Tarih: 09.03.2020 02:03

Derdimiz zafer değil çocuklarımız ölmesin yeter

Facebook Twitter Linked-in

Moskova mutabakatının ardından özellikle iktidara yakın gazete ve televizyonlarda pek coşkulu olmasa da bir ‘zafer’ havası yaşanıyor.

Galiba meseleyi ‘zafer’ ya da ‘hezimet’ bağlamının ötesinde, daha gerçekçi bir bakış açısıyla değerlendirmekte yarar var. Her ne kadar mutabakat metninde ‘ateşkes’ ifadesi kullanılmamış olsa da, çatışmaların durdurulması konusunda anlaşılmış olması son derece önemlidir. Moskova’daki anlaşma bir zafer değildir, ama art arda şehitlerin geldiği bir tabloda çatışmaların sürdürülmesi yerine sükunetin sağlanması en azından isabetli bir sonuç olmuştur.

Eğer mutabakat sahada da sürdürülebilir hale gelirse, bundan sonra artık çocuklarımız şehit olmayacak demektir, bundan daha büyük bir kazanç olabilir mi?

Maalesef son dönemde dış politikamızda hamaseti köpürtüp, stratejik tercihlerimizi muğlaklaştırdığımız için Suriye gibi özellikle güvenliğimiz açısından önem arz eden temel meselelerde sağlıklı yol haritası belirlemekte zorluk çekiyoruz. Eğer geleneksel dış politikamızda var olan temel perspektifimizi koruyabilseydik, Astana ve Soçi süreçlerinin bugün bizi bu sıkıntılı tabloya mahkum edeceğini de görebilirdik.

Çünkü Rusya işin başında Suriye’ye ilişkin bütün stratejilerini belirlemiş, Astana ve Soçi mutabakatlarıyla sürecin hangi istikamette ilerleyeceğini net olarak ortaya koymuştu. Ama biz gerçekten Suriye’de ne istiyorduk ve bu konuda stratejimiz neydi onu bilmiyoruz.

Esasen 2018’e Soçi’de Suriye’nin ‘Siyasi ve toprak bütünlüğü’nü taahhüt ettikten sonra, yapabileceğimiz çok fazla bir şey de yoktu. Nitekim Rusya, elindeki bu sağlam taahhüde  dayanarak son Moskova mutabakatıyla Türkiye’nin beklentilerine kapıyı tümüyle kapatmıştır.

Oysa Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Moskova öncesinde Türkiye’nin talepleri konusunda son derece kararlıydı. 26 Şubat günü, AK Parti grup toplantısında yaptığı konuşmada bu konuda şunları söylemişti: “Talebimiz, rejimin saldırılarını bir an önce sona erdirip, Soçi Muhtırası sınırlarına, yani gözlem noktalarımızın gerisine çekilmesidir. Rusya, maalesef bu insani hassasiyeti bir türlü kabul etmek istemiyor ama gözlem, gözetleme kulelerimizi kuşatma altına alanlara verdiğimiz süre doluyor. Gereği neyse bu gözetleme, gözlem kulelerimizi bu defa kuşatmalardan öyle veya böyle bu ay sonuna kadar kurtarmanın planlaması içindeyiz.”

Maalesef Moskova’da ortaya çıkan metinde Ankara’nın, Esad güçlerinin 2018 Soçi sınırlarına çekilme talebi yer almamıştır.

Neticede Türkiye şimdilik İdlib’deki varlığını korumuştur ama, Esad’ın önü de sonuna dek açılmıştır. Moskova’da Türkiye ve Rusya’nın birlikte onay verdikleri ‘Terörizmin tüm tezahürleriyle mücadele’ stratejisi çerçevesinde Suriye İdlib’de yoluna devam edecektir.

Böylece Esad hem Soçi sınırlarına çekilmekten, hem de M4 kara yolu çevresindeki Türkiye korkusundan kurtulmuştur. Çünkü mutabakata göre, M4 karayolu Türk-Rus ortak askeri devriyeleri tarafından korunacaktır. Herhalde Esad İdlib’deki operasyonları için bundan daha elverişli bir ortam bulamazdı. Zaten Moskova zirvesini değerlendiren Esad, anlaşmadan son derece mutlu olduğunu açıkça ifade etmiştir.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —