Tarih: 02.11.2020 11:49

‘Dindar gençler taklitten çıktılar ama tahkike ulaşacaklar mı, henüz bilemiyoruz’

Facebook Twitter Linked-in

Serbestiyet.Com' ilahiyatçı Fatma Candan ile "konuya dair" bir röportaj gerçekleştirdi.

SÖYLEŞİ SERİSİNİ SUNUŞ

Dindar gençlerle eski kuşakların arasındaki mesafe her geçen gün açılıyor mu? Gençlik dediğimiz ve önemine binaen farklı bir yere yerleştirdiğimiz özel dönem 21. yüzyılda neler düşünüyor, nasıl yaşıyor; hayatını nasıl anlamlandırıyor?

Benzeri sorular etrafında dönen gençlik tartışmaları her sene en az birkaç kere yönünü dine çeviriyor. Hatta gençliğin hallerini The Economist de takip edip haberleştiriyor. Gençlik deistleşiyor, dinden uzaklaşıyor içerikli haberler merakımızı daha da kuvvetlendiriyor. Biz de gündelik hayatlarında gençlerle bir arada olan, onlarla konuşan, dertleşen, sorularıyla muhatap olan farklı alanlardan isimlerle ve elbette gençlerle bir dizi söyleşi yaparak durumu anlamaya çalıştık.

Söyleşi serisinin ilkini başörtüsü yasağının kalkmasıyla okula dönen, on yıl kadar orta öğretim derslerine girdikten sonra üniversitede eğitim vermeye devam eden Fatma Candan (Düzce Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi) ile gerçekleştirdik. (G. E.)

Gençlerin dinle ilişkisi nasıl kuruluyor?

Takdir edersiniz ki bir insanın dinle ilk temasını belirlemek güç. Bu yüzden sorunuzu gençlerimizin dini bilgiyle karşılaşma ve tanıma süreci olarak anlıyorum. Dinle gerçek anlamda temas etme serüveninin her insan için farklı olduğu muhakkak. İnsanın doğup büyüdüğü çevre dinle olan bağını çokça belirlemekte. Gencin yetiştiği çevrenin genel karakterini de belirtmeden söz söylemek kolay değil. Nitekim aslında din önce aile yaşantısındaki atmosferden alınan bir duygu. Dindar bir ailenin çocuğu kendi ailesinin bakış açısı neyse o şekilde dinle tanışıyor. Ailenin seküler olduğunu farz edelim, orada da asgari düzeyde Allah’la, Peygamber’le, dinle tanışıyor. Dolayısıyla dinin fazlaca gündem olmadığı bir çevrede büyüdüğünü, doğal olarak dine ilgisinin de az olacağını farz ettiğim; daha seküler çevrede yetişen bir gencin, dinle ilk bağını ortaöğretim müfredat programının kendisine sunduğu bilgiler çerçevesinde kurduğunu düşünüyorum.

Bu içerik de çoğu zaman sadece bilgi. Tabii ki uzmanları tarafından hazırlandığı için bize göre en sağlam, en sağlıklı bilgi; ama din, kuru bilginin dışında tabii ki bir gönül bağı. Bilgi aktarımının dışına çıkamayan müfredat programının bir gönül bağı oluşturduğunu, oluşturabileceğini de düşünmüyorum ancak belki dersi veren öğretmenin tavrı durumu değiştirebilir.

Toparlarsak, gençler aile nasıl aktarıyorsa biraz da okuldan gördükleriyle dinini öyle veya böyle tanıyor. Ama gönül bağı açısından, o hiç ölçülebilir, tanımlanabilir bir şey değil.

Gençlerin gönül bağı kurmasının yolu nedir?
O açıdan manzara çok iç açıcı değil. Meselâ biz hep anlatırız, Hz. Peygamber insanlara dini anlattı, mucizesi de Kur’an-ı Kerim; ilahi bir söz insanları etkiledi ve o insanlar hayatlarını külliyen değiştirdiler, başka bir boyuta geçtiler. Aslında Peygamber efendimizin İslamı ilk anlatmaya başladığı zaman dilimini düşündüğümüzde, henüz Kur’an-ı Kerim, ilk birkaç sure dışında bütünüyle ortada değil. Tabii mucizevi yönü de aslında tam teşekkül etmiş değil. Ama önlerinde bir örnek vardı. Hz. Peygamber’e bakıp kabul ettiler, ardına düştüler. İnsanlar tamamen ona bağlandılar ve peşinden gittiler. Burada ne vardı, Hz. Peygamber’de ne gördüler?

İşte insanlar şu zamanda o şeyden çoğu zaman mahrum olarak dinle irtibat kuruyor.

Gençlerin örnek alacağı bir model gerekiyor…

Şüphesiz bir model gerekiyor ama şanslı bir insansa belki iyi bir örnekle karşılaşıyor. Ya ailenin dinle çok bağlantısı yoksa ya da dinin doğru yorumlarıyla karşılaşmamışsa? Gençler/insanlar olumsuz örneklerle de muhatap olabiliyor. Dolayısıyla bir peygamber olmadan ya da peygamberin yorumunu doğru aktaran insanlar olmadan insanın dinle gönül bağı kurabilmesi çok kolay bir şey değil.

Gençler dinden uzaklaşıyor konusu sık sık gündeme geliyor. Yazarlar, kanaat önderleri, siyasetçiler konuşuyor. Gençlik, hayat tarzı vb araştırmalarının sonuçları açıklanıyor. Haberler daha çok gençler deistleşiyor başlığıyla veriliyor.
On yıl kadar İHL’de ders verdiniz, şu anda da üniversitedesiniz. Gözlemleriniz neler söylüyor?

Sık sık gündeme gelmesinin kesinlikle bir siyasi ayağı olduğunu düşünüyorum ama bunu bir tarafa bırakalım. Diyelim ki dedikleri gerçekten doğru, bir manipülasyon yok farz edelim. Öncelikle böyle bir olgu varsa üzücü, endişe verici. Ama ben gençlerin başka bir evreye geçtiğini gözlemliyorum. Biz bir sürecin içindeyiz, bir sürecin içindeyken insan yukarıdan bakamaz ve doğru gözlemleyemez; o yüzden kesin şeyler söylemenin çok yanıltıcı olduğunu düşünürüm. Sağımızdan solumuzdan; eşimizin dostumuzun çocuklarından ya da kendi öğrencilerimden gençlikte bir sorgulama sürecinin süratlendiğini gözlemliyorum ki sorgulamak gençliğin doğasında var. Ama henüz sürecin nereye doğru gittiği, nasıl tamamlanacağı belli değil, dolayısıyla kesin cümleler sarf etmekten çekinmek lâzım.

İmam Hatip lisesinde çalıştığım dönemde bir tebliğim yayınlanmıştı. Orada gençlerimizden duyduğum, daha önce karşılaşmadığımız bazı soruları aktarmıştım. Aslında bu sorular çoğu zaman bana, dindar ve muhafazakâr ailelerin çocuklarının kendi kendilerine ürettiği sorular gibi de görünmüyordu. Çünkü meselâ genç bir kız geliyor, dört kadınla evlilik konusunu soruyor. Bu doğal bir şey, içinde yaşadığımız kültürle dini kültür arasındaki uyuşmaz alanlarda herkes bu sorgulamayı yaşıyor, bu işin doğal ve fıtri yönü. Ama Müslüman bir ailede doğup İHL’de okuyan bir çocuğun “Hz. Muhammed yaşamış mıdır?” sorusunu sorması… Açıkçası beni hem endişelendirdi hem de çocukların kendilerinden çıkmayan sorularla meşgul olduğunu düşündüm.

Peki bu sorular nereden geliyor?

Merakından, arkadaş, okul çevresinden ama sanki daha çok internet sitelerinden geliyor gibi. Tabii ki bu sorular çocuğun da aklına takılabilir ve bana sorabilir. Meselâ beş sınıfa giriyorsam, o kadar öğrenci arasından bir kişi böyle bir soru soruyordu. Yine de hâlâ bu soruların çoğunun kendi soruları olmadığını düşünüyorum. Meselâ “Allah bizi imtihan ediyor, öyleyse Zeus’tan ne farkı var?” sorusuna bakalım; normalde bir İmam Hatip öğrencisinin Dinler Tarihi dersine ekstra bir merakı yoksa Zeus ve Allah kıyaslamasını yapmaz. Dolayısıyla bizim şu anki gençliğimizin ateist, deist sitelerle irtibatları var; tabii bunu söylemek için âlim olmaya gerek yok. Şu an dünyada herkes herkesle iletişim içinde, her felsefi ekol, her dini akım birbiriyle iletişim içinde ve birbirlerinin gündemini takip edebiliyor. Türkiye’deki gençliğin bu etkileşimden tamamen bağımsız kalması ya da kapalı olması gibi bir şey düşünülemez. Dolayısıyla bir bağlantılarının olduğunu ve bu soruların çocuklarımızın zihninde yer bulduğunu görmemek gerçekçi değil. Ama şimdi buradan “gençlik deistleşiyor” sonucu çıkmaz. Bunun için erken olduğunu düşünüyorum. Bu bazı çevrelerin temennisi gibi şimdilik.

Yeri gelmişken kısaca değinmek istediğim bir konu var. Birkaç sene önce Van’da düzenlenen bir sempozyumda sunduğum tebliğden yola çıkarak bu söylemin geliştirildiğini tahmin ediyorum. Tebliğde ifade etmeye çalıştığım “gençlerimiz bizim dışımızdaki camia ile irtibat kurup onların sorularını bize soruyor” demek başka; “gençlik dini, Allah’ı, Peygamber’i bıraktı” demek başka… Öyle de olması mümkün tabii, yani gençler deizme de yönelebilir. Deistleşiyorlar mı, deistleşmiyorlar mı? Araştırmalar, objektif anketler yapılır ve bu açığa çıkar. Ama “gençlik deistleşiyor” söyleminin verisini tebliğime bağlamaları, manipülatif diye düşünüyorum.

Şunu da söyleyeyim, gençlerin yaşadığı bu farklı evrenin sonuçta deizme varacağını da zannetmiyorum. Genç arkadaşlarla, öğrencilerimle konuşuyorum; bir müddet agnostik olduğunu söyleyen çocuk, bir süre sonra deistim, diyor. Sonra başka bir şey…Yani bir arayış içindeler.

Aslında bu da gençliğin doğal hallerinden biri.

Hatta bir yere kadar gençlikte bulunması gereken hallerden biri. Çünkü herkes doğal olarak bir sorgulama dönemi geçiriyor. Şimdi gözlemlediğimiz bu sürecin farkı, teknolojinin, sosyal medyanın aracılığıyla sorgulamanın çok ayan beyan yapılması. Ama bu sürecin nasıl neticeleneceğini bilmiyoruz, o yüzden hemen bir sonuç çıkarmakta acele etmemek lâzım.

Meselâ süreci taklidi imandan, tahkiki imana geçiş gibi de yorumlayabiliriz. Bizde taklidi iman da çok anlamlıdır ama tahkiki iman tabii ki çok daha değerlidir. Gençlerin taklitten çıktıklarına dair ipuçlarımız çok ama tahkike ulaşacaklar mı, orada kani olup sabit kalacaklar mı, henüz bilemiyoruz. Mesele, konuyla ilgili yapılacaklara bağlı olarak ilerleyecek.

Şu çağda gençlerin işinin hayli zor olduğunu düşünüyorum. Diyelim ki sıradan, sade bir vatandaşın çocuğuyum, dinim hakkında daha detaylı bilgi edinmek istiyorum. İnternete girdiğimi düşünün, yani Cübbeli Ahmet ile karşılaşırsam başka, Mustafa Öztürk ile karşılaşırsam başka, Selefi birisiyle karşılaşırsam başka… O kadar ciddi bir yorum karmaşası var ki, hakikati temsil eden bir merci yok. Sağlam bir alt yapısı olmayan bir gencin bin tane yaşam tarzı, bin tane din yorumundan hakikati tespit etmesi mümkün değil. Hadi bunu geçelim, yaşantıları açısından örnek göreceği, bunun yolundan gidebilirim, diyebileceği bir modelle karşılaşmaları da zayıf bir ihtimal. Düşünürseniz ne kadar zor durumdalar; kuşatıldıkları yaşam tarzında yaratıcıya yer verilmiyor. Bununla baş etmek mecburiyetindeler.

Bir de hiç sorgulama yapmasın, külliyen ne isteniyorsa onu yapsın demek de reel durumla uyumlu değil, bunu kabul etmemiz lâzım.

Benim gördüğüm kadarıyla gençler bir de şu hususa takılıyorlar: Neden din bizden sürekli arzularımızı bastırmamızı istiyor? Meselâ bizim nesilde böyle bir sorgulama var mıydı; ufak tefek zihnimize bu sorular düşse de bir şekilde cevabını buluyorduk. Ama bugün çocuklarımızın hiçbir isteğine, arzusuna hayır demiyoruz, diyemiyoruz. Böyle bir ortamda yetişen, herhangi bir hazzı bastırmayı zaten hiç deneyimlememiş bir gence, durup dururken sınırlamalar koymaya çalışıyorsunuz. Üstelik bunu yaparken arka planını, hikmetini anlatmadan yapıyorsunuz. Bu da genç nesille din yorumları arasındaki ciddi bir uçurum. Buna rağmen dini hassasiyetleri çok yüksek gençlerimiz de var ama ciddi bir sorgulama sürecindeki gençlerimiz de var, kabul etmek lâzım.

Devamı >>>




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —