Tarih: 27.07.2020 14:00

Dünyabizim yazarları Asım Gültekin’i anlatıyor

Facebook Twitter Linked-in

Necdet Subaşı: Tek kelimeyle "dava delisi"ydi.

Allah Asıma rahmet eylesin. Çok uzun zamandır tanışırız ama ruberu muhabbet fazla eski değil. Tek kelimeyle "dava delisi"ydi. Klasik metinlere olan ilgisi onları genç nesle aktarma derdine dönüşmüştü. Son zamanlarda ölümü karşılayan bir hızla daha fazla koşturduğuna bizzat şahidim. Bütün bu hareketliliği onun şu meşhur dinginliğine hiç mi hiç bir halel getirmemiştir. Allah rahmetiyle muamele buyursun. Mekanı cennet olsun.

Mustafa Uçurum:  Asım’ı sevmek

Dergilerle olan miladımın en yakın tanıklarındandı Asım Gültekin. 90’lı yılların ortasında o İstanbul’dan ben Sivas’tan dergilerin yüreğinden sımsıkı tutuyorduk. Önce isimlerimiz buluştu dergilerde sonra gönüllerimiz öyle bir ısındı ki birbirine hiç kopmadan selamlar gönderdik uzaktan yakından.

Telefon çalıp da Asım Gültekin yazıyorsa ekranda biliyordum ki benden yine yazı isteyecek. “Abi acil Cahit Zarifoğlu yazısı lazım. Sende kesin vardır.”, “ Abi, dergiler hakkında geniş bir yazı gönder. Çok geniş olsun.”, “Abi, Rasim Özdenören yazısı hazırla.”…

Suçıktı Şiir Akşamları’nda “Abi, Dünya Bizim, bizim site. Sürekli yazacaksın orada.” dediği günden beri hiç kopmadan yazdım.  Çünkü biliyordum ki Asım Gültekin yaz diyorsa bir bildiği vardır.

Kelimelerin kalbine bir Yunus inceliğiyle dokunurdu her zaman. Ve gavurları hiç sevmezdi. Allah için koşar, Allah için yaşardı.

Âsım için ne söylesek azdır. Dopdolu yaşadı. Kısa ömrüne sığdırdığı o kadar çok güzellik var ki adının hayırla anılması için hepsi de şahitlik edecektir ona. Biz Asım’ı severdik, inanıyoruz ki Rabbim’de severdi.

Mekânı cennet olsun. Rabbim rahmet eylesin.

Hüseyin Akın: Farklı, renkli ve hareketli bir insandı

Asım Gültekin ismine ilk kez doksanlı yılların başında çıkardığımız Kardelen dergisinin okuyucu mektupları sayfasında rastlamıştım. Okuyucu mektuplarına şair Arif Dülger dostumuz bakıyordu. Mektupla başlayan tanışıklık Asım’ın İstanbul’a gelmesi ile yüz yüze yakınlığa dönüşmüştü. Ta o zamandan beri okuyan, organize eden ve tanış kılan vasıflarıyla öne çıkan biriydi Asım Gültekin. Farklı, renkli ve hareketli bir insandı. İflah olmaz bir dergici olacağı daha o günlerden belliydi. Düğün davetiyesini bile dergi şeklinde tanzim etmişti. Bu davetiyede bana da bir şeyler yazmak nasip olmuştu. Sakin mizaçlı fakat kabına sığmayan biriydi. Sınıfa sığmayan bir eğitimciydi aynı zamanda. TYB İstanbul şube yönetiminde birlikte çalıştık. Dergi fuarı düşüncesini bu dönemde somutlaştırmıştır. Safahat Okumaları, Sezai Karakoç Okumaları, Dede Korkut Okumaları ve Muhammediye Okumaları gibi çalışmalara öncülük etmiş son dönemlerde dil ve etimoloji üzerine güzel metinler ortaya koymuştur. Geçen seneki Eyüp Sultan Dergi Fuarı’nda ayak üstü selamlaşmış, lakin oturup sohbet etme imkânı bulamamıştık. Bir gün sonra telefondan arayıp “çok meşguldüm abi kusuruma bakma yanına gelemedim” diyerek mazeretini belirtme inceliği göstermişti. Asım’la son görüşmemiz yine telefonlaydı. Kafasında sürpriz bir düşüncesinin olduğunu, bunu benimle paylaşmak istediğini söylemişti. Merak etmiştim. “Pandemi biter bitmez oturalım” diye sözleşmiştik. Nasip olmadı. Allah âhiret mutluluğu nasip etsin. Mekanı cennet olsun.

Kâmil Yeşil: Sen gittin ve kolumuz kanadımız kırıldı Asım Gültekin

Asım Gültekin’i tanıdığımda İmam Hatip Lisesi’ni bitirmemişti daha. Onu İslam ve ümmet için heyecan duyan, girişken, sanat ve edebiyat dostu, öncülerimize saygılı, aklında hep İslami projeler olan bir kişi olarak tanıdım. Bu kişiliğini hep korudu. Kabına sığmayan; hep yeni, özgün şeyler yapmak isteyen bir heyecan sahibi idi. Müslümanlara hep “Beyaz Haberler” vermek peşinde idi ve genellikle bunda başarılı da oldu. Beni “Dünyabizim”e o davet etti. Cafcaf’ta beraber olduk. Krizle deveranına son veren kalbinin imanla dolu, İslam ve ümmet sevincinin neşesini duyan ve duyuran bir kalp olduğuna şahitlik ederim. Yani ki su testisi su yolunda kırılmıştır. Ama -Rabbim affetsin- erken bir yolculuk değil mi bu Asım? Ne bu acelen? Çok sevdiğin Cahit Zarifoğlu gibi bu genç yaşta oldu mu şimdi? Aşk olsun!

Bundan sonra Asım Gültekin heyecanında, onun girişkenliğinde, onun sonuçlandırdığı çeşitlilikte projeleri olan bir insan gelir mi bilmem. Rabbim, onun projelerini/niyetlerini gerçekleşmiş salih ameller olarak amel defterine yazsın inşallah.

Sen gittin ve kolumuz kanadımız kırıldı Asım Gültekin! Benim Asım kardeşim!       

Erhan Erken: Bulduğu her fırsatta gençlerin yetişmesi için çalıştı

Değerli kardeşimiz Asım Gültekin’in genç denecek bir yaşta vefat etmesi hepimizi ziyadesiyle üzdü. Demek ki takdir bu kadar imiş.

Kendisi ile Dünyabizim ve Caf Caf Mizah dergisi bünyesinde beş yıldan fazla bir süre güzel bir çalışma içinde olmuştuk. Sonrasında da irtibatımız belli bir düzeyde devam etti ve birbirimizden bir şekilde haberdar olduk.

Müslümanların özellikle fikri ve kültürel alanlarda gelişmesi için elinden geldiği ölçüde çalıştı ve çalışmaya devam ediyordu. Yeni yazarların yetişmesi, kaliteli dergilerin yayınlanması, verimli okuma gruplarının ortaya çıkması ve dilimizin en doğru şekilde kullanılması onun en çok değer verdiği hususlardı. Bulduğu her fırsatta gençlerin yetişmesi için bir şeyler yapmaya gayret ederdi.

Dünya hayatında kendisine verilen süre bu kadarmış ki o da bu sürenin sonunda emaneti sahibine teslim etti.

Allah-u Teala’nın bu fedakar kardeşimize Rahmetiyle muamele etmesi için dua ediyorum. Hanımı Nurdan Gültekin kardeşimize, çok sevdiği evlatlarına, ailesi ve dostlarına sabırlar temenni ediyorum.

Serdar Arslan: Gönlü vardı yaptığı her işte

2011 yılıydı, kurucusu ve o zaman yayın yönetmeni olduğu bu sitede yazı yazmam için beni aradı. Çekimserdim cesaretlendirdi, ilk dönem yazılarımın ilk okuyucusu, editörü oldu. Düzeltirken bile cesaret verdi. Yazıları geri çevirirken daha iyisini yazmaya teşvik etti. Kırıldım onardı, kızdım alttan aldı, naz çekti. Hiçbir mecburiyeti yoktu. Ama o hiçbir şeyi zaten mecburiyetle yapmıyordu. Gönlü vardı yaptığı her işte. Verdiği selamda, “Hacı Abi” deyişinde…

Çok büyük hakkı var üzerimde. Benimki varsa helal olsun. 

 Allah; rahmet eylesin, ardında kaldık, hepimize sabır versin.

Ahmet Mercan: Sevgi molekülüydü

Bir camiayı diri tutacak kadar sevgisi ve coşkusu vardı. Asım kendinden büyükleri ve aynı zamanda küçükleri harekete geçirme, verimli kılma samimiyetine sahipti. Yüksek oranda düş kurar, tasarlar ve ilgilisine işi öyle tevdi ederdi ki, kimse ona hayır diyemezdi. Çünkü herkes için hayrı ve hayırlıyı harekete geçirirdi. Ne zaman, nerde tanıştığımızı hatırlamıyorum. Seksenlerden başlayan ilgisi Selam dergisi üzerinden olmuştu. Ailecek görüşürdük. Çok yönlüydü Asım. Vefalıydı. İnsan ve kitap dostuydu. Camianın hizmetinde gocunmadan yürürken, ironik dili samimi tavrı ile gençlerle sağlam ilişkiler kurmuştu. İslama bir derviş bağlılığıyla sarılan değerli bir devrimciydi.

Sevgi molekülüydü. Hikmet arısı diyordum kendisine. Ölünce arkamızda o kalacak diye düşünürken erken davrandı Asım.

Mevlam mağfiret etsin ve cennetine alsın inşallah. Kuşak çatışmasına karşı güçlü bağ oluyordu.

Okur, konuşur, yazar ve yapardı. Allah ondan razı olsun.

Ömer Yalçınova: Kalıplara sığmayan bir insandı Asım Gültekin

25 Haziranda yaptığımız son WhatsApp yazışmamızı Asım abi, “Bulamadığı olursa kalanı, Sana söylerim” diye bitirmiş. Ondan haber beklerken, onun vefat haberini almak... Asım Gültekin her zaman duayla anacağımız, Allah’tan onu “En Sevgiliye” komşu etmesini dileyeceğimiz bir ağabeyimizdi. Aynamdan Yansıyanlar kitabımın içindeki portre yazılarının fikir babası olmasına rağmen Asım abinin portresini yazamamıştım. Asım abi beni her zaman şaşırtmıştır. Onun tepkileri, fikirleri, yorumları, duruşu, esprileri, öfkesi… önceden kestirilemezdi. Sevdiği kişileri bütünüyle seviyordu o, sevmediği kişileri ise, idare etmeye, başka ifadeyle kazanmaya çalışıyordu. Kendisi için gülümseyerek “dinci” derdi. Fakat Asım abi gözümüzde canlandırabileceğimiz hiçbir “dinci”ye de benzemezdi. Kalıplara sığmayan bir insandı Asım Gültekin. Ona dair bulunduğum tahminlerin hiçbirinde isabet gösterememiştim. O yüzden hakkında bir portre yazmayı becerememiştim. O, masamıza usulca gelip, sırtındaki ağır çantasını indirdiğinde, bilirdik ki çantasından romanlar, şiirler, tasavvuf kitapları, dergiler çıkacaktı. Asım abiyi her zaman doğru kelimeyi bulmak için düşünceli, yavaş ve kelimeler arasında boşluk bırakarak konuşmasıyla; ne zaman, nerede ve kiminle olursa olsun bildiği doğruları usulünce söylemesiyle; kavgadan da muhabbetten de kaçmamasıyla; yardıma ihtiyacı olan herkes için ne yapılabilir diye kaygılanmasıyla hatırlayacağım. Duam odur ki Rabbim onu razı olunan kullar arasına kabul eder, o şekilde karşılar.

Recep Şükrü Güngör:  Asım

Kara gün dostuydu. Ne zaman can sıkıntısı yaşasam bir şifa gibi mesajı gelirdi. Dunyabizimi kurduğunda nazik bir davet ile çağırmıştı. Nezaketli hitabı muhatabını da aynı üsluba büründürürdü.

Turkiye Yazarlar Birliği İstanbul şubesinde ikindi buluşmalarında sohbeti doyumsuz olurdu.

Müslüman yürekliydi. Sahip çıkmanın ne demek olduğunu iyi bilirdi.

Gönlü geniş, kalbi geniş, ufku geniş bir hasbi ağabeydi. Yaşı kendinden büyük olanlara bile ağabeylik yapardı. Rasim ağabey, Nuri ağabey gibi bir ağabeydi. Erken kavuştu sevgiliye.

Daha hayalleri vardı, emekli olup bir bağ evinde gün geçirmeyi düşünmüyordu.

Son nefesine kadar dava peşinde koşacaktı. Allah onu koşuda iken aldı yanına. Çok hüzünlendim.  Ne yazacağımı unutacak kadar keder hissediyorum.

Allah rahmet eylesin. Cennette peygamberimize komşu eylesin.

Şakir Kurtulmuş: Öğrencilerin bıraktığın yolda yürüyüşe devam edecekler…

Ümmetin acısını kendine dert edinen güzide insanlarımız var bizim… Asım Gültekin de onlardan biriydi. Nerede 5 tane Müslüman genç görse onları bir araya getirip birlikte bir şey yapmaya çalışırdı. Gençlerin okumaları için nerde nasıl bir yöntem bulabiliriz diye kafa yoran, onları okuma grupları içinde yetiştirmeye çalışan ender bir insandı. Cevher okumaları projesi ile özellikle imam-hatip okullarında oldukça iyi bir ivme yakalanmasına vesile oldu. Keşke proje devam edebilseydi. Kültür ve dilimizi dert edindi. Bu yönde çok yoğun faaliyetlerde bulundu, seminerler verdi, yazılar yazdı, dergi çıkardı, kitap yayınladı. Dergilerin sırtındaki yükü hafifletebilmek için TÜRDEP’in kuruluşuna öncülük etti. Büyük küçük 400 civarındaki dergimizi bir araya getirip fuar düzenledi.

Asım Gültekin’in bendeki yeri çok daha ayrıcalıklıdır. 2010 yılında fetret döneminden çıkıp yeni bir hayata adım attığımda ‘dünya bizim’ sitesi ile tanıştıktan sonra, sitenin kapılarını ardına kadar açan adamdır Asım… Her zaman bize karşı saygılı olmuş bunu her ortamda açıkça sergilemiştir. Dünya Bizim’de genel yayın yönetmeniyken, görevini bize bırakmayı teklif etmiş, ancak iş yoğunluğumuz nedeniyle bu görevi sürdüremeyeceğimizi kendisine nazikçe ilettiğimiz halde, görevi üstlenmemiz için yoğun istekte bulunmuştu. Yine etimoloji dersleri, Sezai Karakoç’un ‘Hızırla Kırk Saat’ şiir kitabını her hafta parkta gençlerle birlikte okuma ve tahlil etme projeleri onun projeleridir. Ümmetin derdini kendine dert edinip kafa yoran, gençlerin içinde bulundukları durumdan çıkıp daha etkin ve yararlı bir konuma gelebilmeleri için pek çok girişime öncülük ermiş olan değerli Asım Gültekin kardeşimizin vefat haberini aldığımızda inanmakta zorlandık.

Erol Erdoğan da aynı şeyi yazmış haberin doğru olmadığı şeklinde bir açıklama gelir mi acaba diye bekledik. Ne yazık ki bu bekleyişlerimiz sonuç vermedi her geçen saat, her geçen dakika gerek ajanslarda gerekse sosyal medyada haber çığ gibi yayıldı, herkes birbirini haberdar etmeye çalıştı. Bu acı haberi ben de Nurettin Durman’dan aldım. Allah rahmet eylesin güzel kardeşim. İyi insanlar, ümmetin derdini kendine dert edinmiş olan güzel insanlar birer birer ayrılıyor aramızdan. Öğrencilerin bıraktığın yolda yürüyüşe devam edecekler… Mekanın, makamın cennet olsun inşallah…

Metin: Erol: Rahat uyu Asım ağabey, yeleğin yere düşmeyecek

Sene 2011. Üniversite birinci sınıftayım. Lise yıllarında başlayan şiir maceram üniversite eğitimiyle birlikte deneme ve röportaja doğru genişliyor… Üniversitede asistanlarından Ezgi Gürses’in yüksek lisans tezi yenice kitaplaştırılmış. Konu 28 Şubat. Kitabı şevkle okudum. Mesele mühim. Ezgi hoca ile görüştüm. Röportajı kopardım. Meselenin sinir uçlarına dokunan bir röportaj çıktı ortaya. Röportaj tamam da nerede yayınlayacağız? Birkaç arkadaş ile görüştüm, “DünyaBizim’e gönder” dediler. “Tamam” dedim ama kafama yatmadı. DünyaBizim’in yayın çizgisi belliydi. Röportaj hem son derece politikti hem de etliye sütlüye fena karışıyordu. DünyaBizim meselesini bir hocama danıştım. Tek bir cümle kurdu; “röportajın konusu önemli değil, Asım Gültekin var orada. Ucu Müslümanlara dokunan her meselede, elini taşın altına koyar.” Öyle de oldu…

Sene 2014 olsa gerek. İzmir’den İstanbul’a geldim. O vakit DünyaBizim’de çalışan bir dostum karşıladı beni. DünyaBizim’in Süleymaniye’deki binasına gittik. Vakit akşama yaklaşıyordu. Herkeste bir toparlanma telaşı vardı. Üzerinde yelek ve elinde bir poşet ile Asım ağabey geldi. Sakin bir tavırla selamladı etrafı. Önce insanların telaşı düştü üzerlerinden, sonra unuttu hepsi gitmeyi. Muhabbet sofrası kuruldu. Demi dem, lezzeti lezzet… “Sen” dedi Asım ağabey, “Metin Erol musun?”. “Evet” dedim. “Yazılarını takip ediyorum” dedi Asım ağabey. İçimden “bu yalanı sevdim” cümlesini geçirmedim desem, yalan olur… “Yazılar güzel ama yazılarında sıkça geçen şu ‘Türk-İslam’ kullanımını seninle bir konuşalım”, dedi. O an anladım. Gerçekten okuyormuş… Asım ağabey ile uzun uzun Türk-İslam kavramsallaştırması üzerine tartışamadık… Ancak gördüm ki Asım ağabey sadece vakti geldiğinde elini taşın altına koymuyor, onun eli, hep taşın altında. Genç yazarları takip ediyor, yazdıklarını eleştiriyor, doğru bildiğini aktarmaktan geri durmuyor, gençlerin dertleri ile dertleniyor, maddi-manevi ihtiyacı olanların sıkıntılarını çözmek için elinden geleni yapıyor…

Asım ağabey, Zarifoğlu’nun “bizden sonra gelecekler var, onların hamurunu bizler yoğuruyoruz” sözüne sımsıkı sarılmış bir hayat yaşadı. Şahidiz; Asım ağabey ardından gelen gençlerin hamurunu, İslam üzere yoğurmaktan asla geri durmadı. Onun, Allah yolundaki gayretinin bendeki ifadesi, üzerinden çıkarmadığı yeleği oldu. Vakit geldi, Asım ağabey gitti. Ardında onu hayırla anan nicelerini bıraktı. Bayrağı devretti. Şimdi bizler, Allah yolunda terledikçe, Asım ağabey huzurla dinlenecek. Rahat uyu Asım ağabey, yeleğin yere düşmeyecek!

Mehmet Erken: Asım abi bir hayali yaşıyor, bir hayali insanlara aşılamaya çalışıyordu

Göçtü kervan, kalmak yok dese de kervanın göçtüğünü ve onun dağlar başında tek başına kaldığını ölümü ile gördük. Asım abi kervanın göçtüğünü görmemezlikten geldi. Bu sayede çok fazla insanı etkiledi. Çok fazla insanın hayatına temas etti. Zihinlerini etkilemesinin yanında iş buldu, evlendirdi, abilik yaptı, ellerinden tuttu, yalnız bırakmadı.

Dün geceden beri onu düşünüyorum. Hakkında yazılan kısa-uzun yazıları okuyorum. Bunlara benzer bir hikayem yok. Ne onunla lisede ya da üniversitede beni etkileyen bir abi olarak tanıştım, ne de ondan öğrenip hayatımı değiştiren yazarlar oldu. Kendisi ile canlı olarak ilk kez dunyabizim vesilesi tanıştım. Daha önce adını çok duymuştum. Dünyabizimde 4-5 sene yazılarımızı yayınladı. Site etrafında güzel bir ortam kurmaya gayret etti. Halen bir şeyler yazabiliyorsam, bunda Asım abinin de etkisi vardır.

Asım abi ile uzun seneler yoğun bir mesaimiz oldu. Fakat tarzlarımız, düşüncelerimiz, hayata bakışımız çoklukla uyuşmuyordu. Bu nedenle olsa gerek, derinlikli bir ilişki geliştirmedik. Yani ailecek git gel yapmadık, çaycıda buluşmadık, arayıp dertleşmedik, birbirimizi bir yerlere çağırmadık. Ya da düzenlediği yüzlerce etkinlikten birine bile katılmadım. Son senelerde hiç iletişimim olmamıştı.

En çok katıldığım ve sevdiğim düşüncesi, Müslümanlara, Müslüman alimlere, yazarlara, hocalara yaptığı vurgu idi. Bu konunun yılmaz bir savunucusu, adeta yaşayan arşivi gibiydi. Her ilçede, her şehirde ziyaret ettiği insanlar vardı ve her daim bunlara yenilerini eklemeye çalışıyordu. Her vesile ile güzel Müslümanları bir lahza olsun görmek, görüşmek derdini taşıyordu. Çok defa talep etsem de bunları kayda geçirmesine muvaffak olamamıştım.

Yazarlığı, dile duyduğu sevgisi, dergiciliği ehli tarafından takdir edilir, ben çevremde ve okuduklarımda daha çok etkileyici bir öğretmen ve konuşmacı olduğunu gördüm. Herkesin ihmal ettiği, burada 4 sene ne diye oturuluyor acaba diye düşünülen liselerden öğrencisi ya da dinleyicisi olan yüzlerce insanın hayatını değiştirdi, yanlış yollara sapmasını engelledi, iyi yollara çevirdi.

Bizzat başlattığı pek çok şey akamete uğraşmış olsa da, başlamasına ya da devamına vesile olduğu, içeriğine katkı sağladığı pek çok çalışma devam ediyor. Bu işler devam ettikçe sevap hanesi açık duracaktır. Ama bunlardan da fazlası etkilediği hayatlarda, sevenlerinin gönlünde, her daim hayırla anılacaktır. Allah merhametiyle muamele etsin, mekanı cennet olsun. Amin.

Esad Eseoğlu: Bu dünyadan gelip geçen çok değerli abime selam

Kendisiyle yaklaşık 12 yıl önce, Cafcaf Dergisi vesilesiyle tanışmış, devam eden süreçte bir küçük Cafcaf Dergisi mitinginin haberleştirilmesini benden istemesi sayesinde Dünyabizim çatısı altına girmiştim. Allah rahmet eylesin.

Yazmamı isterdi sürekli. Haber üretmek adına okumak ve gezmek azmini kazandırdı bana. "Gezerken yaz, Müslümanların yayınlarını bulup haber yap Esad."

Gönderdiğim metinlerle uğraşıp nereleri nasıl yapmam gerektiğini söylerdi. Abdurrahman Dilipak'ın eski kitaplarını, Cahit Zarifoğlu'nun Hama katliamına dair Mavera'da yazdıklarını, dünya coğrafyasındaki Müslümanların yayıncılık uğraşlarını onun sayesinde araştırmıştım. Birçok Müslüman düşünürle Asım abinin verdiği güvenle konuşup söyleşiler yapabilmiştim. Bir Dünyabizim toplantısında sürpriz konuğumuz Rasim Özdenören'di, haberini yapmamı söylediğinde çok heyecanlanmıştım.

Bilim Okumaları grubunu kurmamızı, bilim felsefesi üzerine okumalar ve düşünsel teatiler yapmamızı sağlamıştı bir grup genç olarak.

Ömer Karaoğlu ve Taner Yüncüoğlu dinlerdi, son anına kadar paylaşımlarını yapardı.

Çok yoğun olduğu için umudum biraz da az olarak gönderdiğim nikah davetime icabet edince çok mutlu olmuştum.

Asım abiyi çok seviyorum. En son bir başka dergiye göndereceğim yazı hakkında uzun uzun ilgilenmişti.

Her şey için teşekkürler Asım abi.

Bu dünyadan gelip geçen çok değerli abime selam ile.  İnşallah cennet mekanı...

Hulusi Yiğit: Derdi Müslümanca yaşamaktı

Asım abimiz garip geldi, garip yaşadı ve garip göçtü. Derdi Müslümanca yaşamak, bir genç daha Müslümanların derdiyle dertlenir mi diye gayret göstermekti. Hep güzel düşünür, olaylara iyi tarafından bakmayı öğütlerdi. Müslümanlarla ilgili bir eleştiri yaptığımızda uyarırdı. “Müslümanlar diye genelleme hacı abi derdi. İnsan de, insan evladı de ama Müslümanlar diye genelleme” derdi. Her gönlümüz daraldığında, her heyecanımızı yitirdiğimizde bir nefes verirdi. Kitaptan bir sözle, şiirden bir mısrayla, hikayeden bir ibretle darlıklarımızı genişletirdi. İnsan abisini kaybedince dünyasını dayandırdığı duvarın çökmesi misali, ben ne yaparım abisiz diyor. Biz ne yapacağız Asım abisiz? Rabbim cennetine kavuştursun inşallah.

Halil Arslan: Asım Abi…

Bir grup arkadaşla birkaç gün süren bir Tillo gezisi yapmış ve gezdiğim gördüğüm yerlerden çok etkilenmiştim. Duramadım oturdum yazdım, gördüklerimi başkaları da duysun istiyordum. Yazıp dünyabizim’e gönderdim. İlk kez bir yere yazı gönderiyordum. Yayınlayacaklar mı yayınlamayacaklar mı? Bir iki gün sonra dayanamayıp mail atıp sordum. Cevabı Asım Gültekin abi telefonda verdi. ‘Yazını yayınlayacağız, bu tarz yazılarını bekleriz’ dedi. Sonra yüksek lisansa da başlayınca okuduğum kitaplarla ilgili yazmaya başladım. Gittiğim yerlerden de burayı acaba nasıl yazabilirim diye bir duyarlık geliştirdim. Kıymetli bir hocamın ifadesiyle kalemim kırılıyor yazmayı da sever hale geliyordum. Yayınlananlar kadar yayınlanmayan yazılarım da oldu. Niye yayınlanmıyor Asım Abi diye sorduğumda ‘Müslüman olduğunu ifade etmekten kaçınanlarla ilgili yazı yayınlamıyoruz’ demişti. Müslüman olduğunu açıkça ifade edebilmek, bunun arkasında durabilmek, karnından konuşmamak… bunların birer kıymet olduğunu öğrendim Asım Abi’den.

Sonra ben Hatay’dan Artvin Hopa’ya gelince Hopa’ya İlahiyat Fakültesi’ne davet ettim kendini; Şavşat’tan Amasya’ya göç etmiş dedelerinden ve Şavşat’taki akrabalarından bahsetti. Akrabalarını, atayurdunu merak ediyordu. Bu sebepleri de vesile kılıp bir gece vakti geldi Hopa’ya. Abi seni biraz yoracağız dediğimde, ‘beni programla korkutamazsın’ demişti. Sabah bir yerde öğleden sonra başka bir yerde program yapıp ertesi gün Muhammed Karaosman hocamla beraber üçümüz Şavşat’a gittik. Yol üstündeki camileri geze geze, aklımıza gelen her şeyi sora sora ve elbette ‘marş biliyor musunuz?’ sorusunun cevabını vermeye çalışa çalışa. Arkadaşlarla sohbet ederken, kahvaltıda ‘burada ziyaret edecek kimse yok mu ben bir yere gelince ziyaret edilecek kişi ve yerleri ziyaret ederim’ demişti. Hopa’daki mezar taşları çok dikkatini çekti bizden fotoğraflarını istemişti.

Ben Hopa’nın atmosferiyle ilgili olumsuz konuşunca ‘bak yanlış bakıyorsun, başkalarının göstermek istediğini görme’ diye ikaz etmişti. Elinde not defteri Şavşat’ın bir köyünde akrabalarını gezmiş köyün yaşlılarını ziyaret etmiştik. Dönüş yolunda kardan yolda kaldık. Akşam Rize’de yapacağımız programı iptal etmek zorunda kaldık. Daha açılmamış Cankurtaran Tüneli’ni Asım Abi’nin gülümsemeleri hatırına kullanmamıza izin verdiler. Tarladan hallice tüneli geçip Hopa’ya dönmüştük.

Sonra İstanbul’da yine Muhammed hocamla beraber bir akşam misafiri olduk. Bırakmadı bizi sabaha kadar oturduk. Başka bir sefer de Tüyap’ta görüştük. Bazı duyarlıkların kıymetini, bir duruş sahibi olmayı ama başkalarını ötelememeyi, nasıl olursa olsun Müslümanın, İslamiyetin izzet demek olduğunu, ‘dünya bizim’ diyen bir özgüvene ihtiyacımız olduğunu ondan öğrendim bu kısa sayılabilecek temaslarımda. Bende iz bırakan güzel insanlardandı.

Ve dün sosyal medyadan öğrendim haberi, bir arkadaş yazmış ‘isim benzerliği mi acaba?’ diye. İsmi benzerliği falan değilmiş. Allah rahmet etsin. Sevdiği Müslümanlarla komşu olur inşallah.

(23.07.2020, Hopa)

Nidayi Sevim: Derdi millet ve ümmet olan, hakikatli bir mümin

Cenâb-ı Mevlamız, Kur'an-ı Hâkim'de Hz. İbrahim Aleyhisselam için "başlı başına bir ümmetti" buyurur. Asım Gültekin kardeşimizi, hocamızı ancak böyle bir tasvirle tarif edebilirim. Derdi millet ve ümmet olan, hakikatli bir mümin ve samimi bir Müslümandı. Derdi millet olanın davası hizmet olur düsturunca aklı, kalbi, ruhu kısacası bütün benliğiyle kendisini âziz İslam davasına adamış bir devrimci dervişti.

Vaktiyle TYB İstanbul Şubesi'nin yerleşkesi olarak faaliyet gösteren Kızları Ağası Medresesi onun riyasetinde adeta gerçek hüviyetine bürünmüş her bir hücresinde kıymetli çalışmalar yapılmıştı. Tevazu ehli olması, parayla, pulla, makamla, şanla, şöhretle arasının hoş olmaması özellikle gençleri cezbediyor, etrafında öbek öbek halkalar oluşuyordu. Kuruculuğunu üstlendiği Dünyabizim'deki yazılarımızı saymazsak ortak bir çalışma içinde bulunamadık. Lakin dışarıdan gıpta ile birbirinden kıymetli faaliyetlerini hep takip ederdim. Mesela önayak olduğu dergi fuarı. Edebiyatla pek içli dışlı olmadığım halde her yıl takip eder, toplantılara katılır, başından sonuna kadar etkinlikleri takip ederdim. Çünkü yapılan işin içinde olmasam da öneminin farkındaydım. Açık hava şiir okumaları, son dönemde uygulamaya başlattığı Muhammediye okumaları da bu cümleden sayılabilir.

Hesapsız, bağımsız, bağlantısız güzel işler yapılır mı, sorusuna Asım Gültekin ismi uzun yıllar cevap verecektir diye düşünüyorum. Biz Asım Hoca gibi münevverlerin çoğalmasını beklerken o aramızdan bir yıldız gibi kayıp ebedi istirahatgâhına kondu. Sorumluluğumuz çok, üzerimizdeki yük ağırdı, şimdi mesuliyetimiz daha da ziyadeleşti. Çok çalışmalıyız çok...

Ahmet Serin: Vakar sahibi bir Müslümandı Asım Gültekin

Her ölüm şaşırtıcı, her ölüm çarpıcıdır. Kulağımız o haberi işitince dünya için işleyen zaman birden durur, dünya hayatı ve dünya işleri birden anlamını yitirir.

Bir de kendisiyle ortak duygun, ortak geçmişin, ortak duruşun olan birine dairse bu ölüm haberi, bu çarpıcılık daha şiddetlidir. Deprem vurmuş gibi sarsar insanı bu haber.

Mevla merhametiyle muamele eylesin, Asım Gültekin’in vefat haberi de kalbimi deprem gibi sarsan bir haber oldu.

İnsanın dili tutuluyor böyle zamanlarda. Tüm sözler yapmacıkmış gibi, ona dair bir şeyler konuşmak ruhunu Rahman’a teslim edene bir saygısızlıkmış gibi geliyor insana. Ve fakat hayat farklı akıyor ve kurallarını da dayatıyor. Vefat edenin ardından şahitlik yapmak gibi bir mükellefiyetimiz de var nihayetinde.

Rahmetli Asım Gültekin’e dair denecekler az çok bellidir: Kültür edebiyat dünyasına katkıları, dile sevdası, gençlerin elinden tutması, yazı çalışmaları, eğitimci yönü… Bunların hepsi doğrudur, eyvallah ama onu benim gözümde asıl değerli kılan şey, Müslüman bir sanatkâr olarak diğer ideoloji sahiplerine karşı komplekssiz bir şekilde dik duruşuydu. Bu, haydi küçük küçük gruplarda konuştuğumuz bu şeyi artık itiraf edelim, bizim ihtiyaç duyduğumuz bir duruştu. Çünkü ve yazık ki bizim camiamızda, varlığını nedense diğer tarafa onaylatma gibi tuhaf bir hastalık vardır. İşte Rahmetli Asım Gültekin, var oluşunu diğer tarafa onaylatmaya ihtiyaç duyanlardan değildi ve bence onu asıl değerli yapan da bu güzel, bu vakur, bu Müslümanca duruştu. Bu duruşun, ona değer veren kişiler tarafından görülüp içselleştirilmesi, ona ne güzel bir hediye olurdu.

Mekanı cennet olsun.  




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —