcı kesimdeki ayağı olmakla suçlandı.

Ama sonra tuhaf bir şey oldu.

Oğuzhan Asiltürk, 2012 yılında Ergenekon ve Balyoz davalarını eleştirdi:

“Ergenekon operasyonu, vatansever askerlere karşı yapılmış bir operasyondur. Ergenekon, altını çizerek söylüyorum, Türk Ordusu'nda Amerikan karşıtlarının tasfiyesidir. Nokta. Ve bir de ünlem koyuyorum.”

Bu çıkış üzerine Ergenekon’dan gözaltına alınmış Ahmed Akgül’ün ürettiği Durmuş Durduyan teorisi bu kez Fethullahçıların isimsiz sitelerinde ve hesaplarında bir suçlamaya dönerek tekrar dolaşıma girdi.

2007 yılında Hrant Dink’in öldürülmesinden sonra Ahmet Akgül’ün bu komplo teorisi Evrensel Gazetesi’ndeki bir köşe yazısında göründü:

“Ey Durmuş Durduyan'ı Oğuzhan Asiltürk’e çeviren; Ey Oğuzhan Asiltürk namıyla bir adamı Erbakan'ın emrinde halkların, gençlerin üstüne süren kahpe devran, sana başın sağ olsun diyemem.”

https://www.evrensel.net/haber/250588/kirve-hirant

Bu yazı daha sonra tuhaf biçimde Milli Çözüm dergisi sayfalarında Oğuzhan Asiltürk’ün aslında Durmuş Durduyan olduğu tezlerine delil olarak gösterilmeye başlandı.

Böylece ortaya referansı kendisi olan dört dörtlük bir komplo teorisi döngüsü çıktı.

Nihayet Oğuzhan Asiltürk 2021 yılında Saadet Partisi’nin yönünü Beştepe’ye doğru çevirmeye çalışırken de bu kez güya bu ırkçı komplo teorilerine mesafeli muhaliflerin eline düştü.

Bu kez de onlar menşei belirsiz iddiayı tekrarladılar.

Halbuki ortada gizli saklı bir durum yok.

25 Mayıs 1935 tarihinde Malatya Hekimhan’da doğan Oğuzhan Asiltürk’ün annesinin adı Fatma, babasının adı Mahmud Besim.

Oğuzhan, ismini veren babası.

Çünkü babası Cumhuriyetin ilk öğretmen okulu mezunlarından olan bir öğretmen. Tarihe meraklı, milliyetçi bir öğretmen.

Bu yüzden Oğuzhan Asiltürk’ün kız kardeşlerinin adı Sevinçhan, Gülsevi ve Sevimyazı. Erkek kardeşinin adı ise Atilla.

Oğuzhan Asiltürk’ün babası önce memleketleri Hekimhan’da öğretmenliğe başlamış. Sonra esas uzmanlık alanı olan ziraat memuru olarak Malatya’ya taşınmışlar.

Asiltürk ailesi Malatya’da Sancaktar mahallesinde oturmuş. Recai Kutan ile burada tanışmışlar. Kutan’ın öğretmen babası Asiltürk’ün de öğretmeni olmuş.

Mahalleden tanıdığı diğer isimler de Turgut, Korkut, Bozkurt Özal kardeşler.

Yine Malatyalı öğretmen çocukları olan Turgut, Bozkurt, Korkut kardeşlerin adları da o günlerin “Türk tarih tezi” dalgası içinde verilmiş isimlerdi.

Asiltürk daha sonra babasının tayini gereği lise eğitimine Sivas ve Antakya’da devam etmiş.

Yani Oğuzhan Asiltürk, Erbakan’dan önce Recai Kutan’la tanışmış. Erbakan’la tanışması da partiden önce, İTÜ yıllarına dayanıyor.

İTÜ’de İnşaat bölümünde talebe cemiyeti başkanlığı yapmış, Zahit Kotku’nun sohbetlerine katılmış dindar bir öğrenci olarak tanınmış.

Üniversite mezuniyet yıllığında da şöyle yazıyor: “Oğuzhan Asiltürk: Üniversiteyi koltuğunun altığında bir not defteri, yastığının altında bir şiir kitabı ile bitirdi.”

Mezuniyetinden sonra kardeşi Atilla Asiltürk ile birlikte Asiltürk Proje adlı inşaat firmasını kurmuşlar. Bu şirket hala Ankara’da faaliyette.

Erbakan’la siyasi hayatı 1969’da Konya’dan bağımsız aday olduğunda başladı, Milli Nizam Partisi ile sürdü.

1975 yılında kuruluş müzakerelerini Baykal ile birlikte yaptığı CHP-MSP hükümetinin İçişleri Bakanı olduğunda da sadece 40 yaşındaydı.

Yani iddia sahipleri altı yıl önce ismini değiştirmiş 40 yaşındaki Ermeni asıllı bir kişinin Türkiye’ye İçişleri Bakanı olduğunu da iddia etmiş oluyorlar.

Yani neresinden tutsanız absürtlük.

Asiltürk her zaman köşeli fikirleri olan sağcı bir siyasetçi oldu. İçişleri Bakanlığı sırasında İstanbul’da müstehcen diye kaldırttığı heykelle ünlendi. 1991’de RP-MÇP ittifakına karşı çıktı. Fazilet Partisi bölünme sürecinde Erdoğan’a karşı en sert tavrı aldı. Ergenekon operasyonlarını eleştirdi. Numan Kurtulmuş’un partiden tasfiyesini sağladı. Ve son olarak da Saadet Partisi’ni muhalefet cephesinden çıkarmaya çalıştı.

Bu uzlaşmaz tavırları yüzünden de hakkında bir zamanlar Abdullah Öcalan’ın gerçek adının Agop Agopyan olduğunun söylenmesinden farksız, paslı kör testereyle oluşturulmuş, kötülüklerin kaynağını kriptolukta, sütü bozuklukta, kökende bulan ülkenin en eski, en geri bakışının ürünü bir komplo teorisi üretildi.

Ama buradaki esas mesele zaten bu tarz ırkçı komplo teorilerine itibar edenlerin bunu bir suçlama gibi kullanmasında değil.

Güya ırkçılığa karşı olan bazı muhaliflerin de bu kör testereden çıkmış ırkçı komplo teorisini dolaştırmakta, bunun üzerine konuşmakta bir beis görmemesinde.

Bu da Türkiye’de düşman olarak bellenene karşı her türlü saldırının nasıl kolayca meşru olarak görülebildiğinin son bir örneği olarak kayıtlara geçmiş oldu.

Asiltürk ailesine ve Saadet camiasına tekrar başsağlığı dilerim.

Hala tatmin olmayanlar için babasının ve annesinin mezar taşları

whatsapp-image-2021-10-04-at-09-54-22-copy.jpgwhatsapp-image-2021-10-04-at-09-54-22-1-copy.jpg

 

 

 




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —