Tarih: 05.02.2021 15:48

DEVA Partisi Eğitim Politikaları Başkanı: Partimiz siyasetin Z kuşağıdır

Facebook Twitter Linked-in

Gazete Duvar'dan, Müzeyyen Yüce, DEVA Partisi Eğitim Politikaları Başkanı Prof. Dr. Mustafa Ergen ile görüştü.

Türkiye siyaseti, 2021 yılında da erken seçim tartışmalarına sahne olurken uzmanlar yüzde 50+1’in belirleyici olduğu yeni sistemde Z kuşağının (1996 yılı sonrası doğanlar) oy tercihlerinin siyasal tabloyu belirleyebileceği görüşünde. Araştırma şirketleri ise Türkiye nüfusunun dörtte birini oluşturan Z kuşağı seçmen grubuna ilişkin ifade özgürlüğü başta olmak üzere insan hakları, doğa ve çevre konularına duyarlı olduklarını ortaya koyuyor. “Z kuşağının kendilerini ifade etmek, yeniden tanımlamak ve şekillendirmek” istediğini belirten Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) Eğitim Politikaları Başkanı Prof. Dr. Mustafa Ergen, Z kuşağının gelecek birkaç yılda ifade özgürlüğünü ısrarla talep edeceğini ve bunun için siyasette aktif rol almaya gayret göstereceğini ifade ediyor. Bu kapsamda da DEVA Partisi’ni tercih edeceklerini savunan Ergen, DEVA Partisi’ni siyasetin Z kuşağı olarak nitelendiriyor. DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ile aynı üniversiteden mezun olan Ergen ile siyasete giriş kararını, Türkiye’nin eğitim politikasını ve Z kuşağının siyasetteki rolünü konuştuk.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ile aynı üniversiteden, aynı not ortalaması (4.00) ile mezunsunuz. Güzel bir tesadüf. Yollarınız nasıl kesişti?

Genel Başkanımız Ali Bey 2002 yılında siyaset sahnesine çıktığında başarıları ve duruşu ile bende çok olumlu izlenimler bırakmıştı. Bunda elbette okuldaş olmamızın da etkisi vardır. Son yıllarda dünyanın teknoloji temelli ekonomi ile hızla dönüşüme girmesi bütün ülkeleri bu hıza yetişme ve kendini konumlandırma yarışına soktu. Bu zamana kadar oluşturulmuş temel enstrümanların bu dalga karşısında yetersiz kaldığını bizler de ekonomik krizin getirdiği siyasi süreç ile son yıllarda görmeye başladık. Sayın Ali Babacan siyasi parti kurmaya karar verdiğinde kendisiyle tanıştık ve DEVA Partisi Kurucular Kurulu Üyesi olmam için yaptığı daveti mutlulukla kabul ettim. Yollarımızın bu sürece bir cevap arayışı çerçevesinde kesiştiğini söyleyebilirim.

'TÜRKİYE’NİN TEMEL BİR SİSTEMSİZLİK VE LİYAKAT SORUNU VAR'

Başarılı bir kariyeriniz ve özgeçmişiniz var. Siyasete girmeye nasıl karar verdiniz ve neden DEVA Partisi?

Üniversite mezuniyeti sonrası doktora çalışmaları için yurt dışında yaşamaya başladım. Akabinde kurucusu olduğum bir start up (girişimcilik) deneyimim oldu. Onun tamamlanmasına yakın bir dönemde, on yıllık yurt dışı deneyiminden sonra 2010 yılında yurda dönmeye karar verdim. Türkiye’ye döndükten sonra akademide, özel sektörde, girişimcilik dünyasında çalışmalarım oldu. Zaman içinde gözlemlerim ve ülkenin gidişatı beni daha iyisinin yapılması yönünde bir arayışa itti. Ülkemin temel bir sistemsizlik ve liyakat sorunu etrafında negatif döngüye girmeye başladığını gözlemlemeye başladım. Verdiğimiz çabanın başarıya ulaşması ya değişmeyen veya değiştirilmek istenmeyen sistemsizlikle karşılaşıyor ya da liyakatsizlik ile yavaşlıyordu.

Müzeyyen Yüce ve DEVA Eğitim Politikaları Başkanı Prof. Mustafa Ergen

'DEVA’YI KENDİM VE ÜLKEMİZ İÇİN BİR START UP GİBİ GÖRÜYORUM'

Politikaya da uzak bir isim değilsiniz aslında...

Evet, politikaya uzak değildim, aileden ilgilenenler olmuştu ve ben de hep, dışarıdan da olsa, ilgili bir takipçi olmuştum. Yurda döndüğümde de siyaset, ülkeme katkı verebileceğim seçenekler arasındaydı. Tam da bu sırada Ali Babacan liderliğinde DEVA Partisi’ni kurduk ve ben de böylece aktif siyasete girmiş oldum. DEVA’yı kendim ve ülkemiz için bir startup gibi görüyorum. Yetkin kurucularımız ve hızla büyüyen dinamik teşkilatımız ile hep beraber belki bireysel anlamda yüksek riskler aldık ama çabalarımızın ülkemiz için yüksek getiri getireceğini düşünüyorum.

'EĞİTİMİ EKONOMİNİN DİNAMOSU OLARAK GÖRÜYORUZ'

Partinizin Başkanlık Kurulunda Eğitim Politikaları Başkanlığı görevini üstlendiniz. Bu alanda yapmak istediğiniz öncelikli projeler var mı? Uzun vadede nasıl bir politika yürüteceksiniz?

Teknolojinin, iletişimin ve finansmanın geniş kitlelerce ulaşılır olması dünyayı yeni bir sosyal, ekonomik ve kültürel değişime zorluyor. Bu sürece bizi hazırlayacak en temel kurumun eğitim sistemi olduğunu düşünüyoruz. Bugün bütün ülkeler, yeni nesil üniversiteyi, yeni nesil örgün eğitimi tartışıyor. Ülkelerin bu sürece hazırlanması maalesef temel yerleşik yapıların revizyonu ile yeterli gözükmüyor. Örneğin son 18 yılda eğitim sisteminde sayısız palyatif değişiklik gördük. DEVA Partisi olarak eğitimi ekonominin dinamosu olarak görüyoruz. Biliyoruz ki günümüzün eğitim sistemi, yüz yıl önce bizleri sanayi ekonomisine hazırlamak için kurgulandı. Şimdi dünün ve bugünün kalıplarını aşan yenilikçi, çeşitlikçi ve fırsat eşitliği temelli eğitim anlayışı yaratarak, öğrencilerimizin, geleceğin sosyal, ekonomik ve endüstriyel dünyasına ülkemiz için harika eserler yaratacakları bir vizyonla hazırlamalıyız. Eskisi gibi örnek alacağımız bir model de göremiyoruz, çünkü her ülke yeni bir model arayışında. Zaten başka örnek modellerini aldıkça Zenon’un Aşil paradoksu ile karşılaşıyoruz. Biz de kendi milli yapımıza uygun, geleceğe bakan, güçlü özelliklerimizi avantaja çevirecek bir sistemi tasarlamalıyız. Hepimiz gayet iyi biliyoruz ki insan odaklı şekillenen yeni dünyaya bizi, genç nüfusumuz taşıyacaktır. Bunun için her çocuğumuza temel insanlık hakkı olan nitelikli eğitimi sağlamak öncelikli hedefimiz olacaktır.

'KAPSAYICI, GİRİŞİMCİ BİR HİBRİT EĞİTİM SİSTEMİ HEDEFLİYORUZ'

Covid–19 döneminde eğitimde fırsat eşitsizliğinin belirgin şekilde arttığını gözlemliyoruz. Eğitimde ihtiyacımız olan yaklaşım nasıl sağlanacak?

Pandemi tüm sorunların çok daha ötesinde ve yıkıcı bir etki yarattı, eğitimde zaten mevcut olan fırsat eşitsizliği gözle görülür şekilde arttı. Bu yıkıcı etkinin gelecekte daha da katlanacağını söylemek yanlış olmayacaktır. Bugün pandemi, eğitim sistemimizdeki sorunları daha da belirginleştiren bir turnusol kâğıdı işlevi gördü.

Küresel ekonominin hızla değişen dengeleri ve dijitalleşme karşısında, teknolojiyi ve küresel dengeleri daha iyi okuyan, daha genç, daha eğitimli insan kaynağını yetiştirecek yeni eğitim yaklaşımları en ivedi ve önemli ihtiyacımız. Eğitim sistemini, ekonomiyle, sosyal ve kültürel hayatımızla bütüncül bir şekilde üç yaşından itibaren başlayarak hayat boyu devam edecek şekilde tasarlamak istiyoruz. Eğitimde fırsat eşitliğine, “yenilikçi, özgür ve evrensel” bir eğitim sistemini geliştirmeyi sosyal kapsayıcılık olarak elzem görüyoruz. Kapsayıcı, bilgiyi değere dönüştüren ve girişimci bir Hibrit eğitim sistemi ile de ekonomik katılımcılığın temelini atacağız.

'Z KUŞAĞI YAŞLANAN NESİLLERİN ÇIKAR ÇATIŞMALARINI, HIRSLARINI ANLAMLI BULMUYORLAR'

Z kuşağı, Türkiye’nin geleceği olarak adlandırılıyor. 2023 yılında yapılacak seçimlerde 7 milyon genç oy kullanacak. Bu siyasi partiler için bir oy potansiyeli anlamına geliyor. Bugünün Türkiye’sine de bakıldığında bu kuşağın siyasi tercihleri nasıl şekillenecek?

Aslında biz gençlerimizi kuşaklar olarak gruplara ayırma ve buna göre politika üretme amacında değiliz. Özellikle de 1996 ve 2010 yılları arasında doğan Z ve önceki X ile Y kuşaklarının Batı dünyası tanımları olduğunu unutmayarak, ülkemizdeki kuşakların, 20’ler, 68’ler, 80’ler ve 2000’ler gibi önemli siyasi ve ekonomik dönüşümlerden büyük ölçüde etkilendiğini hep göz önünde tutuyoruz. Z kuşağı neredeyse doğdukları gün WEB 2.0 ile tanıştılar. WEB 2.0 onlara sadece internet üzerinde bulunan veriye, bilgiye erişme olanağını değil, o dünyayı değiştirme, şekillendirme, kendilerini ifade etme ve yeniden tanımlama olanaklarını da sağladı. Bir anlamda ülkeler arasındaki kuşaklar yakınsayarak aynı hayat ritimlerini göstermeye başladılar. Hemen hepsi daha iyi eğitimli, daha fazla kural, ahlak, vicdan ve adalet farkındalığı olan bu gençler doğaya, hayata, canlılara ve insanlığa karşı daha duyarlılar. Yaşlanan nesillerin kısa dönemli çıkar çatışmalarını, içgüdüsel dürtülerle şekillenen hırslarını anlamlı bulmuyorlar ve hep geleceği, uzun dönemi dikkate alan bir fayda optimizasyonu arayışındalar. Sürdürülebilirlik, insanlığın ortak kaderi gibi kavramlar, Z kuşağı için, yıkıcı rekabetten, doğal kaynakları tüketen sürdürülemez anlık refah hayallerinden, tek bir toplumun hükmetmesinden daha üstün ve daha öncelikli.

'Z KUŞAĞI İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ TALEPLERİ İÇİN SİYASETTE AKTİF ROL OYNAYACAK'

O zaman Z kuşağının siyasi örgütlenme ve karar alma süreçleri bu kavramlar üzerinden belirlenecek diyebilir miyiz?

Tabi ki... 2016 yılında dünya genelinde Varkey Vakfı tarafından yapılan bir çalışmada, ülkemizden ankete katılan Z kuşağı temsilcileri 20 ülkedeki akranları arasında en fazla ifade özgürlüğü isteyen grubu oluşturmuşlar. Ayrıca, bu çalışmaya göre Türkiye’deki Z kuşağının yüzde 83’ü, geleceğe umutla bakmalarının en büyük nedeni olarak teknoloji temelli girişimcilik konusunda gelişmeleri göstermiş. Bu açıdan bakıldığında, gelecek seçimlerdeki oy davranışlarından çok, siyasi örgütlenme ve karar alma süreçlerini analiz etmekte fayda var. Bana kalırsa, Z kuşağı gelecek birkaç yılda ifade özgürlüğünü ısrarla talep edecek ve bunun için siyasette aktif rol almaya gayret gösterecek. Ayrıca, siyasi kararlarını şekillendirmede basit birkaç tweet veya haber değil, küresel ölçekte doğrulanmış ve derinlikli bilgi kaynakları belirleyici rol oynayacak. Bunun da ötesinde ekonomik olarak kendisine vizyon çizen siyaseti bekleyecektir. Girişimci olmak ve geleceğin mesleklerine ulaşmak için eğitim sistemimizin yeniden ve doğru kurgulanmasını isteyecektir. Bu yeni kurguda, bireyler olarak özerk, girişimci, ülkemize ekonomik büyüklük ve toplumsal hayata zenginlik katarak ilerleyen yeni üniversite sistemleri talep edeceklerdir.

Devamı >>>




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —