Ruşen Çakır, IŞİD ve radikal yapılar üzerine uzun yıllardır çalışan gazeteci Doğu Eroğlu ile Yalova olayının arka planını, Marmara hattındaki Selefi yapılanmaları ve IŞİD’in bugünkü gerçek kapasitesini konuştu.
Yalova olayının analizi
Eroğlu, Yalova olayında saldırganların büyük kısmının istihbarat takibinde olmasının ve ellerindeki mühimmatın sınırlı olmasının, IŞİD’in genel kapasitesinde ciddi bir artışa işaret etmediğine değindi:
“Ben de aslında o çatışmaların ilk haberleri çıktıktan sonra, orada ciddi miktarda, en azından ağır silahlarının olabileceğine kuşkuyla yaklaşmıştım. Çünkü birkaç gün sonra hemen ortaya çıktı ki oradaki şahısların büyük bir kısmı zaten istihbaratın ya da güvenliğin takibi altında; haklarında soruşturmalar yürütülmüş, yargılamalar yapılmış, mahkemelerde ifade vermiş kişiler. Böyle kişilerin de ağır silahlara erişmesi son derece zor.
Ama Türkiye’de yeni bir realite var. Özellikle birtakım silahlar, tabancalar ve bazı sportif amaçla satılan pompalı tüfekler kurusıkı silah sınıfında satılabiliyor. Kolaylıkla dönüştürülebiliyorlar ya da kırsalda takibini yapmak daha zor. Yani bence şimdiye kadar IŞİD kapasitesine ilişkin kanılarımızı değiştirebileceğimiz, öyle çok ciddi miktarda ağır silaha erişim sağlandığına ilişkin bir veri yok.”
Marmara’daki örgütlenme
Doğu Eroğlu, Yalova, Bursa ve Sakarya havzası gibi Marmara’daki bazı bölgelerin, IŞİD ile bağlantılı olanlar da dâhil olmak üzere, izole yaşam tarzına uygun yerler olmaları nedeniyle çeşitli dini gruplar için bir “ikinci habitus” işlevi gördüğünü söyledi. Özellikle IŞİD’in Suriye ve Irak’ta dağılmasının ardından yurt dışından gelen yabancı militanların bu bölgelerdeki yerel cemaatlerle kaynaştığını belirtti:
“IŞİD’in çok örgütlenme yaptıkları döneme kıyasla, 2014-2015 döneminde Yalova-Bursa-Sakarya hattına ilişkin benim dikkatimi çeken şey, orada aslında çok öne çıkan, Türkiye genelinde Selefi cemaatler içinde sözüne çok kıymet verilen büyük vaizlerin olmamasıydı. O dönemde oradaki cemaatlerin gündemini daha çok İstanbul’un belirlediğini görüyordum.
Geçen 10 yılda şöyle bir değişiklik oldu: Yurt dışında yaşayıp da IŞİD’e katılmış uluslararası vatandaşlar, daha doğrusu İslam Devleti’nin dağılmasıyla birlikte bir kısmı Türkiye’ye gelenler, Yalova, Bursa, Sakarya, Samsun gibi bölgelerde yerli cemaatlerle biraz kaynaştı. Ben özellikle bu yabancıların yaşam alanı olarak bu bölgeleri seçtiğini uzun zamandır görüyorum. Belki onların daha da büyümesiyle, o büyük cemaatlerin kendi çıkarlarının ve korumak istedikleri yapıların ortaya çıkmasıyla birlikte, bazı küçük gruplar biraz daha radikal kaldı.”
Kaynak: medyascope.tv

