Tarih: 06.06.2020 00:27

Daron Acemoğlu ekonominin başına geçse…

Facebook Twitter Linked-in

 

Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu, Türkiye’nin yaşadığı ekonomik krizin sebebi konusunda şu sözlerle önemli bir tespitte bulundu: 

“Bugün Türkiye’de bir yönetim krizi yaşadığımız için ekonomik kriz yaşıyoruz. Yaşadığımız siyasal kriz, adalet krizi, hukuk krizi; ekonomik krizi tetikliyor ve derinleştiriyor.” (1 Haziran)

Burada “siyasal kriz” ve “yönetim krizi” kavramlarının altını çizelim. 

Önce siyasal kriz, ekonomik krizi tetikler mi sorusuna bakalım: 

Tarihe Kara Çarşamba olarak geçen ve  Cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik krizi olan 2001 krizi neden çıkmıştı? Hatırlayalım, Milli Güvenlik Kurulu toplantısında dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile dönemin Başbakanı merhum Bülent Ecevit arasında tartışma çıkmış ve Cumhurbaşkanı Sezer, Başbakan Ecevit’e anayasa kitapçığını fırlatmıştı. Ecevit bunu kamu oyuna “devlet krizi” diyerek açıklayınca, ekonomik kriz patlak vermişti.

 

Siyasi krizlerin ekonomik krizleri tetiklediğine dair yakın tarihimizdeki en güzel örnektir sanırım. 

Gelelim Sayın Davutoğlu’nun “yönetim krizi” tespitine. 

Sayın Davutoğlu bugün yaşanan ve etkileri her geçen gün derinleşen ekonomik krizin yönetme biçiminden kaynaklandığını söylüyor. Yönetme biçimi derken, ekonomideki krizin, hükümet etme modelinden kaynaklandığını ifade ediyor.

Yönetim şekilleri ile ekonomi arasında direk karşılıklı bir bağ, bir etkileşim olduğu iktisadi bilimsel bir gerçektir. İyi bir ekonomi için hukukun üstünlüğü şarttır. İyi bir ekonomi için demokrasi şarttır. Demokrasinin tanımı içerisinde yer alan temel hak ve özgürlükler, adalet, eşitlik gibi ilkeler ekonomik kalkınmanın ilkelerinin de temelini oluşturmaktadır. 

Peki bir ülkede hukuk güvenliğini sağlayacak kararları verecek olan, o kararların uygulanmasını sağlayacak karar makamı neresidir?  Bir ülkenin hukuk devleti olup olmayacağına hangi makama bakarak kakar verilir? 

Bir ülkede adil yargılanmayı sağlayacak olan, temel hak ve özgürlüklerin önünü açacak olan, antidemokratik uygulamalara izin vermeyecek olan karar merci, yönetim yeri neresidir? 

Ekonomi bakanlığı mıdır, bakanlıktaki teknokratlar mı? 

Ülkenin yönetiminden sorumlu iktidarın kendisi midir? 

***

Şimdi gelelim yazımın başlığına… 

Dünyada kendisine en çok referans yapılan 10 iktisatçıdan biri olan Daron Acemoğlu ekonominin başına geçse… 

Türkiye’yi içine girdiği bu ekonomik krizden çıkartabilir mi? 

Türk lirası kaybettiği değeri kazanır, yatırım ve üretim olur, istihdam artar, enflasyon düşer, Türkiye Avrupa ülkeleriyle swap anlaşmaları için masaya oturmakta zorlanmaz, yabancı sermaye ülkemize gelmeye başlar, Türkiye’nin parlak beyinleri Avrupa ülkelerine gitmekten vazgeçeler mi? 

***

Yarın ekonominin başına Ali Babacan geçse… 

Sayın Babacan ekonomi yönetiminde yine başarı sağlayabilir mi? Mesela 2008 krizinde olduğu gibi salgın sonrası oluşacak ekonomik kriz bütün dünya ülkelerinde ağır tahribatlara  sebebiyet verirken, kriz Türkiye’yi teğet geçer mi? 

***

Hadi yarın 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Türkiye’nin Dışişleri yönetimin koltuğuna otursun… 

Hadi yarın eski Başbakan Ahmet Davutoğlu otursun Türkiye’nin Dışişleri yönetimin koltuğuna, Avrupa ülkelerinin liderleriyle oturduğu vize muafiyet anlaşma masasına “kaldığımız yerden devam edelim” diyerek yeniden oturabilir mi? 

AK Parti’nin reformist dönemindeki başarılarında imzası olan Sadullah Ergin, Beşir Atalay, Nihat Ergün, Cemil Çiçek, Ömer Dinçer, Mehmet Şimşek, merhum Kemal Unakıtan gibi bütün altın isimler yarın yeniden görev yaptıkları bakanlıklara dönsünler… Bütün başarılı bürokratlar görevlerinin başına dönmüş olsunlar… 
Bugünkü hükümet sisteminin içerisinde aynı başarıyı sağlayabilirler mi?

***

Bütün bu isimler başarı sağladılar. Başbakan Erdoğan’ın liderliğinde bu gibi isimlerden oluşan ekip , iktidara geldiğinde siyasi bir kararla OHAL’i kaldırdılar, adalet sorunlarını çözüm yoluna koydular, hukuk devleti ilkesini önemsediler, içe kapanan Türkiye’yi dışa açacak politikaları ürettiler ve uyguladılar. 

Anayasa’da özgürlük değişiklikler yapılmasına ön ayak oldular. Avrupa Birliği ile ilişkileri geliştirdiler. Türkiye’de mülkiyet ve teşebbüs haklarını sağlamlaştıran adımlar attılar. Temel hak ve özgürlük alanlarını genişlettiler. Türkiye’nin kurumlarını kapsayıcı hale getirdiler. O dönemde AK Parti böyle bir iktidardı. 

Hükümet sistemi kötüydü, kusurları, hataları vardı ama bugünkü kadar keyfi yönetime izin veren bir yönetim biçimi değildi.

***

Mesela Cumhurbaşkanı Erdoğan Merkez Bankasıyla çok sert polemiklere giriyordu. Ancak parlamenter hükümet sistemi Sayın Erdoğan’a Türkiye’nin bağımsız bir kurumu olan Merkez Bankası’nın başkanını “Laf dinlemiyordu, biz de görevden aldık” dedirtecek bir yetkiyi de vermiyordu.

Düşünün ki, biri bir aylık, öbürü bir yıllık iki profesörü rektör yapmak için (2008 yılında, yani tek bir yıl içinde), kanundaki “üç yıllık profesör olma” şartı iki defa kaldırıldı, bu atamalar yapıldıktan sonra tekrar üç yıl şartı geri getirildi! Buna “kurumlar ve kurallar yönetimi” denilebilir mi?

Bütün yönetimde bu tarzın ismi “kişisel yönetim”dir.

Kişiler kanunlara mı uyacak, kanunlar kişilere mi uydurulacak? Kanunlara göre mi adam bulunacak, adamlara göre mi kanun yapılacak?

Adamlara göre kanunların yapıldığı bir iktidar döneminin rektörleri bilimsel eser neden yazsınlar ki? Sosyal medyada Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “bağlılık, temenna, destek” içeren mesajlar yazmak varken… 

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi daha birinci beş yıllık dönemini doldurmadı, ancak ülkemizin kurumlarına, kurallarına, yargı kurumlarına, hukuk devleti ilkesine verdiği tahribatlara onlarca örnek birikti. AK Parti’nin kendi milletvekilleri bu sistemden şikayetçiler, meydanlarda bizatihi güçleneceğiz diye propagandasını yaptıkları sistemde kendilerini “Züğür Ağa” gibi hissettiklerini ifade ediyorlar. 

Sayın Davutoğlu’nun “siyasal” ve “yönetimsel” kriz yaşadığımız için ekonomik kriz yaşıyoruz dediği bu. 

Kişisel yönetime tavan yaptıran, kurumsal yönetimi zayıflatan bu hükümet sisteminde ekonominin başına Daron Acemoğlu gelse… Ekonomiyi düzeltebilir mi?

Kurumlarıyla ve kurallarıyla, hukuk devleti ilkesiyle güven inşası tesis edilmedikçe imkansız.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —