DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, TBMM’de kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu adına AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yayman ve MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız ile birlikte İmralı Adası’na giderek PKK Lideri Abdullah Öcalan’la yaptıkları görüşmenin ayrıntılarını anlattı. Öcalan’ın moralinin yüksek, sağlığının iyi olduğunu belirten Koçyiğit, görüşmede Kürt - Türk ilişkilerinin tarihsel arka planından barış arayışlarına, “umut hakkı” tartışmalarından Suriye ve 10 Mart mutabakatına kadar pek çok başlığın ele alındığını aktardı. Öcalan’ın süreci “tarihi” olarak niteleyip, 27 Şubat çağrısının devlet katında da bir mutabakata dayandığını söylediğini belirten Koçyiğit, “Bu sefer mutlaka başarmak gerektiğini, aksi halde darbe mekaniğinin devreye girebileceğini” dile getirdiğini vurguladı.
Görüşmenin, devlet heyetleriyle yürütülen temaslardan farklı olarak ilk kez Meclis’te kurulan bir komisyonu temsilen siyasi bir heyetle yapılması bakımından “kritik eşik” olduğunu söyleyen Koçyiğit, Öcalan’ın kendisini yalnızca “silah bırakma” başlığının değil, Kürt sorununun demokratik ve siyasal çözümünün de muhatabı olarak gördüğünü ifade etti. Koçyiğit, Öcalan’ın CHP’nin adaya giden komisyon üyelerine katılmamasına üzüldüğünü ve “Keşke CHP de gelseydi” dediğini de aktarırken, görüşmede sadece say kaydı alındığını aktardı.
Pek çok başlığın masaya yatırıldığı görüşmeye dair detayları, Mezopotamya Ajansı’na konuşan Koçyiğit şöyle anlattı:
" “Bizleri takip ettiğini ve tanıdığını ifade etti”
Görüşmenin yapıldığı salondaki oturma düzenini anlatan Koçyiğit, şunları söyledi:
Evet, biz heyet olarak görüşme odasına geçtik ve yerlerimizi aldık. O sırada yetkililer bize kısa bir bilgilendirme yaptılar. Birkaç dakikalık bir hazırlık süreci oldu. Kısa bir süre sonra da Sayın Öcalan odaya girdi ve her birimizle tek tek merhabalaştı, tokalaştı. Daha sonra hep beraber oturduk ve görüşme başladı.
Sayın Öcalan karşımızdaydı. Biz üç heyet üyesi masanın diğer tarafındaydık, karşılıklı oturduk.
Selamlaşma nasıl gerçekleşti? Öcalan sizi nasıl ağırladı? İlk olarak kim konuştu? İlk soruyu kim sordu?
Karşılıklı olarak bize “Hoş geldiniz” dedi. Bizleri takip ettiğini, tanıdığını ifade etti. Ardından heyet üyeleri, orada bulunma amacımızı, komisyonun üyeleri olarak orada olduğumuzu, partilerimizi ve temsiliyetlerimizi anlattılar. Bugünkü görüşmenin de nihayetinde komisyonun bir görüşmesi olduğunu belirttiler. Sayın Öcalan bunu dinledi ve görüşme detaylanarak devam etti.
Görüşmede görüntülü kayıt alındı mı?
Hayır. Görüşme görüntülü olarak kayıt altına alınmadı. Tutanak açısından yalnızca ses kaydı alındı.
Ziyaretten önce yaşanan tartışmanın ardından heyet, Abdullah Öcalan’a nasıl hitap etti?
Sayın Öcalan, her bir üyeye konuşurken ismiyle, “Fethi Bey, Hüseyin Bey” şeklinde hitap etti. Biz heyet olarak da Sayın Öcalan ile konuşurken “siz” diye hitap ettik.
Abdullah Öcalan’ın sağlık durumu, morali nasıldı?
Sayın Öcalan çok güçlüydü, morali yüksekti. Gülerek, gayet enerjik bir şekilde salona girdi. Her bir üyeyle tek tek merhabalaştı ve “Hoş geldiniz” dedi. Ardından heyetten bir arkadaş heyeti tek tek tanıttı. Bizi tanıdığını ve kamuoyundan takip ettiğini kendisi de ifade etti. Ben özel olarak sağlığını sordum. Gayet iyi görünüyordu, sağlıklı ve moralli görünüyordu. Genel olarak çok iyiydi.
"Kadın özgürlüğünü temel aldığına bir değerlendirme yaptı"
Meclis komisyonu heyeti içerisindeki tek kadın sizdiniz, buna ilişkin bir değerlendirmesi oldu mu? Ya da kadınların sürece katılımına ilişkin herhangi bir şey söyledi mi?
Sayın Öcalan genel olarak biraz PKK'nin tarihsel serüvenini, daha önce Kürtlerle Türklerin tarihsel olarak ittifak yaptıkları zaman dilimlerini ve bütün bu ittifakların Türkiye halklarına, Kürtlere ve Türklere nasıl kazandırdığını ve tarihsel kırılma anlarından bahsetti. Yine PKK'nin çıkış koşullarından sonra barış arayışlarını, hükümet ve devlet kanadından özellikle her seferinde nasıl barış girişimleri olduğunu ama bütün bu barış girişimlerinin en nihayetinde nasıl akamete uğratıldığına dair geniş bir değerlendirme yaptı. Tabii heyet üyelerinin de sürece dair kendisine soruları oldu. Ben en sonunda kadınların özel selamını kendisine iletme fırsatı buldum ve 25 Kasım öncesi olduğu için de özel olarak bu konuda bir şey söylemek isteyip istemediğini sordum. O da kadınlar açısından kısa bir değerlendirme yaptı: Özellikle bir sokakta öldürme kültürü olduğundan bahsetti. Kadın cinayetlerinin yaşandığından bahsetti. Ve bu anlamıyla kendi kadın özgürlük bakışının, kadına yönelik ele alışının çok farklı olduğunu, kadın özgürlüğünü temel aldığına dair çok kısa bir değerlendirme yaptı. Ve herkese selam söyledi.
"Sayın Öcalan, sürecin Meclis'te konuşulması ve komisyon kurulması gerektiğini ifade etmişti"
Bir yıl önce böylesi siyasi bir düzeyde bir görüşme hayal dahi edilemezdi. Ancak gerçekleşti. Sorunun çözümü bağlamında düşündüğümüzde görüşmenin önemi nedir?
14 ayı geride bırakan bir süreçten bahsediyoruz. Bu anlamıyla aslında 1 Ekim 2024’ün kendisinin tarihi bir gün olduğunu ve o günden beri başlayan bir sürecin içerisinde olduğumuzu ifade edebiliriz. Bir yılı da geride bıraktık ve bu sürecin içerisinde çok kritik gelişmeler oldu. Bu anlamıyla 1 Ekim'de Sayın Bahçeli'nin DEM Parti sıralarına gelip bizimle el sıkışmasından sonra Sayın Öcalan’ın bu eli havada bırakmayan, bu eli karşılıksız bırakmayan çok önemli, tarihi bir yaklaşımı ve pratiği oldu. O anlamıyla hem 23 Ekim'de kamuoyuna yansıyan ilk mesajının kendisi, yani Kürt sorununu çatışma ve şiddet zemininden hukuki ve siyasi zemine taşıyabilecek teorik ve pratik güçte olduğunu ifade etmesi hem de bu teorik ve pratik gücün gereklerini gerçekten süreç içerisinde yerine getirmiş olmasının öneminin altını çizmek gerekiyor. 24 Kasım’da komisyon adına bir heyet olarak İmralı'da Sayın Öcalan'la görüşmenin arka planında Sayın Öcalan'ın bütün bu süreç içerisinde geliştirdiği, aştığı eşiklerin önemli bir payı olduğunun altını çizmemiz gerekiyor.
Özellikle 27 Şubat çağrısının kendisi ve bu çağrının arkasında durarak bunun gereklerini örgütünün de yerine getirmiş olmasının bu yolu açtığının altını çizelim. Tabii bununla beraber 5 Ağustos'ta Meclis'te kurulan komisyonun da tarihi önemde olduğunu ifade etmiştik. Çünkü Sayın Öcalan ilk günden itibaren bu sürecin Mecliste konuşulması gerektiğini, Meclis'te bir komisyon kurulması gerektiğini, toplumun çeşitli kesimlerinin ve siyasetin en geniş kesiminin bu sürece müdahil olması, bu süreçte inisiyatif geliştirmesi gerektiğini ifade etmişti ve bu komisyon bu anlamıyla da tarihi nitelikteydi.
Tabii komisyonun kuruluşundan sonra çok geniş bir zeminde dinlemeler gerçekleşti. Ama bu sorunun baş aktörü, sürecin ve barışın mimarı olan Sayın Öcalan’la görüşmemiş olması büyük bir eksiklik olacaktı. Sürecin ihtiyacına, gereklerine uygun olmayan bir tutum olacaktı. Komisyonun 24 Kasım’da İmralı'ya gitmesi ve Sayın Öcalan'la bir görüşme gerçekleştirmesi tarihi nitelikte olduğunun altını çizelim. Aslında önemli bir eşiğin daha aşıldığı, kritik bir eşiğin daha geride kaldığı bir süreç yaşandı. İkincisi, bugüne kadar devletin Sayın Öcalan'la çeşitli temasları vardı. DEM Parti İmralı heyetinin adaya gidişi oluyor, görüşmeleri oluyordu. Yine aynı şekilde 27 Şubat çağrısından önce eş başkanlarımızın da içinde olduğu geniş bir heyet adaya gitmişti ve Sayın Öcalan'la bir görüşme gerçekleşmişti. Fakat Mecliste kurulan bir komisyon adına bizlerin adaya gitmesi ve Sayın Öcalan'la görüşmesi, Sayın Öcalan'ın siyasi gücü açısından çok tarihi bir önemdedir. Sorunu salt güvenlik sorunu olma ekseninden çıkarıp sadece silah bırakma meselesi olmaktan çıkarıp, sorunun aynı zamanda siyasi bir sorun olduğunu ve bu siyasi soruna siyasi çözümler geliştirmek gerektiğini de 24 Kasım’daki görüşmenin kendisi teyit etmiştir. Bu anlamıyla oldukça önemli, tarihi nitelikte bir görüşme gerçekleştirdiğimizi ifade edelim.
"Öcalan'ın siyasi muhataplığının önüne geçmek isteyen bir akıl olduğunu görüyoruz"
Bu görüşme için hep “kritik eşik” ifadesi kullanıldı. Baktığımızda iktidarın, devletin bu noktaya gelmesiyle ne aşıldı, “kritik eşik” dediğimiz o eşik neydi?
Bir kesimin Sayın Öcalan'ın temsiliyetini, gücünü sınırlandırma, onu sadece örgütün silah bırakması ve fesih meselesinde bir muhatap olarak görme gibi bir yaklaşımı var. Oysa biz hep şunu söyledik: Sayın Öcalan sadece silah bırakma meselesinin, sadece PKK'nin fesih meselesinin muhatabı değildir. Aynı zamanda Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümünün de muhatabıdır. Bu sorun siyasi anlamda çözülecekse, hukuksal zeminde çözülecekse, burada yasal zeminde bir çözüm arayışımız varsa eğer, o zaman bizim Sayın Öcalan'ın gerçekten nasıl bir dönüşüm yapmak istediğini, Kürt sorununun demokratik çözümüne dair önerilerini, görüşlerini bizzat kendisinden dinlememiz gerekiyor. Sayın Öcalan’ı sadece ‘silahlı güçleri tasfiye edecek kişi’ olmakla sınırlandıran anlayışın dışında aslında siyasi bir güç olduğunu, siyasi bir muhatap olduğunu gördük. Bunun öneminin altını çizmek gerekiyor. Yani Sayın Öcalan'ın rolünü, gücünü sınırlandırmaya çalışan, onu sadece devletin güvenlik birimlerinin görüştüğü bir kişi olarak sınırlandırmak isteyen bir akıl olduğunu görüyoruz. Siyasi bir muhatap olarak görmek istemeyen, siyasi muhataplığının önüne geçmek isteyen bir akıl olduğunu görüyoruz. Oysa komisyon “Ben Kürt sorununun demokratik çözümü meselesi için kuruldum, yol aldım ve bugün sorunun gerçek muhataplarıyla sorunu konuşmak, çözümü konuşmak, gelebilecek yeni aşamaları konuşmak istiyorum” demiş oldu. Bu karar nitelikli çoğunlukla alındı ve biz bu görüşmeyi gerçekleştirirken bunu da ifade etmiş olduk. Bunun çok çok önemli olduğunu belirtmek gerekiyor.

